Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhâ Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhâ Sûresi, 11. Ayet

    وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve emmâ bini’meti rabbike fehaddiś

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Rabb'inin lütuflarını şükranla an."

      Allah, Nimetinin Eserini Kulunda Görmek İster

      Rabb’inin lütuflarını şükranla an! Bu beyanın iki anlama gelmesi ihtimali vardır: Birincisi: Onlara, Allah Teâlâ’nın kendilerine ikram ve ihsanda bulunmuş olduğu nimetleri anlat ki onların değerini kavrasınlar ve gereğine uygun olarak şükürde bulunsunlar. Yahut onlara, Allah Teâlâ’nın sana olan lütfunu anlat! O Kur’ân-ı Kerim’dir. Çünkü Kur’ân Allah’ın ona vermiş olduğu nimetlerin en büyüklerindendir. Üzerinde bulunan nimetlerin anlatılmasını ona emretti ki Allah Teâlâ’nın kendisine lütfettiği nimetin büyüklüğünü görsünler, onu kendilerine özgül kıldığını, kendilerini onun ümmeti ve kavminden yaptığını düşünerek ibret alsınlar. Yahut ona Kur’ân’ı okumasını ve onda bulunanları anlatmasını emretti.

      Ebû Recâ el-Utâridî’den rivayet olunmuştur: İmran b. Husayn bize çıkageldi. Üzerinde ipek bir kaftan vardı ki ne öncesinde ne de sonrasında onu giydiğini görmemiştim: Dedi ki: Hz. Peygamber (a.s.) buyurdu ki: “Şüphesiz Allah Teâlâ [§]bir kuluna bir nimet verdiği zaman o nimetinin eserini üzerinde görmeyi sever”²¹.

      Atıyye, Ebû Saîd’den rivayet etmiştir. Buna göre Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ güzeldir, güzelliği sever. Nimetinin eserini kulunun üzerinde görmeyi ister. Allah Teâlâ derbederliği, hırpani olmayı ve öyle görünmek için zorluğa girmeyi sevmez”²². Ebu’l-Ahvas’ın İbn Mesûd’dan rivayetine göre Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu: “Her kim ki Allah Teâlâ kendisine bir hayır lütfetti, o onun üzerinde görünsün! Bakmakla yükümlü olduğun kimselerden başla. Fazlasını ver! Kifâyet miktarı harcamalarından dolayı kınanmazsın. Kendine karşı acziyet gösterme!”²³ Yahya b. Abdullah, babasından, o da Ebû Hureyre’den nakleder: Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur. “Allah Teâlâ bir kuluna nimetini bollaştırdığı zaman o nimet onun üzerinde gözüksün!” Yani sadaka vermek ve iyilik yapmak suretiyle. İbn Mesûd’un rivayetinde şöyle bir söz vardır: “Bakmakla yükümlü olduğundan başla!” Bu söz ona (yani sadaka ve iyilikte bulunmaya) delildir. Dilciler demişlerdir ki: “Âle” (عال) kelimesi yoksul oldu, “e‘âle” (أعال) ise aile efradı çok oldu demektir. Onu iskân ettim anlamında “esceytühû” (اسجيته) denilir. “İntihâr” (الانهار) kaba, sert söz demektir. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Nimet (نِعْمَةِ)

        İbn Fâris, bu kelimenin n-a-m kökünden geldiğini, asıl anlamının yumuşaklık, pürüzsüzlük ve bir şeyin lütufla sunulması olduğunu belirtir. Hayatın kolaylaşması ve insana sunulan iyiliklerin, tıpkı yumuşak bir dokunuş gibi nefsi rahatlatması durumunu nitelediğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "nimet" kavramının Allah’ın kuluna yönelik ihsan ettiği her türlü hayırlı hali ve iyiliği tanımladığını; buradaki kullanımın ise surenin genelinde zikredilen yetimken barındırılma, yolunu şaşırmışken hidayete erdirilme ve yoksulken zenginleştirilme gibi tüm lütufları kapsayan bir üst kavram olduğunu aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın lütuf semantiğinde nimetin, insanın kendi çabasıyla değil bizzat ilahi bir armağan olarak kendisine verileni temsil ettiğini; bunun Peygamber'in tecrübesinde vahiy ve nübüvvet ile taçlandığını belirtir. Angelika Neuwirth, bu kelimenin surenin finalinde bir şükran borcu olarak kurgulandığını ve Mekke toplumundaki "kendi kendine yetme" (istignâ) iddiasına karşı, her şeyin mutlak sahibinin Allah olduğunu hatırlatan bir vurgu taşıdığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki nimetin öncelikle "peygamberlik" (nübüvvet) ve "Kur'an" olduğunu, ancak surenin bağlamındaki maddi-manevi tüm iyileştirmelerin de bu kavramın içinde yer aldığını, Allah'ın elçisine sunduğu bu büyük dönüşümün bir nişanesi olduğunu vurgular.

        Rabb (رَبِّكَ)

        İbn Fâris, r-b-b kökünden gelen bu kelimenin asıl manasının bir şeyi ıslah etmek, onu adım adım mükemmelliğe ulaştırmak ve ona sahiplik etmek olduğunu belirtir. Ayetin bu son kısmında "senin Rabbin" (Rabbike) denilerek, tüm bu nimetlerin kaynağının Peygamber'i çocukluğundan itibaren himaye eden o yüce irade olduğu vurgulanmaktadır. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kelimesinin bir şeyi halden hale sokarak kemale erdiren "mürebbi" vasfına dikkat çeker; buradaki kullanımın, Allah'ın Peygamber'i her türlü mahrumiyetten çekip alarak onu olgunlaştıran ve ona sahip çıkan yegâne kudret olduğunu teyit ettiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin zamirle birleşerek oluşturduğu kişisel hitabın, Tanrı ile elçisi arasındaki samimiyetin ve koruyucu-korunan ilişkisinin zirvesini temsil ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin surenin başındaki yeminlerle kurulan kozmik düzenden, sonunda bireysel bir vefa ve şükran ilişkisine evrildiğini; Allah'ın "Rabb" vasfıyla elçisini nasıl bir inayet çemberine aldığının en güçlü kanıtı olarak bu hitabın seçildiğini vurgular.

        Haddis (فَحَدِّثْ)

        İbn Fâris, kelimenin h-d-s kökünden türediğini, asıl anlamının "bir şeyin sonradan ortaya çıkması, yeni olması" ve bu yeni durumu haber vermek, anlatmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tahdis" eyleminin bir haberi yaymak, bir hakikati dile getirmek ve özellikle ilahi nimetleri lisan ile ikrar etmek anlamına geldiğini ifade eder. Buradaki emir kipinin, Allah'ın sunduğu nimetlerin gizlenmemesi, aksine şükür ve tebliğ yoluyla topluma yansıtılması gerektiğini nitelediğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "haddis" fiilinin burada bir minnet borcu olduğunu; Peygamber'in kendisine verilen hidayeti ve nübüvveti ilan etmesi, aynı zamanda yetime ve yoksula karşı tutumuyla bu nimeti fiilen göstermesi anlamına geldiğini detaylandırır. Toshihiko Izutsu, kelimenin bir şeyi "açığa çıkarmak" ve "konuşma konusu yapmak" manasının, İslam'ın gizli bir kült değil, açık bir davet ve nimetin ifşası üzerine kurulu olan karakterini yansıttığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin sadece sözlü bir anlatım değil, aynı zamanda nimetin pratik bir yansıması olan "tebliğ" görevini işaret ettiğini; Allah'ın elçisinin kendisine gelen vahy-i ilahiyi ve yaşadığı büyük dönüşümü insanlara ulaştırarak bu nimetin hakkını vermesi buyurulduğunu vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X