وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhâ Sûresi, 10. Ayet
Daralt
X
-
"El açıp isteyeni de sakın boş çevirme!"
El açıp isteyeni de sakın boş çevirme! Sen fakir ve muhtaç biriydin, fakirliğin ve ihtiyacın ne demek olduğunu, onların durumlarının ne kadar zor olduğunu yaşayarak öğrendin. Bu itibarla isteyeni azarlama, yani onu kovma, bilakis ona istediğini ver! Buradaki hitap yasaklama şeklinde değil de onlara iyilik yapmayı ve onlara vermeyi emretme anlamındadır. Bir şeyin yasaklanması zıddının ispatı kabilinden olabilir. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Bu sebeple ticaretleri kâr etmemiştir”. Ticaretleri kâr etmedi, “zarar etti” demektir. Buna göre şu hadisin bu doğrultuda anlaşılması gerekir: “İstekte bulunan kimse size geldiğinde onun talebini size tam olarak söyleyene kadar sözünü kesmeyin. Sonra ona yumuşaklıkla ve dostlukla karşılık verin: Ya az da olsa bir şeyler vererek ya da güzel bir sözle gönlünü alarak. Çünkü size bazan ne insan ne de cin olan ve Allah Teâlâ’nın size havale etmiş olduğu nimetler hakkında nasıl davranacağınızı görmek üzere sizi sınayan (bir melek) de gelebilir”.
Yorumu Yorumla
-
Sâil (السائل)
İbn Fâris, bu kelimenin s-e-l kökünden geldiğini ve temel anlamının bir şeyi talep etmek, bir konuda bilgi istemek veya birine bir ihtiyaç arz etmek olduğunu belirtir; kelimenin özündeki "isteme" eyleminin hem somut hem de soyut talepleri kapsadığını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "sual" kavramının iki temel boyutu olduğunu; bunlardan birincisinin bilgi edinmek amacıyla sormak (öğrenme talebi), ikincisinin ise bir eksikliği gidermek için mal veya yardım istemek (yardım talebi) olduğunu ifade eder. Ayetteki "sâil" ifadesinin, hem ekonomik olarak muhtaç olanları hem de dini ve manevi rehberlik arayanları nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, cahiliye ve erken İslam döneminin sosyal semantiğinde bu kelimenin, kabile korumasından mahrum kalmış veya geçim sıkıntısı nedeniyle başkasının cömertliğine sığınmak zorunda kalan "petitioner" (dilekçi/isteyici) statüsünü temsil ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada sadece maddi yardım isteyen dilencileri değil, aynı zamanda Peygamber'e gelerek ondan hakikat ve hidayet hakkında bilgi talep eden arayış içerisindeki insanları da kapsadığını; Allah'ın bu kişilerin taleplerine karşı duyarlı olunmasını buyurduğunu ifade eder.
Tanher (تَنْهَرْ)
İbn Fâris, bu kelimenin n-h-r köküne dayandığını; asıl anlamının "akmak, genişlemek ve yararak ilerlemek" olduğunu belirtir. Nehrin yatağını yararak akması gibi, sesin de sert ve yüksek bir tonda, karşısındakini itecek şekilde çıkarılmasının (azarlama) bu kökle ifade edildiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "nehr" eyleminin bir kimseyi kaba bir sesle, sert ifadelerle geri çevirmek ve onu kalbini kıracak şekilde savuşturmak anlamına geldiğini aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu fiilin "sâil" kelimesiyle birlikte kullanılmasının yüksek bir ahlaki incelik taşıdığını; zaten istemek zorunda kaldığı için ruhu incinmiş olan birinin, bir de sözlü şiddetle (tanher) karşılaşmasının onun onurunda "nehir taşkını" gibi yıkıcı bir etki yaratacağını, bu yüzden fiilin her türlü kaba reddedişi yasakladığını vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada güç ve imkan sahibi olanın, zayıf olanın talebine karşı takınacağı kibirli ve itici tavrı hedef aldığını; Peygamber'in geçmişteki yetimlik ve yoksulluk hallerine atıfta bulunularak, kendisine sığınan veya bir şey soranları şefkatle karşılaması ve onları incitmeden cevaplaması gerektiğini nitelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla