اِلَّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ هُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 42. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: bağışlayıcı, aziz, duhan suresi, duhan 42, ilahi rahmet, duhan suresi 42. ayet, allah, rahim, rahmet
-
“Ancak Allah’ın rahmetine mazhar olanlar müstesna. Allah izzet ve rahmet sahibidir.”
Ancak Allah’ın rahmetine mazhar olanlar müstesna. Yani Allah’ın merhamet buyurduğu, lütfettiği, iman yolunu gösterdiği ve tevhit ile rızıklandırdığı kişiler müstesnadır. Çünkü bunlar birbirleri için şefaatçi ve dostturlar, birbirlerine yardım eder ve birbirlerine şefaat ederler. En doğrusunu Allah bilir.
Allah izzet ve rahmet sahibidir. Buradaki “Azîz” kelimesi, düşmanlarından dostlarının intikamını almakta güçlüdür mânasına gelir. “Rahîm” (الرَّحِيمُ) kelimesi de, Ancak Allah’ın rahmetine mazhar olanlar müstesna meâlindeki âyette buyurduğu gibi istisna ettiği müminlere merhametlidir anlamına gelir.
Yorumu Yorumla
-
İllâ (إِلَّا)
İbn Fâris, bu kelimenin bir şeyi genel hükmün dışında tutmak için kullanılan temel istisna edatı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "illâ"nın burada bir önceki ayette zikredilen "hiçbir dostun dostuna fayda vermeyeceği" yönündeki mutlak ve karamsar tabloya bir istisna getirdiğini; bu edatın, ilahi iradenin seçtiği özel bir zümreyi o genel çaresizlikten ayırarak onlara bir çıkış yolu açtığını ifade eder. Mustafa Öztürk, bu edatın retorik işlevinin, mahşerdeki mutlak yalnızlık ve yardımsızlık kuralının tek istisnasının "ilahi rahmet" olduğunu vurgulamak olduğunu; insanın kendi gücüyle değil, ancak bu istisnai lütuf sayesinde selamete erebileceğini simgeleyen bir geçiş noktası olduğunu belirtir.
Men (مَنْ)
İbn Fâris, bu kelimenin akıl sahibi varlıkları niteleyen bir ilgi zamiri olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "men"in burada "her kim ki" anlamında bir genellik taşıdığını ancak "illâ" ile birleşerek bu genelliğin ilahi rahmete mazhar olan özel bir kitleye hasredildiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu zamirin Kur'an'ın antropolojik yapısında bireysel sorumluluğu ve ilahi muhataplığı temsil ettiğini; rahmetin kolektif bir kurtuluştan ziyade, o rahmete layık görülen "kişiler" (özne) üzerinden tecelli ettiğini semantik olarak tahlil eder.
Rahime (رَحِمَ)
İbn Fâris, Re-He-Me kökünün temel anlamının "yumuşaklık, acıma ve şefkat" olduğunu; "rahim" (ana rahmi) kelimesinin de bu kökten gelerek sarmalayan, koruyan ve besleyen bir yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rahmet kavramının bir ihtiyacı gidermek üzere yönelen ilahi bir ihsan olduğunu; bu ayetteki "rahime" fiilinin, Allah'ın kulunu azaptan koruyup onu esenliğe kavuşturmasını, yani o büyük darlık anında kula yönelen en somut ilahi inayeti nitelediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, rahmet kavramını Kur'an'ın ontolojik merkezine yerleştirir; bu fiilin Allah ile insan arasındaki temel ilişki biçimini (merhamet eksenli iletişim) temsil ettiğini, mahşerin o dehşetli atmosferinde tek geçerli pasaportun bu ilahi merhamet eylemi olduğunu analiz eder. Mustafa Öztürk, tarihsel-teolojik bağlamda bu fiilin, insanın kendi ameline veya kabilevi bağlarına güvenmemesi gerektiğini, yegane kurtarıcı gücün Allah'ın merhameti olduğunu vurgulayan bir "selamet garantisi" olduğunu ifade eder.
Allâh (اللَّهُ)
İbn Fâris, bu ismin Elif-Lam-He kökünden gelerek "kulluk edilen, hayretle yönelinen mutlak varlık" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Allah" isminin bütün ilahi sıfatları kendinde toplayan en kapsamlı özel isim olduğunu; burada rahmetin faili olarak zikredilmesinin, merhametin kaynağının bizzat varlığın yegane sahibi olduğunu tescil ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökeni üzerinde durmakla birlikte, Sami dillerindeki (Aramice "Alaha", İbranice "Eloah") ilah kavramlarıyla olan derin tarihsel akrabalığına ve Kur'an'ın bu kelimeyi mutlak monoteizmin (tevhid) odağı olarak nasıl yeniden inşa ettiğine dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, "Allah" isminin Kur'an'ın semantik alanının (semantic field) en tepesinde yer aldığını, bütün diğer kavramların (rahmet, aziz, rahim) bu merkezi isim etrafında anlam kazandığını ve bu ayette rahmetin ancak O'na ait bir yetki olduğunu pekiştirdiğini tahlil eder.
İnnehû (إِنَّهُ)
İbn Fâris, Hemze-Nun-Nun kökünün bir durumu pekiştirmek ve şüpheyi gidermek için kullanıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "inne" edatının yanındaki zamirle (hû) birlikte, bahsedilen bütün bu kurtuluş ve rahmet sürecinin arkasındaki gücün bizzat Allah olduğunu vurgulayan bir "kimlik beyanı" işlevi gördüğünü ifade eder. Mustafa Öztürk, bu edatın ayetin sonunda bir mühür vazifesi görerek, Allah'ın kurtarma eylemindeki kesinliği ve O'nun sıfatlarının sarsılmazlığını muhatabın zihnine nakşettiğini belirtir.
Huve (هُوَ)
İbn Fâris, bunun bir üçüncü tekil şahıs zamiri olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "huve"nin burada bir tahsis (hasr) ifade ettiğini, yani o mutlak güç ve merhametin "sadece ve sadece O'na" ait olduğunu pekiştirdiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu zamirin Kur'an'ın teosentrik (Tanrı merkezli) dilinde Allah'ın aşkınlığını ve biricikliğini (vahidiyet) simgelediğini, rahmet ve izzetin O'ndan başka hiçbir mercide aranamayacağını semantik olarak vurguladığını tahlil eder.
El-Azîz (الْعَزِيزُ)
İbn Fâris, Ayın-Ze-Ze kökünün temel anlamının "güç, galibiyet, sertlik ve nadirlik" olduğunu; "aziz" olanın asla mağlup edilemeyen ve kendisine ulaşılamayan mutlak üstün güç olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın burada Allah'ın merhametinin bir zaafiyetten değil, aksine sonsuz bir kudretten kaynaklandığını gösterdiğini; suçluları cezalandırmaya gücü yettiği halde dilediğine rahmet eden "izzet sahibi" otoriteyi nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, "Aziz" kavramını Kur'an'ın güç semantiği çerçevesinde analiz ederek, bunun siyasi ve ontolojik bir egemenlik terimi olduğunu, Allah'ın kainat üzerindeki mutlak hakimiyetini temsil ettiğini belirtir. Mustafa Öztürk, bu sıfatın Firavun gibi sahte "aziz"lik iddia edenlerin karşısına gerçek ve yenilmez otoriteyi koyduğunu, kurtuluşun ancak bu en yüce güce sığınmakla mümkün olacağını ifade eden tarihsel bir vurgu taşıdığını dile getirir.
Er-Rahîm (الرَّحِيمُ)
İbn Fâris, Re-He-Me kökünden gelen bu ismin, merhametin sürekliliğini ve fiilen tecellisini ifade eden bir mübalağa kalıbı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rahîm" isminin özellikle müminlere ve rahmete layık görülenlere yönelik sürekli, şefkatli ve bağışlayıcı eylemi nitelediğini; Allah'ın kullarına olan merhametinin sadece bir duygu değil, onları selamete ulaştıran aktif bir süreç olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, "Rahman" isminin Tanrı'nın özündeki potansiyel merhameti, "Rahîm" isminin ise bu merhametin yaratılanlar üzerindeki somut ve kesintisiz etkisini temsil ettiğini semantik olarak tahlil eder. Sadık Kılıç, ayetin bu isimle bitmesinin, ilahi adaletin (izzetin) sonunda mutlaka merhametle (rahîm) dengelendiğini ve varoluşun nihai sonucunun inananlar için lütuf olduğunu simgeleyen varoluşsal bir müjde olduğunu vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla