اَمْراً مِنْ عِنْدِنَاۜ اِنَّا كُنَّا مُرْسِل۪ينَۚ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhân Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
4-5. “O gecede bizim katımızdan bir emirle hüküm ve hikmet konusu olan bütün işler ayrılır. Biz devamlı göndermekteyiz.”
O gecede hüküm ve hikmet konusu olan bütün işler ayrılır. Yani olacak olan bütün işler Kadir gecesinden ayrılır ve açıklanır. Âyet-i kerîmenin, o sene içinde olacak olan olayların hepsi Kadir gecesinde açıklanır mânasına gelmesi de muhtemeldir. Hüküm ve hikmet konusu olan bütün işler, yani içinde hikmet bulunan bütün işler yahut muhkem ve sağlam olan bütün işler bizim katımızdan bir emirle iner. Biz devamlı göndermekteyiz. Yani hüküm ve hikmet konusu olan bütün işleri bizim katımızdan bir emirle göndermekteyiz. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Emran (أمرا)
İbn Fâris, E-Me-Ra kökünün iki temel anlama geldiğini; bunlardan birinin iş, durum (şe'n), diğerinin ise talep ve buyruk (emir) olduğunu açıklar; bu ayetin bağlamında kelimenin ilahi iradeden kopup gelen kesin bir ferman ve buyruk niteliği taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, emir kavramının burada mutlak otoriteyi temsil ettiğini ve ilahi katın müdahalesiyle gerçekleşen, eşi benzeri olmayan bir tasarrufu ifade ettiğini, vahyin inişinin ve o geceki hükümlerin doğrudan bu ilahi buyrukla şekillendiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik yapısında "emir" kavramının eyleme geçirici, dinamik bir Tanrı sözü olduğunu semantik olarak analiz eder; bu bağlamda emrin salt bir yönerge değil, kainatın nizamını ve insanlığın tarihini şekillendiren, yukarıdan aşağıya inen varoluşsal bir müdahale olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetteki tarihsel ve teolojik işlevine değinerek, Mekkeli müşriklerin Kur'an'ı beşeri bir uydurma olarak görmelerine karşı bu ifadenin, vahyin ve elçilik görevinin tamamen aşkın bir kaynaktan, ilahi bir kararla (emirle) gerçekleştiğini vurgulayan güçlü bir polemik argümanı olduğunu ifade eder.
İndinâ (عندنا)
İbn Fâris, Ayın-Nun-Dal kökünün bir şeyin huzurunda olma, yakınlık, yan, kat ve sınır gibi mekan veya aidiyet bildiren temel anlamlara sahip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ind kelimesinin mekansal bir yaklaşımdan ziyade manevi ve ontolojik bir huzuru, ilahi makamı ifade ettiğini; "katımızdan" vurgusunun, verilen emrin veya indirilen vahyin kaynağındaki yüceliği, kusursuzluğu ve beşeri her türlü müdahaleden uzak oluşunu tescillediğini açıklar. Celaleddin el-Suyuti, bu ifadenin ilahi kelamı ve emri şereflendirmek (teşrif) amacıyla kullanıldığını, emrin sıradan bir varlıktan değil, mutlak kudret ve azamet sahibi olan Allah'ın bizzat kendi nezdinden sudur ettiğini gösterdiğini aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ind edatının metafiziksel bir derinlikle ele alınması gerektiğini belirterek, bu kelimenin lahut (ilahi alem) ile nasut (beşeri alem) arasındaki ontolojik sınırı çizdiğini; vahyin ve kaderi belirleyen hükümlerin tamamen aşkın olan ilahi merkezden neşet ettiğini vurguladığını dile getirir.
Mursilîn (مرسلين)
İbn Fâris, Ra-Se-Le kökünün bir şeyi yumuşaklıkla ve serbestçe salıvermek, göndermek, yola çıkarmak anlamına geldiğini belirtir; irsal kelimesinin bir elçiyi belirli bir mesaj veya görevle muhataplarına yönlendirme eylemini kapsadığını açıklar. Râgıb el-İsfahânî, irsal kavramının bir risaleti (mesajı) taşıyan rasulün (elçinin) gönderilmesi eylemi olduğunu, "mursilîn" (gönderenler) şeklindeki çoğul kullanımının, Allah'ın insanlığa rehberlik için elçiler gönderme konusundaki azametini, sürekliliğini ve bu eylemin ilahi bir yasa (sünnetullah) olduğunu vurguladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, irsal kavramının Kur'an'ın iletişim modelindeki dikey ekseni oluşturduğunu semantik açıdan tahlil eder; Mursil (Gönderen Tanrı), Rasul (Elçi) ve Risalet (Mesaj) üçgeninin, mutlak ve ulaşılamaz olan Tanrı'nın insanlıkla tarihsel boyutta iletişim kurmasını sağlayan temel teolojik yapı taşı olduğunu belirtir. Angelika Neuwirth, Geç Antik Çağ bağlamında elçi gönderme (irsal) konseptinin, özellikle Yahudi-Hristiyan peygamberlik geleneğinde (apostolos/elçi) çok güçlü bir karşılığı olduğunu; Kur'an'ın bu terminolojiyi kullanarak Hz. Muhammed'in misyonunu o dönemin dini havzasında bilinen, meşru ve köklü bir ilahi elçiler silsilesine eklemlediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu vurgunun doğrudan Mekkeli müşriklerin itirazlarına bir cevap teşkil ettiğini, içlerinden bir beşerin peygamber olarak seçilmesini yadırgayan ve inkar eden Arap toplumuna karşı Kur'an'ın, elçi gönderme işinin ilahi bir gelenek olduğunu ve kendi kudret ve inisiyatifinde bulunduğunu ilan ederek peygamberin meşruiyetini savunduğunu ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla