يَغْشَى النَّاسَۜ هٰذَا عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 11. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: iman sözü, duhan suresi 11. ayet, duhan suresi, acı azap, dua, duhan 11, azabın kaldırılması, azap
-
“Bütün insanları kuşatan belirgin bir dumana. Bu acı veren bir azaptır.”
O duman, olmuş ve geçmiştir diyenlere göre, bu acı veren bir azaptı. Ancak duman kendilerini kapladığında insanların, bu acı veren bir azaptır demeleri de muhtemeldir; bu mâna, duman olayı henüz vuku bulmamıştır, daha sonra görülecektir diyenlere göredir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Yağşâ (يغشى)
İbn Fâris, Ğa-Şe-Ye kökünün temel anlamının bir şeyi bütünüyle örtmek, kaplamak, gizlemek ve sarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ğaşave eyleminin bir nesnenin üzerini tamamen kapatacak şekilde örtülmesi anlamına geldiğini; ayetteki dumanın (veya felaketin) insanları her yönden kuşatan, kaçış imkanı bırakmayan mutlak bir ihata ediciliğe sahip olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin azabın ontolojik ve psikolojik kuşatıcılığını ifade ettiğini, insanın ilahi irade karşısındaki acziyetini ve kaçacak hiçbir yeri olmamasını varoluşsal bir daralma ve tamamen kaplanma hissiyle aktardığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamına dikkat çekerek, bu kuşatmanın Mekke'de yaşanan şiddetli kıtlık ve kuraklık felaketinin toplumun bütün kesimlerini, istisnasız herkesi derinden etkilemesi ve çaresiz bırakması gerçeğini çarpıcı bir şekilde tasvir ettiğini ifade eder.
En-Nâs (الناس)
İbn Fâris, Nun-Vav-Sin kökünün hareket etmek, çalkalanmak veya Hemze-Nun-Sin (üns) kökünün alışmak, ünsiyet kurmak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nâs kelimesinin "ünsiyet" (sosyalleşme, bir arada yaşama eğilimi) kökünden geldiğini, insanların doğaları gereği birbirlerine ihtiyaç duyan sosyal varlıklar olduğunu ifade eder; ayrıca bu kelimenin unutmak (nisyan) köküyle olan bağlantısına da dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında bu kavramın genellikle ahlaki veya dini bir ayrım gözetmeksizin sıradan insan yığınlarını, beşeriyeti ifade ettiğini; cahiliye dönemindeki kabileci ayrımcılığa karşı Kur'an'ın insanlığı ontolojik olarak eşit ve tek bir kategori altında topladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kelimenin evrensel bir insanlık vurgusundan ziyade, doğrudan o felaketi yaşayan tarihsel muhatapları (Mekkeli müşrikleri ve o günkü şehir halkını) kastettiğini, azabın kabile lideri veya köle ayrımı yapmaksızın bütün toplumu eşitlediğini dile getirir.
Azâbun (عذاب)
İbn Fâris, Ayın-Zel-Be kökünün asıl anlamının engellemek, alıkoymak ve men etmek olduğunu; azabın da kişiyi hayatın tatlarından ve kendi isteklerinden zorla alıkoyan şiddetli acı anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, azap kelimesinin insana hem fiziksel hem de ruhsal olarak elem veren, onu önceki günahkar hallerine dönmekten caydıran (alıkoyan) her türlü şiddetli ceza ve acı için kullanıldığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Arapçada bulunmakla birlikte, teolojik bir terim olarak "ilahi ceza ve işkence" anlamındaki kullanımının Süryanice veya Yahudi-Arami dini lügatinden etkilendiğini, Ehl-i Kitap'ın eskatolojik ceza metinlerindeki kavramların Arap dini diline yerleşmiş hali olabileceğini ileri sürer. Toshihiko Izutsu, azap kavramının Kur'an'ın ahlaki dünya görüşünde "rahmet" kavramının ontolojik zıddı olarak konumlandığını; ilahi lütfu inkar eden (küfür) insanın, evrensel nizamla çatışmasının kaçınılmaz bir sonucu olarak sürüklendiği varoluşsal yıkımı ve eskatolojik cezayı sembolize ettiğini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Mekke dönemindeki sosyolojik gerçekliğe işaret ettiğini, burada bahsedilen azabın soyut ve gelecekteki bir cehennem azabından ziyade, o an yaşanmakta olan açlık, sefalet ve toplumsal çöküşün getirdiği son derece somut, dünyevi bir felaket (kıtlık azabı) olduğunu savunur.
Elîm (أليم)
İbn Fâris, Hemze-Lam-Mim kökünün bedende veya ruhta hissedilen şiddetli sızı, acı ve keder anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, elem kavramının sadece fiziksel bir yaralanmayı değil, kalbe ve ruha işleyen son derece yıpratıcı ve tahammül edilemez ıstırabı ifade ettiğini, "elîm" sıfatının bu acının sürekliliğini, derinden hissedilişini ve şiddetini vurguladığını açıklar. Toshihiko Izutsu, elîm sıfatının Kur'an lügatinde azap kelimesiyle kalıplaşmış bir şekilde kullanıldığını, eskatolojik sahnelerde veya ilahi ceza bildirimlerinde inkarcıların yaşayacağı dehşetin boyutunu artırmak ve muhatabın psikolojisinde sarsıcı bir korku uyandırmak için özel olarak seçilmiş semantik bir pekiştirici olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sıfatın azabın niteliğini belirlediğini, insanın varoluşsal bütünlüğünü parçalayan, hem bedensel algıları hem de ruhsal derinliği aynı anda tahrip eden mutlak ve ontolojik bir acıya işaret ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla