Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 27. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 27. Ayet

    وَنَعْمَةٍ كَانُوا ف۪يهَا فَاكِه۪ينَۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve na’metin kânû fîhâ fâkihîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      25-27. “Geride nice bahçeler, su kaynakları, ekili ürünler ve iyi bir konum, vaktiyle içinde yüzdükleri refah bıraktılar.”

      Buradaki “fâkihîn” (فَاكِهِينَ) kelimesi faydalandıkları nimetler mânasına gelir, Bazıları buna hayretler içinde kaldıkları nimetler mânasını verdi. Sonra insanlardan bazıları şöyle dedi; Bu âyet-i kerîme, başka bir âyetin zâhirine aykırı düşmektedir. O âyet şudur: “Mûsâ, şöyle dedi, Ey Rabb’imiz! Artık onların servetlerini silip yok et, kalplerine sıkıntı ver!”. Sonra Allah, “İkinizin de duası kabul edildi” buyurdu. Hz. Mûsâ ve Hârun’un yapmış oldukları “Onların servetlerini silip yok et!” şeklindeki duaları kabul edildiğine göre kesinlikle servetleri yok edilmiştir. Öyleyse Geride nice bahçeler, su kaynakları bıraktılar demenin mânası nedir? Ayrıca “İşte böyle oldu. Biz de bunları başka bir topluluğa miras olarak verdik” meâlindeki âyetin de mânası nedir? Bize göre ise bu iki âyet arasında aykırılık yoktur. Çünkü onların sahip oldukları zînetleri ve özellikle altın, gümüş gibi mallarını yok etmesi caizdir. Fakat onların sahip oldukları bağları, bahçeleri ve benzeri mallarını yok etmemiş, onları olduğu gibi İsrâiloğulları’na bırakmıştır. Bunu da âyette şöyle ifade etmiştir: (Duhan, 28​)​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nâ'metin (وَنَعْمَةٍ)

        İbn Fâris, Nun-Ayın-Mim kökünün asıl anlamının yumuşaklık, incelik, rahatlık ve pürüzsüzlük olduğunu belirtir; ni'met kelimesinin bu kökten hareketle insanın hayatını kolaylaştıran, ona konfor ve esenlik sağlayan her türlü maddi ve manevi imkanı ifade ettiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, nimetin insanın iyi, hoş ve arzu edilir bulduğu her türlü hal ve mevhibe olduğunu; ayette Firavun ve kavminin sahip olduğu o refah dolu yaşantıyı, lüksü ve ekonomik bolluğu nitelediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, nimet kavramının Kur'an'ın etik-dini yapısında, özellikle şükür ve küfür (nankörlük) diyalektiğinin merkezinde yer aldığını; başlangıçta dünyevi ve maddi bir refahı ifade eden bu kelimenin, Kur'an'da Tanrı'nın kullarına yönelik en somut iyilik ve bağışı olarak ontolojik bir derinlik kazandığını semantik boyutta inceler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji bağlamında bu kelimenin Mısır aristokrasisinin ve yönetici seçkinlerinin içinde yüzdüğü o görkemli hayat tarzına, Nil'in sağladığı tarımsal zenginliğin getirdiği ekonomik rahatlığa ve mülkiyet güvenliğine doğrudan bir atıf olduğunu ifade eder.

        Kânû (كَانُوا)

        İbn Fâris, Kef-Vav-Nun kökünün asıl anlamının bir şeyin meydana gelmesi, var olması, sabitlenmesi ve bir halde bulunması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin geçmiş zaman kipiyle (kânû) kullanılmasının, söz konusu durumun bir zamanlar var olduğunu ve süreklilik arz ettiğini, ancak artık o halin sona erdiğini ve geçmişte kaldığını bildirdiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin Kur'an'da ontolojik bir durumu betimlediğini; Firavun kavminin o nimetler içindeki varoluşsal halini ve o hayata nasıl kök saldıklarını simgelediğini tahlil eder.

        Fîhâ (فِيهَا)

        İbn Fâris, bir şeyin içinde bulunmayı, kapsanmayı ve yerleşmeyi ifade eden bu edatın, zamirle (hâ) birleşerek o zenginlik ve nimetlerin (cennetler, pınarlar, makamlar) bizzat içine gömülmüş olma durumunu nitelediğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin varoluşsal bir kuşatılmışlığı simgelediğini; Firavun ve ahalisinin nimetlerin sadece yanında veya üstünde değil, bizzat o refah atmosferinin içinde, onunla bütünleşmiş bir halde yaşadıklarını vurgular.

        Fâkihîn (فَاكِهِينَ)

        İbn Fâris, Fe-Kef-He kökünün temel anlamının meyve (fâkihe) ve insana neşe veren, onu güldüren, hoş vakit geçirmesini sağlayan her türlü söz ve eylem olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem meyvelerden tat almayı hem de şakacı, neşeli, gamsız ve zevk içinde bir hayat sürmeyi ifade ettiğini; fâkihîn sıfatının, o nimetler içinde hiçbir kaygı duymadan, sadece lezzet ve eğlence peşinde koşan gamsız topluluğu nitelediğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Arapça olduğunu kabul etmekle birlikte, meyve ve zevk arasındaki semantik bağın Sami dillerindeki (özellikle Aramicedeki 'pqh' - neşelenmek/açılmak) benzer kullanımlarla paralelliğine dikkat çeker. Christoph Luxenberg, kelimeye Süryani-Arami bir okuma önererek, bunun sadece sıradan bir meyve yeme veya neşelenme olmadığını, belirli bir lüks tüketim kültürüne işaret eden teknik bir terim olabileceğini ileri sürer. Toshihiko Izutsu, fâkihe ve türevlerinin Kur'an'ın hedonistik (zevkçi) tasvirlerinde önemli bir yer tuttuğunu; fâkihîn kelimesinin, dünyevi nimetlere dalarak eskatolojik gerçekleri (ahireti) unutan, hayatı sadece bir eğlence ve tüketim nesnesi olarak gören o yüzeysel ve mağrur insan tipolojisini mükemmel bir şekilde yansıttığını semantik olarak analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu kelimenin Mısır oligarşisinin o kaygısız, şatafatlı ve eğlence merkezli yaşam tarzını betimlediğini; onların azabın eşiğindeyken bile ne denli bir gaflet ve zevk sarhoşu içinde olduklarını tasvir eden sosyolojik bir niteleme olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X