Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 30. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 30. Ayet

    وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُه۪ينِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve lekad necceynâ benî isrâ-île mine-l’ażâbi-lmuhîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      30-31. “Gerçekten İsrâiloğulları’nı aşağılayıcı bir azaptan, Firavun’un işkencesinden kurtarmış olduk. O haddi aşan, ululuk taslayan birisiydi.”

      Gerçekten İsrâiloğulları’nı aşağılayıcı bir azaptan kurtardık. İki âyete bazıları şöyle mâna verdi; İsrâiloğullarını, Firavun ve kavmi gibi denizde boğulmaktan kurtardık. Allah onları denizde boğdu, bunları ise kurtardı. Allah İsrâiloğulları’nı içinde yaşadıkları Firavun ve kavminin kendilerini öldürmek, hizmetçi ve köle olarak kullanılmak gibi mâruz kaldıkları azaptan kurtardı mânasına da gelebilir. Cenâb-ı Hak İsrâiloğulları’nı onların arasından çıkararak bu halden kurtardı. En doğrusunu Allah bilir. Bu mâna daha uygun gözükmektedir. Çünkü Allah Teâlâ, İsrâiloğulları’nı aşağılayıcı bir azaptan, Firavun’un işkencesinden kurtardık buyurmaktadır. Çünkü O haddi aşan, ululuk taslayan birisiydi. Yani onları ezen ve çeşitli işkencelerle kahreden biriydi. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Naccaynâ (نجينا)

        İbn Fâris, Nun-Cim-Vav kökünün temel anlamının yükseklik, bir şeyden ayrılıp kurtulmak ve serbest kalmak olduğunu; bir engeli aşarak selamete erme eyleminin bu kökle ifade edildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tenciye" (kurtarma) eyleminin, bir varlığı içine düştüğü darlıktan, sıkıntıdan veya helak edici bir durumdan çekip çıkararak genişliğe kavuşturmak olduğunu; ayette İsrailoğulları'nın Mısır'daki esaret ve ölüm kıskacından ilahi bir müdahale ile çekilip alınmasını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, kurtuluş (necat) kavramının Kur'an'ın ontolojik haritasında "zulüm" ve "azap" durumunun tam zıddı olarak konumlandığını; ilahi iradenin tarihe müdahale ederek mazlum bir topluluğu fiziksel ve siyasi bir hapishaneden (Mısır'dan) çıkarmasını simgeleyen temel bir kurtuluş semantiği olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, Yahudi tarihindeki o büyük "çıkış" (Exodus) olayının mutlak bir tarihsel gerçeklik ve tamamlanmış bir ilahi vaat olarak teyit edildiğini; İsrailoğulları'nın kölelik statüsünden özgür millet statüsüne geçişindeki o kritik kırılma noktasını nitelediğini ifade eder.

        Benî İsrâîl (بني إسرائيل)

        El-Cevâlîkî, El-Mu'arreb adlı eserinde bu ismin Arapça kökenli olmadığını (a'cemi), İbranice bir kökten gelerek Arapçalaştığını belirtir. Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an çalışmasında "İsrail" kelimesinin İbranice "Yisra'el" (Tanrı ile güreşen veya Tanrı'nın prensi) ifadesinden geldiğini; Kur'an'ın bu özel ismi Yakub peygamberin soyundan gelen ve Mısır'da zulüm gören o meşhur teolojik-etnik topluluğu nitelemek için kullandığını detaylandırır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "İsrâ" (kul/seçilmiş) ve "İl" (Tanrı) kelimelerinden oluştuğunu, dolayısıyla "Allah'ın kulu" manasına geldiği yönündeki klasik dilbilimci görüşlerini aktarır. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ bağlamında bu kavramın sadece bir kavim adı değil, aynı zamanda ilahi ahdin muhatabı olan kutsal bir cemaat kimliğini temsil ettiğini; Kur'an'ın bu ismi kullanarak Hz. Muhammed'un muhataplarına kadim bir peygamberlik ve kurtuluş geleneğini hatırlattığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji açısından bu ismin Mısır'da paryalaştırılmış, mülksüzleştirilmiş ve ağır işlerde çalıştırılarak "insan-altı" bir statüye indirgenmiş mazlum bir halkın kolektif kimliğini simgelediğini ifade eder.

        El-Azâb (العذاب)

        İbn Fâris, Ayın-Zel-Be kökünün asıl anlamının engellemek ve bir şeyi yapmaktan alıkoymak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki azap kavramının doğrudan Firavun'un İsrailoğulları'na uyguladığı o sistematik şiddeti, köleliği ve fiziksel işkenceleri kapsadığını; insanın ruhsal ve bedensel bütünlüğünü bozan her türlü baskıyı ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, azap kavramının burada ilahi bir cezadan ziyade, insanın insana uyguladığı tağuti bir baskı olarak semantik bir kayma yaşadığını; İsrailoğulları'nın içinde bulunduğu o varoluşsal daralmayı ve acı dolu hayatı nitelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda Mısır'daki ağır kölelik koşullarına, erkek çocukların öldürülmesine ve halkın onurunun ayaklar altına alınmasına yönelik somut bir sosyopolitik eleştiri niteliği taşıdığını ifade eder.

        El-Mühîn (المهين)

        İbn Fâris, He-Vav-Nun kökünün asıl anlamının hafiflik, zayıflık ve alçaklık (havn) olduğunu; bir şeyi değersizleştirmek ve onu aşağılamak eyleminin bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mühîn" sıfatının sadece acı veren değil, aynı zamanda muhatabı küçük düşüren, onurunu kıran, onu sefil ve rezil bir duruma sokan aşağılayıcı nitelikteki durumlar için kullanıldığını açıklar. Toshihiko Izutsu, bu sıfatın azabın niteliğini belirlediğini; Firavun'un uyguladığı şiddetin sadece fiziksel bir acı değil, aynı zamanda insanın ontolojik haysiyetini hedef alan, onu zelil kılan bir aşağılama sistemi olduğunu semantik olarak analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın insan onuruna yönelik bir saldırıyı ifade ettiğini; İsrailoğulları'nın maruz kaldığı azabın onları sadece bedenen değil ruhen de çökerten, insanlık onurlarını hiçe sayan alçaltıcı bir mahiyette olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji bağlamında bu nitelemenin Mısır oligarşisinin kölelerine karşı takındığı o kibirli ve hor görücü tavra işaret ettiğini; İsrailoğulları'nın toplumda en alt tabaka olarak görülüp her türlü aşağılamaya maruz bırakılmalarını tasvir eden vurucu bir sıfat olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X