Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhân Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhân Sûresi, 2. Ayet

    وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velkitâbi-lmubîn(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "Hâ-mîm."

      2. “Aydınlatan kitaba yemin olsun!”

      Bu ilâhî beyanın tefsirini daha önce yapmıştık.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Vel-Kitâb (والكتاب)

        İbn Fâris, Kef-Te-Be kökünün temel anlamının "toplamak, bir araya getirmek" (cem' ve cem'a) olduğunu belirtir; harflerin ve kelimelerin bir araya getirilerek dizilmesine bu nedenle kitabet dendiğini, yazılı belgelerin de bu toplama eyleminin bir sonucu olarak bu ismi aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin aslen yazılmış şeyler için kullanıldığını, ilahi vahiy bağlamında bazen doğrudan fiziksel yazılı metni, bazen Allah'ın hüküm ve farzlarını, bazen de varlık nizamının kayıtlı olduğu ilahi levhi ifade edecek şekilde derin teolojik bir anlama genişlediğini aktarır. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin yazılıp kaydedilmiş metin anlamına geldiğini vurgulayarak, Kur'an'ın korunmuşluğunu ve ilahi kelamın harfler vasıtasıyla somutlaştırılarak insanlara aktarılan kalıcı bir belge (mushaf) niteliği taşıdığını dile getirir. Arthur Jeffery, kelimenin kökensel olarak Arapça görünmesine rağmen, dini bir metin veya kutsal yazı anlamındaki özel ve teknik kullanımının Kuzeybatı Sami dillerinden, büyük ihtimalle Aramice "kethaba" veya Süryanice "kethava" kelimelerinden Arap dini terminolojisine geçtiğini, İslam öncesi dönemde sadece yazı anlamındayken Ehl-i Kitap kültürüyle temas sonucu bu derin anlamı kazandığını savunur. Christoph Luxenberg, kelimeye geleneksel anlamı olan yazılı kitap veya Kur'an olarak bakmaktan ziyade, Süryani-Arami okuma geleneği bağlamında yaklaşır ve kökenin Süryanice litürjik okuma kitabı veya ayin metni (kerygma) işlevine dayandığını iddia ederek, ayetteki ifadenin doğrudan Hristiyan Süryani ayinlerinde kullanılan kutsal metinlere işaret eden bir formül olduğunu öne sürer. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik analizini yaparak, İslam öncesi dönemdeki sıradan ve dünyevi yazılı belge anlamının, vahyin nüzulu ile birlikte nasıl ontolojik bir sıçrama yaşadığını ve ilahi vahiy gibi aşkın ve otoriter bir dini kavrama dönüşerek Kur'an'ın dünya görüşünü şekillendiren merkezi bir terim haline geldiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamına dikkat çekerek, bu vurgunun aslında Mekke dönemindeki Ehl-i Kitab'ın ve müşriklerin aşina olduğu kutsal ve bağlayıcı metin konseptine bir gönderme olduğunu, Kur'an'ın kendi otoritesini muhataplarının kültürel arka planında zaten var olan bu kavram üzerinden inşa ettiğini ve söylemini bu tarihsel zemine oturttuğunu ifade eder.

        El-Mübîn (المبين)

        İbn Fâris, Be-Ye-Nun kökünün asıl ve temel anlamının "ayrılmak, birbirinden kopmak, uzaklaşmak ve açıklığa kavuşmak" olduğunu açıklar; bir şeyin etrafındaki diğer unsurlardan ayrılarak belirgin, net ve şüphe götürmez hale gelmesinin bu kökle ifade edildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem kendi zatında açık, net ve anlaşılır olan (lâzım) hem de başka şeyleri, gizli kalmış durumları açıklayan, ortaya çıkaran ve beyan eden (müteaddi) olmak üzere iki yönlü bir fonksiyona sahip olduğunu; vahyin mübin olmasının, onun hem ilahi bir kelam olduğunun apaçık görünmesi hem de hak ile batılı birbirinden net çizgilerle ayırması anlamına geldiğini kaydeder. Celaleddin el-Suyuti, sıfatın Kur'an'ın mucizevi diline ve hidayet edici vasfına işaret ettiğini, helal ve haramı, doğru ve yanlışı hiçbir kapalılığa yer bırakmaksızın insan aklının kavrayabileceği şekilde izah etme gücünü temsil ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın bir iletişim aracı olarak şeffaflığını vurguladığını belirterek, ilahi mesajın gizemli veya muğlak bir dille değil, aksine aydınlatıcı, karanlıkları giderici ve Arap aklının kavrayış kapasitesine uygun, berrak bir beyan olarak tezahür ettiğini semantik bir bakış açısıyla inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın ilahi mesajın insani idrake sunuluşundaki kusursuz şeffaflığı ve anlaşılırlığı ifade ettiğini, Kur'an'ın hidayet yolunu, varoluşsal hakikatleri ve ahlaki ilkeleri hiçbir şüphe ve karmaşaya mahal bırakmayacak derecede berrak bir şekilde ortaya koyduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, sıfatın tarihsel-eleştirel bağlamını ele alarak, bu nitelemenin aslında Mekkeli müşriklerin Kur'an'ın anlamsız bir sihir, karmaşık bir şiir veya cin fısıltısı olduğu yönündeki iddialarına karşı geliştirilmiş güçlü bir reddiye ve polemik unsuru olduğunu, metnin muğlaklığa sığınmadığını, bilakis dönemin Arap toplumunun en iyi anlayacağı edebi açıklıkta indirildiğini savunduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X