وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلٰى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَم۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 32. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: seçilmişlik, duhan suresi 32. ayet, duhan 32, imtihan, ilim, duhan suresi, açık ayetler, bilgi
-
"Bunları, bilerek çağdaşları olan topluluklara tercih ettik."
İsrailoğulları’nın Tercih Edilmesinin Sebebi
Yani İsrâiloğulları’nı tercih ettik. Buradaki bilerek sözü, farklı mânalara gelir. Birincisi, onlara verip başkalarına vermediğimiz ilim sebebiyle onları tercih ettik. Bu da, bütün topluluklarda ilmin fazileti ve şerefi ortaya çıksın diyedir. En doğrusunu Allah bilir. İkincisi, onlar hakkında tarafımızdan bilinen bazı özellikler ve sebepler yüzünden onları başkalarına tercih ettik. Bu sebepler ve özellikler başkaları hakkında bilinmemektedir. Bu yüzden onlar bütün topluluklara tercih edilmeyi hak etmişlerdir. Üçüncüsü, ilim sebebiyle başkalarını onlara muhtaç kıldık, dolayısıyla onlar, başkalarına ihtiyaç duydukları bilgileri öğretmeleri sebebiyle seçilmiş ve fazilet kazanmış duruma geldiler. Böylece onlar, hocanın talebeye karşı olan üstünlüğünü kazanmış oldular. Bu, Araplar mevâlîden daha üstündür dediğimiz gibidir; çünkü mevâlî, hem dillerini ve hem de ihtiyaç duydukları şeyleri öğrenmek için Araplar'a muhtaç idi. Mevâlînin kendilerine muhtaç olmaları sebebiyle Araplar onlardan üstün kabul edilirdi. Bundan dolayı Kureyş kabilesi de diğer Araplar'a üstün kabul edilirdi; çünkü diğer Araplar bazı bilgileri öğrenmek konusunda Kureyş kabilesine muhtaç idiler ve ancak onlar sayesinde bu ihtiyaçlarına ulaşabiliyorlardı. Bundan dolayı Kureyş, diğer Araplar'a üstün görülürdü. Buna göre Bunları, bilerek çağdaşları olan topluluklara tercih ettik mealindeki âyet de nesneleri tanımak konusunda diğerlerini İsrâiloğulları'na muhtaç kıldı, bu sayede onlar diğerlerine karşı tercih edilmeyi ve üstün gelmeyi hak ettiler mânasına gelir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
İhtarnâhum (اخترناهم)
İbn Fâris, Ha-Ye-Ra kökünün bir şeyin diğerinden üstün, seçkin ve daha hayırlı olması anlamına geldiğini; seçme (ihtiyar) eyleminin de bir şeyin en iyi, en saf ve en faydalı kısmını ayırıp almak manasına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ihtiyar kavramının rastgele bir tercihi değil, seçilen varlıktaki gizli bir "hayır" ve liyakat üzere yapılan bilinçli seçimi ifade ettiğini; ayette İsrailoğulları'nın belirli bir tarihsel ve dini misyon için diğerleri arasından süzülüp çıkarılmasını nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, seçilme (istıfâ/ihtiyar) kavramını Kur'an'ın ontolojik hiyerarşisinde tahlil eder; bu eylemin ilahi iradenin dikey boyuttan beşeri düzleme yaptığı özel bir müdahale olduğunu ve seçilen topluluğa metafizik bir statü kazandırdığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu seçimin ilahi iradenin egemenliğinde gerçekleşen bir "murad" olduğunu, seçilen topluluğun bu seçimi kendi güçleriyle değil, ilahi bir lütuf ve takdirle elde ettiklerini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu seçimin mutlak bir ahlaki üstünlük beratı olmadığını, aksine o dönemdeki diğer topluluklara (örneğin Firavun kavmine) kıyasla tevhid inancını taşımaya en uygun veya ehil olanın belirlenmesi şeklindeki tarihsel ve görev odaklı bir tercih olduğunu ifade eder.
İlmin (عِلْمٍ)
İbn Fâris, Ayın-Le-Me kökünün temel anlamının bir şeyi olduğu gibi idrak etmek, onu diğerlerinden ayıran bir işaret (alâmet) ve iz taşımak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının eşyanın hakikatine dair kesin ve şüphesiz bilgi olduğunu; ayetteki "bir bilgi üzere" (alâ ilmin) kaydının, bu seçimin ilahi hikmete dayandığını, Allah'ın onların iç hallerini, geleceklerini ve potansiyellerini tam olarak bildiği bir düzlemde gerçekleştiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, ilim kavramını cahiliye dönemindeki "zann"ın (tahminin) zıddı olarak konumlandırır; İsrailoğulları'nın seçilmesinin sağlam bir ontolojik zemine ve mutlak ilahi bilgiye dayalı bir karar olduğunu semantik olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, buradaki ilmin sadece teknik bir bilgi değil, varoluşsal bir ölçü ve takdir olduğunu; ilahi "Alîm" sıfatının tarih sahnesindeki tecellisini ve beşer üstü bir planın kuşatıcılığını simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu vurgunun, seçilen kavmin hiçbir gizli halinin Allah'a kapalı olmadığını, onların hem liyakatlerinin hem de ileride gösterecekleri nankörlüklerin bu "bilgi" dahilinde olduğunu ve seçimin bu kapsamlı planın bir parçası olarak yapıldığını dile getirir.
El-Âlemîn (العالمين)
İbn Fâris, Ayın-Le-Me kökünden türeyen bu kelimenin, yaratıcının varlığına işaret eden (alem/alâmet) her türlü varlık türünü, türleri ve toplulukları kapsadığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, âlemîn kavramının Allah dışındaki bütün varlıkları (mâ-sivâ) ifade ettiğini, ancak bu ayetteki bağlamın özellikle "insan toplulukları ve milletler" ile sınırlı olduğunu kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapçadaki kök yapısıyla uyumlu olmakla beraber, "evrenler/milletler" (âlemîn) şeklindeki kullanımının İbranice "olam" ve Aramice/Süryanice "âlmâ" (dünya/çağ) kavramlarıyla olan derin semantik akrabalığına ve Ehl-i Kitap terminolojisinin Kur'an lügatindeki yansımasına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, âlemîn kelimesinin Kur'an kozmolojisindeki kapsayıcılığını tahlil eder; buradaki seçilmenin diğer bütün insan topluluklarına karşı bir öncelik kazandırdığını belirtir. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ dini paradigmasında "âlemîn" kavramının bir çağın insanlarını veya belirli bir dünya düzenini ifade ettiğini; Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak İsrailoğulları'nın o dönemdeki küresel/evrensel konumuna işaret ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel-eleştirel bir perspektifle bu kelimenin "tüm evrenleri ve zamanları" değil, İsrailoğulları'nın kendi çağdaşı olan toplulukları (muasırlarını) ifade ettiğini; bu üstünlüğün ve önceliğin o zamanın şartlarıyla sınırlı, tarihsel bir seçilmişlik olduğunu güçlü bir şekilde savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla