كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 25. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: boğulma, bahçeler, duhan suresi 25. ayet, geride kalanlar, açık deniz, pınarlar, duhan 25, duhan suresi
-
25-27. “Geride nice bahçeler, su kaynakları, ekili ürünler ve iyi bir konum, vaktiyle içinde yüzdükleri refah bıraktılar.”
Buradaki “fâkihîn” (فَاكِهِينَ) kelimesi faydalandıkları nimetler mânasına gelir, Bazıları buna hayretler içinde kaldıkları nimetler mânasını verdi. Sonra insanlardan bazıları şöyle dedi; Bu âyet-i kerîme, başka bir âyetin zâhirine aykırı düşmektedir. O âyet şudur: “Mûsâ, şöyle dedi, Ey Rabb’imiz! Artık onların servetlerini silip yok et, kalplerine sıkıntı ver!”. Sonra Allah, “İkinizin de duası kabul edildi” buyurdu. Hz. Mûsâ ve Hârun’un yapmış oldukları “Onların servetlerini silip yok et!” şeklindeki duaları kabul edildiğine göre kesinlikle servetleri yok edilmiştir. Öyleyse Geride nice bahçeler, su kaynakları bıraktılar demenin mânası nedir? Ayrıca “İşte böyle oldu. Biz de bunları başka bir topluluğa miras olarak verdik” meâlindeki âyetin de mânası nedir? Bize göre ise bu iki âyet arasında aykırılık yoktur. Çünkü onların sahip oldukları zînetleri ve özellikle altın, gümüş gibi mallarını yok etmesi caizdir. Fakat onların sahip oldukları bağları, bahçeleri ve benzeri mallarını yok etmemiş, onları olduğu gibi İsrâiloğulları’na bırakmıştır. Bunu da âyette şöyle ifade etmiştir: (Duhan, 28)
Yorumu Yorumla
-
Kem (كم)
İbn Fâris, Ke-Mim kökünün sayı ve miktar bildiren bir kapalılığı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem soru (istifham) hem de çokluk bildiren bir haber (tekis) amacıyla kullanıldığını, burada ise Firavun ve kavminin geride bıraktığı nimetlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu vurgulayan edebi bir "çokluk" anlamı taşıdığını kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki retorik işlevine değinerek, muhatapların zihninde bıraktıkları zenginliğin devasalığını canlandırmak için seçildiğini ve bir zamanlar sahip olunan o muazzam gücün nasıl bir anda terk edildiğine dair sarsıcı bir hatırlatma yaptığını ifade eder.
Terekû (تركوا)
İbn Fâris, Te-Re-Ke kökünün temel anlamının bir şeyi kendi hali üzere bırakmak, ondan ayrılmak ve onu geride tutmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "terk" eyleminin bazen isteyerek (ihtiyar) bazen de zorunlulukla (zaruret) gerçekleştiğini, Firavun ve ordusunun bu cennet gibi bahçeleri ve su kaynaklarını kendi arzularıyla değil, ilahi takdirin ve ölümün zorlamasıyla mecburen geride bıraktıklarını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik yapısında "terk" kavramını mülkiyet ve sonluluk ekseninde inceler; yeryüzünde mutlak mülkiyet iddiasında bulunan bir gücün (Firavun), ölüm ve azap anında sahip olduğu her şeyden nasıl koparıldığını ve bu kopuşun yarattığı varoluşsal boşluğu nitelediğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin geçmiş zaman kipiyle kullanılmasının, o muazzam zenginliğin artık ulaşılamaz bir geçmişte kaldığını ve tarihin tozlu sayfalarına karıştığını vurgulayan tarihsel bir kesinlik taşıdığını ifade eder.
Cennâtin (جنات)
İbn Fâris, Ce-Ne-Ne kökünün asıl anlamının "örtmek ve gizlemek" olduğunu; bahçelere, ağaçlarının yoğunluğuyla yerin üzerini örttüğü için "cennet" denildiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin meyve ağaçları ve yeşilliklerle bezenmiş, toprağı gölgeleyen huzurlu mekanları ifade ettiğini, buradaki çoğul kullanımın Mısır'daki tarımsal zenginliğin ve Nil vadisindeki geniş bahçelerin çeşitliliğine işaret ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökeni üzerinde durmakla birlikte, bahçe anlamındaki teknik kullanımının diğer Sami dilleriyle (Aramice 'ginnathâ', İbranice 'gannâ') ve hatta eski Farsça 'pardaiza' kavramıyla olan tarihsel ve terminolojik etkileşimini, Kur'an'ın bu kelimeyi yüksek refah seviyesini betimleyen evrensel bir dini terim olarak kullandığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, "cennet" kavramının Kur'an'ın semantik dünyasında sadece ahiret mekanı değil, aynı zamanda yeryüzündeki azgın güçlere (Firavun gibi) verilen geçici dünyevi nimetlerin ve refahın en üst sembolü olduğunu tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel sosyoloji bağlamında bu kelimenin Mısır'ın o dönemdeki gelişmiş tarım kültürüne, Nil nehri etrafındaki meyveliklere ve aristokrasinin sahip olduğu özel mülklere doğrudan bir atıf olduğunu savunur.
Uyûnin (عيون)
İbn Fâris, Ayın-Ye-Ne kökünün asıl anlamının "bir yerden fışkıran su kaynağı" (pınar) ve "görme organı" (göz) olduğunu; suyun berraklığı ve akışkanlığı ile gözün niteliği arasındaki semantik bağa dikkat çeker. Râgıb el-İsfahânî, "ayn" (kaynak) kelimesinin çoğulu olan "uyûn"un, toprağın içinden doğal bir şekilde kaynayan ve tarımı canlandıran su pınarları anlamına geldiğini, Mısır'daki o zengin sulama imkanlarını ve hayat pınarlarını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda Nil'in kollarını ve nehrin beslediği geniş sulama kanallarını, havuzları ve doğal su kaynaklarını ifade ettiğini; Firavun'un iktidarının en büyük dayanağı olan suyun (ekonomik gücün) artık onlardan tamamen koptuğunu tasvir ettiğini dile getirir.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla