لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ يُحْـي۪ وَيُم۪يتُۜ رَبُّكُمْ وَرَبُّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
“O’ndan başka tanrı yoktur, hayat verir ve öldürür. Sizin Rabb’inizdir, önceden gelip geçmiş ecdadınızın da Rabb’idir.”
O’ndan başka tanrı yoktur. İbadet edilmeye lâyık O’ndan başka mâbut yoktur, İlâh denince Araplar’da, kendisine ibadet edilen mâbut anlaşılır. Buna göre Allah Teâlâ şunu söylemektedir: Sizin taptığınız varlıklar, ibadet edilmeye lâyık değildir, İbadet edilmeye lâyık olan kendisinden başka ilâh bulunmayandır. Cenâb-ı Hakk’ın burada şunu söylemiş olması da mümkündür; Allah’tan başka ulûhiyet ismine lâyık olan kimse yoktur! Sizin İlâh diye İsimlendirdiğiniz nesneler de ilâh değildir. Sonra ilâhı şöyle nitelemektedir: O, hayat verir ve öldürür. Sizin Rabb’inizdir, önceden gelip geçmiş ecdadınızın da Rabb’idir. Yani O, her canlıya can veren ve her diriyi öldürendir. O, sizin de, sizden önceki atalarınızın da Rabb’idir. Araplar’da, Allah’tan başka varlıklara ibadet etmek ve onlara hizmet etmek alışkanlığı vardı; bu ibadetle onların kendilerine şefaat edeceklerini ve Allah’a yaklaştıracağını ümit ediyorlardı. İşte bundan dolayı Allah Teâlâ buyurdu ki: Sizin Allah’tan başka ibadet ettiğiniz putlar, kendilerine İbadet ettiğinizi bile bilmezler, öyleyse ibadetinizi, kendisine ibadet ettiğinizi bilene çevirin, samimi bir niyetle sadece O’na ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın!
Yorumu Yorumla
-
İlâhe (إله)
İbn Fâris, E-Le-He kökünün ibadet etmek, yönelmek, kulluk sunmak ve sığınmak gibi temel anlamlara sahip olduğunu belirtir; kendisine ibadet edilen, gönülden bağlanılan mabuda bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, ilâh kelimesinin aslen ibadet edilen, tapılan her mabudun genel adı olarak kullanıldığını, mutlak hakikat bağlamında ise varlık sebebi olan ve tapılmaya tek layık olan Yüce Allah için kullanıldığını kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin Arap dilindeki kullanımının ötesinde Sami dil ailesindeki kökenlerine (İbranice 'Eloah', Aramice 'Elâhâ') dikkat çekerek, bu kavramın Kuzeybatı Sami dini lügatinden Arapçaya çok eski bir dönemde geçtiğini ve tektanrıcı (İbrahimi) dinlerin ortak teolojik mirası olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap panteonunda genel bir tanrı cins ismi (common noun) olarak kullanılan ilah kelimesinin, tevhid kelimesindeki "Lâ ilâhe" (hiçbir ilah yoktur) formülüyle mutlak reddiyeye uğradığını ve bu reddiyenin Kur'an'ın tevhid inancının ontolojik temelini oluşturacak şekilde radikal bir anlamsal dönüşüm geçirdiğini tahlil eder.
Yuhyî (يحيي)
İbn Fâris, Ha-Ye-Ye kökünün hayat, canlılık, dirilik ve ölümün zıddı olma gibi varoluşsal temel anlamlara sahip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ihya eyleminin bir şeye can vermek, onu yaşatmak olduğunu; ilahi bağlamda bunun hem cansız maddeyi fiziksel olarak varlık sahnesine çıkarmayı hem de manevi ve kalbi bir dirilişi (hidayete erdirmeyi) kapsayan çok boyutlu bir ilahi eylem olduğunu açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin Allah'ın mutlak ve yegâne Hayy (hayat sahibi) ve Muhyî (hayat veren) olmasını ifade ettiğini, varoluşun her anında ve evrenin her zerresinde canlılığın sıradan bir tabiat olayı değil, ilahi bir lütuf ve kesintisiz bir ontolojik müdahale ile devam ettirildiğini vurgular.
Yumît (يميت)
İbn Fâris, Mim-Vav-Te kökünün hayatın gitmesi, canlılığın sona ermesi, sükunet ve mutlak durağanlık anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, imate eyleminin canı almak, ölümü yaratmak ve varlığı fiziksel dünyadan terhis etmek manasına geldiğini; ölümün Kur'ani perspektifte başıboş bir yok oluş değil, varoluşsal bir durum değişikliği ve bilinçli bir ilahi irade tasarrufu olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, hayat ve ölüm (yuhyî ve yumît) zıtlığının Kur'an'ın yaratılış ve eskatoloji (ahiret) tasavvurunda merkezi bir eksen oluşturduğunu; cahiliye dönemindeki kör "dehr" (zaman/kader) inancına dayalı amaçsız ve mekanik ölüm anlayışının yıkılarak, yerine tamamen kişisel, mutlak kudret sahibi bir Tanrı'nın iradesine bağlı ontolojik bir tasarruf fikrinin inşa edildiğini semantik olarak analiz eder.
Rabbukum (ربكم)
İbn Fâris, Ra-Be-Be kökünün bir şeyi düzeltmek, ıslah etmek, ona malik olmak, onu koruyup gözetmek ve idare etmek manalarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rab isminin bir varlığı ilk ve en ilkel halinden alıp adım adım, aşama aşama kemale erdiren, terbiye eden ve besleyen mutlak otorite anlamına geldiğini; ayetteki "sizin Rabbiniz" vurgusunun, hayatı veren ve alan otoritenin aynı zamanda insan üzerindeki doğrudan tasarruf hakkını, şefkatini ve koruyuculuğunu tescillediğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, tarihsel bağlamda bu hitabın doğrudan muhatap kitlenin (Mekkeli müşriklerin) vicdanına yönelik sarsıcı bir hatırlatma olduğunu; varoluşa ve ölüme hükmeden o aşkın gücün, aynı zamanda onların günlük hayatlarını sürdürmelerini sağlayan, onlara sahip çıkan yegane kişisel otorite olduğu gerçeğini vurgulayarak şirkin temelsizliğini ortaya koyduğunu ifade eder.
Âbâikum (آبائكم)
İbn Fâris, Elif-Be-Vav kökünün beslemek, eğitmek, korumak ve bir şeyin aslı veya kökeni olmak anlamlarını barındırdığını, ebeveyn (baba) kavramının bu koruyucu, varlık sebebi olma ve ıslah etme vasfından türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ebb kelimesinin sadece biyolojik atayı değil, aynı zamanda terbiye eden, himaye eden veya bir toplumun/soyun başlatıcısı olan otoriteleri de kapsadığını, çoğul şeklinin (âbâ) geçmiş nesilleri ve tarihsel ataları topluca ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın sosyolojik ve ahlaki eleştirisinde "atalar" (âbâ) kavramının son derece kritik ve putlaştırılmış bir yeri olduğunu; cahiliye toplumunun sarsılmaz "atalar kültü" ve statükocu gelenek otoritesine karşı, Kur'an'ın bu ataların da aslında Allah'ın terbiye ettiği, yaratılmış, aciz ve ölümlü kullar olduğunu vurgulayarak sahte toplumsal otoriteyi ontolojik olarak çökerttiğini semantik boyutta inceler.
El-Evvelîn (الأولين)
İbn Fâris, Elif-Vav-Lam kökünün bir şeyin başlangıcı, ilki, öne geçmek, aslına dönmek ve dönüp dolaşıp başa gelmek (evl) gibi kök anlamlara sahip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, evvel kelimesinin zamansal, mekansal veya derece olarak diğerlerinden önce gelen manasını taşıdığını; bu bağlamda kronolojik olarak geçmişte yaşamış, devrini tamamlayıp tarih sahnesinden çekilmiş ilk nesilleri nitelediğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki "önceki atalarınız" ifadesinin tarihsel bağlamda derin bir polemik değeri taşıdığını; müşriklerin inançlarında en çok güvendikleri, dinlerini dayandırdıkları ve körü körüne tabi oldukları o köklü tarihi mirasın sahiplerinin de (öncekilerin) ilahi kudret karşısında yok olup gittiklerinin hatırlatıldığını, böylece müşrik aklının sığındığı sosyolojik dayanağın tamamen yıkıldığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla