Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 24. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 24. Ayet

    وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْواًۜ اِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vetruki-lbahra rahvâ(en)(s) innehum cundun muġrakûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Denizde açılan yolu olduğu gibi bırak, onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur.”

      Denizde açılan yolu olduğu gibi bırak! Hz. Mûsâ denizi geçtikten sonra sanki suyun birbirine kavuşması ve Firavun ile kavminin arkalarından gelememesi için asasını denize vurmayı düşünmüştü de Cenâb-ı Hak, denizde açılan yolu olduğu gibi bırak, çünkü onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur, buyurmuştu. Âyette geçen “rahven (رَهْوًا) kelimesinde ihtilaf edilmiştir. Bazıları onun Farsça’dan Arapça'laştırılmış bir kelime olduğunu söyledi, denizi açık bırak mânasına gelir. Bazı dilciler de, sakin bırakmak mânasına geldiğini söyledi. Bazıları da bitişik bırak dedi. Bu, Ebû Avsece’nin sözüdür. Müfessirler buna kuru bırak diye mâna verdiler ve delil olarak da şu âyeti gösterdiler: “Onlara denizde kupkuru bir yol aç”. Onlar boğulmaya mahkûm bir ordudur. Allah onlara Firavun'u ve ordusunu boğacağını vâdetmişti, bunu da yaptı.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vatruk (واترك)

        İbn Fâris, Te-Re-Ke kökünün temel anlamının bir şeyi kendi haline bırakmak, terk etmek ve ondan ayrılmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin bir şeyi kasten ve belirli bir amaç doğrultusunda geride bırakmak anlamına geldiğini; Hz. Musa'ya denizi o haliyle (yarıldığı şekilde) bırakması emredilerek ilahi iradenin bir sonraki aşamasına zemin hazırlandığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu emir kipinin tarihsel bağlamda Musa'nın endişesine bir cevap olduğunu; denizin kapanıp kendilerini yakalamasından korkan Musa'ya, denizi açık ve sakin bırakması yönünde bir ilahi strateji iletildiğini vurgular.

        El-Bahra (البحر)

        İbn Fâris, Be-Ha-Ra kökünün genişlik, bolluk ve bir şeyi yarmak/açmak anlamlarına geldiğini belirtir; denizin genişliği ve derinliği sebebiyle bu ismi aldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin büyük su kütlelerini ifade ettiğini ve Kur'an'daki kullanımının genellikle ilahi kudretin ve mucizelerin sergilendiği bir mekan olarak karşımıza çıktığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arapça kökenli olmakla birlikte, dini literatürdeki kullanımı ve kozmolojik bağlamının Sami dilleri (özellikle Aramice) ile ortak köklere sahip olduğunu ve kadim Ortadoğu medeniyetlerinde denizin hem kaosun hem de ilahi müdahalenin alanı olarak görüldüğünü belirtir. Toshihiko Izutsu, deniz kavramının Kur'an'ın ontolojik haritasında bazen bir lütuf (nimet) bazen de ilahi bir ceza ve yok oluş mekanı olarak dualistik bir işlev gördüğünü semantik olarak analiz eder.

        Rahven (رهوا)

        İbn Fâris, Ra-He-Ve kökünün durgunluk, sükunet, açıklık ve iki şey arasındaki geniş mesafe anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin denizin yarıldıktan sonraki o geniş, açık ve sakin halini nitelediğini; Hz. Musa'ya denizi eski haline döndürmek için acele etmemesi, onun inananların geçmesi için oluşturulan o açık ve huzurlu halini koruması yönünde bir talimat verildiğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin "sakin, açık ve geniş" anlamlarına geldiğini belirterek, mucizenin etkisinin devam etmesi ve düşman ordusunun içeri çekilmesi için gereken o sessiz ve geniş yol halini tanımladığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel-eleştirel bir perspektifle bu kelimenin, mucizenin fiziksel gerçekliğini (yarılan suyun arasındaki geniş koridoru) tasvir ettiğini ve Musa'nın denizi hemen kapatma dürtüsüne karşı ilahi bir "sakin kalma" uyarısı olduğunu ifade eder.

        İnnehum (إنهم)

        İbn Fâris, tekit (pekiştirme) bildiren "inne" edatının bir durumun şüphe götürmez kesinliğini ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "onlar" (hum) zamiriyle kastedilen Firavun ve ordusunun akıbetine dair ilahi bir garantinin sunulduğunu, muhatabın (Musa) kalbindeki şüpheyi gidermeyi amaçladığını kaydeder.

        Cundun (جند)

        İbn Fâris, Cim-Nun-Dal kökünün sert toprak ve bir araya getirilmiş, tahkim edilmiş topluluk anlamına geldiğini; askeri birliklerin sarsılmaz bir bütünlük sergilemesi sebebiyle bu ismi aldığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, cünd kavramının belirli bir amaç ve otorite etrafında örgütlenmiş, disiplinli askeri güç olduğunu; ayette Firavun'un o devasa askeri makinesinin tek bir topluluk (cünd) olarak ilahi hükmün nesnesi haline getirildiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Pehlevice (İran dilleri) üzerinden Aramiceye ve oradan Arapçaya geçmiş bir askeri terim olabileceğini, organize orduları nitelemek için kullanıldığını ileri sürer. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'da genellikle ilahi ordu (cundullah) ile tağuti güçler arasındaki ontolojik çatışmayı simgeleyen sosyo-politik bir ünite olarak kullanıldığını tahlil eder.

        Muğrakûn (مغرقون)

        İbn Fâris, Ğa-Ra-Kaf kökünün bir şeyin içine tamamen girmek, boğulmak, kuşatılmak ve sonuna kadar gitmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, iğrak (boğma) eyleminin suyun canlıyı her yönden kuşatarak nefesini kesmesi ve hayatına son vermesi olduğunu; "muğrakûn" (boğulacaklar) sıfatının, Firavun ordusunun kaçınılmaz ontolojik sonunu ve ilahi adaletin su vasıtasıyla tecelli edeceğini kesin bir dille haber verdiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ism-i mef'ul (edilgen sıfat) kullanımının, olayın henüz gerçekleşmeden "olmuş gibi" kesin bir dille ifade edildiğini; Mısır'ın o mağrur ordusunun sular altında kalarak tarihten silineceği o trajik sonun ilahi bir hüküm olarak çoktan verildiğini ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X