Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 33. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 33. Ayet

    وَاٰتَيْنَاهُمْ مِنَ الْاٰيَاتِ مَا ف۪يهِ بَلٰٓؤٌا مُب۪ينٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve âteynâhum mine-l-âyâti mâ fîhi belâun mubîn(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Onlara, kendileri için apaçık imtihan içeren mûcizeler verdik.”

      Âyetteki “belâun mübîn” (بَلَاءٌ مُبِينٌ) ifadesi, iki mânaya gelir. Birincisi, apaçık bir imtihan mânasına gelir; bundan maksat da Cenâb-ı Hakk’ın onları belâ ve zorluk çeşitleriyle imtihan etmesidir. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, büyük nimetler mânasına gelir; bundan maksat da Allah’ın onlara lütfetmiş olduğu kudret helvası, bıldırcın eti, bulutların gölgelemesi, taştan pınar fışkırması, denizi yarıp onları karşı sahile geçirmesi ve düşmanlarını denizde boğması gibi sayılamayacak derece fazla nimetleridir. Bu da Bakara sûresinde belirtilmiştir. “Bu size reva görülenlerde Rabb’inizden büyük bir imtihan vardı”. Yani Rabb’inizden gelen büyük bir nimettir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ve âteynâhum (وآتيناهم)

        İbn Fâris, Hemze-Te-Ye kökünün temel anlamının bir yere gelmek, varmak ve bir şeyi ulaştırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "itâ" (vermek) eyleminin, bir şeyi bizzat veya bir vasıta aracılığıyla muhataba ulaştırmak, ona malik kılmak anlamına geldiğini; buradaki kullanımın Allah'ın İsrailoğullarına yönelik mutlak lütfunu ve onlara bahşedilen mucizevi imkanları ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, verme eylemini Kur'an'ın ontolojik iletişim ve rızık modelinde tahlil eder; bu fiilin dikey boyuttan (İlahi kat) yatay boyuta (insanlık tarihi) yapılan bir aktarımı simgelediğini, İsrailoğullarına verilenlerin sadece maddi değil, aynı zamanda manevi birer "armağan" (gift) niteliği taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu kelimenin, İsrailoğulları'nın Mısır'dan çıkış sürecinde ve sonrasında karşılaştıkları denizin yarılması, bulutların gölge yapması, kudret helvası gibi somut ve olağanüstü nimetlerin onlara bizzat "bahşedilmesini" ifade ettiğini dile getirir.

        El-Âyâti (الآيات)

        İbn Fâris, Elif-Ye-Ye kökünün asıl anlamının bir şeyi tanımaya yarayan belirgin işaret ve alamet olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, âyet kavramının duyularla algılanabilen ve kendisinden başka gizli bir hakikate (Allah'ın gücüne) delalet eden her türlü zahir işaret olduğunu; bu bağlamda İsrailoğullarına gösterilen mucizelerin her birinin ilahi iradenin birer imzası olduğunu belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Arapça olmakla birlikte, "İlahi mucize" ve "vahiy parçası" anlamındaki teknik derinliğinin, Sami dillerindeki (İbranice 'oth', Süryanice 'âthâ') kutsal işaret terminolojisiyle paralel bir gelişim gösterdiğini tahlil eder. Toshihiko Izutsu, âyet kavramının Kur'an'ın semantik dünyasının ana direği olduğunu, evrendeki her olayın ve peygamberlerin gösterdiği her harikanın insanı Allah'ın varlığına götüren birer "semantik işaret" (sign) olarak kurgulandığını analiz eder. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ'ın kutsal metin geleneği içerisinde âyetlerin, Tanrı'nın tarihe müdahalesini belgeleyen "mucizevi kanıtlar" (mirabilia) olarak sunulduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin tarihsel bağlamda Musa peygamberin elinde tecelli eden dokuz büyük mucizeye ve çölde kendilerine sunulan harikulade nimetlere doğrudan bir atıf olduğunu savunur.

        Belâun (بلاء)

        İbn Fâris, Be-Lam-Vav kökünün bir şeyi denemek, sınamak, eskitmek ve iç yüzünü ortaya çıkarmak için bir işleme tabi tutmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bela kavramının hem nimetle (hayır) hem de musibetle (şer) yapılan imtihanı kapsadığını; "bela-i mübin" tamlamasının burada İsrailoğullarına verilen o büyük mucizelerin aslında onları şükür veya nankörlük ekseninde sınamak için tasarlanmış birer "imtihan" olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Arap dini lügatindeki imtihan ve sınama anlamındaki kullanımının, İbrahimi dinlerin "tanrısal deneme" (trial) konseptiyle olan kavramsal bütünlüğüne dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bela eylemini Kur'an'ın ahlaki antropolojisi çerçevesinde inceler; insanın refah ve güç (nimet) anındaki ahlaki duruşunu test eden bu sürecin, kişinin içsel hakikatini dışa vuran ontolojik bir kriz anı olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin insanın varoluşsal potansiyelini gerçekleştirmesi için önüne konulan büyük bir imkan ve sorumluluk olduğunu; İsrailoğulları'nın seçilmişliğinin aynı zamanda çok ağır ve "apaçık" bir sınanma (bela) süreciyle ikizleştiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki belanın doğrudan "nimet" anlamında mı yoksa "imtihan" anlamında mı olduğu yönündeki tartışmalara değinerek, Kur'an'ın nimetin kendisini bir sınav aracı olarak konumlandırdığını, dolayısıyla İsrailoğulları'na verilen her lütfun aslında onların sadakatini ölçen tarihsel bir sınav olduğunu ifade eder.

        Mubînun (مبين)

        İbn Fâris, Be-Ye-Nun kökünün asıl anlamının bir şeyin diğerlerinden ayrılması, netleşmesi ve kapalılığın ortadan kalkması olduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, mübîn sıfatının hem "kendi içinde apaçık olan" hem de "başkasına hakkı batıldan ayırarak açıklayan" manasına geldiğini; bu ayetteki imtihanın (bela) hiç kimsenin inkar edemeyeceği, her türlü şüpheyi gideren sarsıcı bir netlikte olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın Kur'an'ın epistemolojisinde "hakikat" ile "muğlaklık" arasındaki sınırı çizdiğini, İsrailoğullarına sunulan kanıtların ve tabi tutuldukları sınavın mutlak bir şeffaflık taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, mübîn kelimesinin ilahi iradenin insan idrakine sunduğu o "ezici netliği" ifade ettiğini, insanın bu netlik karşısında iradi bir seçim yapmak zorunda bırakıldığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji bağlamında bu nitelemenin, İsrailoğulları'nın gördükleri mucizelerin ve yaşadıkları nimetlerin "apaçık birer imtihan" olduğunu; onların ileride sergileyecekleri inkar ve sapmaların hiçbir mazeretinin kalamayacağını gösteren retorik bir vurgu olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X