Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhâ Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhâ Sûresi, 6. Ayet

    اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪ـيـماً فَاٰوٰىۖ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Elem yecidke yetîmen fe-âvâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "O seni yetim bulup barındırmadı mı?"

      O seni yetim bulup barındırmadı mı? [Bu ve sonraki iki âyet] Hz. Peygamber hakkında belirttiği hallerden olmaktadır: Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi? Ve seni yoksul bulup zengin etmedi mi? “Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği yok etmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi”. Bu İlâhî beyanda belirtilen haller, lafzî anlamları dikkate alındığında bunlar kimin hakkında ise onun için bir ayıplama ifade edecek nitelemelerdir. Ancak söz konusu bu nitelemeler ve haller Hz. Peygambere (a.s.) zafer verileceği ve yardım göreceğine dair müjdeleme ve resûllüğünün ve nebîliğinin delili olmaktadır. Çünkü bu sözü edilen haller içinde olayların vukuundan önce söylediklerinin ve vaziyete hâkim olup galebe çalması hayret uyandırmak açısından malî genişlik açısından ve galip gelme vasıtalarının güçlü ve yeterli olması halindeki etkisinden daha müessir olmaktadır. Yahut O seni yetim bulup barındırmadı mı? Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi? Ve seni yoksul bulup zengin etmedi mi? ve benzeri İlâhî beyanlar şöyle yorumlanabilir: O kâfirler Hz. Peygamberi (a.s.) getirdiği Kuranı kendisinin düzdüğünü, onun kendi icadı olduğunu söyleyip duruyorlardı. Allah Teâlâ şunu haber verdi: Yetim ve fakir olan biri, ilim ve marifette, benzerini ortaya koymada bütün beşeriyeti aciz bırakacak bir seviyeye ulaşması ve Kuran gibi kelâmı kendisinin inşa edip ortaya koyması mümkün değildir. Çünkü bunun için gerekli malî harcamayı yapmaya, böylesine mükemmel bir düzeye ulaşabilmek için gerekli külfeti üstlenmeye konumu müsait değildir. Şu İlâhî beyanda belirttiği husus da böyledir: “Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği yok etmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi”. Çünkü onlar, “Ona bir insan öğretiyor” diye iftira ediyorlardı. İnsanoğlu ancak yazı yazmak ve kalem kullanmak sayesinde öğrenir. Hz. Peygamber (a.s.) böyle bir faaliyette bulunmadığına göre bütün bunlar gösteriyor ki o, sadece Allah Teâlâ’nın kendisine öğretmesi ile bunları biliyor.

      O seni yetim bulup barındırmadı mı? Yani O seni yetim bulup barındırdı. “Feâvâ” (فَآوَى) kelimesinin değişik yorumları olabilir: O seni yetim buldu ve seni amcanın himayesine verdi de o seni terbiye etti, sana ulaşabilecek her türlü eziyet ve verilecek rahatsızlıklardan seni uzaklaştırdı. Her türlü hayır ve iyi şeyleri sana getirdi ve sen ulaşmış olduğun konuma işte böyle geldin.

      İkincisi: O seni yetim buldu ve seni düşmanlarından birinin himayesine verdi. O seni terbiye etti, sana iyilik yaptı ve sana şefkat gösterdi, sana ulaşabilecek nahoş hadiseleri ve eza verecek fiilleri senden uzaklaştırdı. Kendisine verdiği nimetlerini ve lütuflarını hatırlatıyor ki onlardan bahsetti. Üstelik düşmanlarından birini kendisine insanların en şefkatlisi ve merhametlisi haline getirdi. En doğrusunu Allah bilir,

      Üçüncüsü: O seni yetim buldu ve kendi himayesine aldı, sana şefkat ve merhamet gösterdi öyle ki sonunda seni risâlet ve nübüvvet için seçti. Böylece sen dünya ve âhirette anılan biri oldun. O kadar ki bütün insanları sana muhtaç kıldı. Böyle bir sonuç yetimin yapabileceği bir şey değildir. Öyle birinin senin durum ve şanının ulaştığı yere ulaşması söz konusu dahi olamaz. Seni bütün insanlar içinden özel olarak risâlet için hazırlamış ve seçmiş olması, bütün insanları sana ihtiyaç içinde bırakması. Böylece O, onun üzerindeki nimetlerinin ve minnetinin çokluğunu belirtmiş olmaktadır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yecidke (يَجِدْكَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökünün v-c-d harflerinden oluştuğunu ve temel anlamının bir şeyi bulmak, ona rastlamak, bir halin farkına varmak ve bazen de zenginlik/yeterlilik anlamlarını barındırdığını belirtir. Buradaki kullanımın, Allah'ın kulu üzerindeki ilahi bilgisini ve onun durumuna tanıklık etmesini ifade ettiğini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, "vücud" (bulma) eyleminin sadece kaybolan bir şeyi bulmak değil, aynı zamanda bir şeyin hakikatini ve durumunu tam olarak idrak etmek anlamına geldiğini; ayette ise Allah'ın Peygamber'in yetimlik halini bildiğini ve bu hal üzerindeyken onu gözetim altına aldığını nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "bulmak" fiilinin rastlantısal bir keşiften ziyade, ilahi planın bir parçası olarak "tespit etmek" ve "seçmek" ile ilişkili olduğunu, Tanrı'nın kuluyla olan bağının bir tezahürü olarak okunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "seni bulmadı mı?" şeklindeki soru kalıbıyla aslında "seni öylece bulup bildi de sana sahip çıktı" şeklinde bir onaylama ve hatırlatma işlevi gördüğünü; Peygamber'in geçmişteki mahzun halinin ilahi bir tanıklıkla taçlandırıldığını vurgular.

        Yetîmen (يَتِيمًا)

        İbn Fâris, y-t-m kökünden gelen bu kelimenin asıl anlamının "teklik, yalnızlık ve bir şeyin benzerinden mahrum kalması" olduğunu belirtir. İnsanlar için babasını kaybetmiş çocukları, hayvanlar için ise annesini kaybetmiş olanları tanımlamak için kullanıldığını, özünde bir "bağdan kopuş" ve "dayanaksız kalma" manası taşıdığını vurgular. Râgıb el-İsfahânî, yetim kelimesinin sadece maddi bir babasızlık değil, aynı zamanda himayeye muhtaç, tek başına kalmış bir varlığı nitelediğini; Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak Hz. Peygamber'in çocukluğundaki sosyal ve duygusal korunmasızlığına dikkat çektiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin tüm Sami dillerinde (İbranice "yâthôm", Süryanice "yatmâ") benzer ses ve anlamlarla mevcut olduğunu, kadim bir Ortadoğu kültürel mirası olarak "korunmasız kalmış çocuk" statüsünü temsil ettiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin surenin genelindeki şefkat tonuyla olan ilişkisini vurgular; Peygamber'in yetimliğinin bir eksiklikten ziyade, bizzat Allah tarafından eğitilmesine (tedib) zemin hazırlayan ilahi bir yalnızlık olduğunu detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel gerçekliğe işaret ettiğini, Mekke toplumunda babasız bir çocuğun karşılaştığı sosyal zorlukları ve Allah'ın bu en zayıf durumdayken bile kulunu nasıl bir "tek/eşsiz (yetim)" inci gibi saklayıp büyüttüğüne dair bir metafor içerdiğini ifade eder.

        Âvâ (آوَىٰ)

        İbn Fâris, bu kelimenin e-v-y köküne dayandığını ve bir yere sığınmak, bir topluluğa katılmak, bir şeyi koruma altına alıp barındırmak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ivâ" eyleminin sadece fiziksel bir barınak sağlamak değil, aynı zamanda şefkatle kucaklamak ve güvenli bir liman olmak anlamına geldiğini; Allah'ın yetim kalan elçisini dedesi Abdülmuttalib ve amcası Ebû Tâlib gibi vesilelerle nasıl bir himaye şemsiyesi altına aldığını nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'ın "rahmet" semantiği içinde çok güçlü bir yeri olduğunu; yetimliğin getirdiği ontolojik yalnızlığın, ilahi bir müdahale ile "sığınak bulma" haline dönüştürüldüğünü, böylece kaosun yerini ilahi bir düzene bıraktığını ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin erken Mekki surelerdeki biyografik unsurlar bağlamında bir "iyileştirme" ve "onarma" eylemi olarak kurgulandığını; yetimliğin getirdiği boşluğun ilahi bir sığınakla doldurulduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin buradaki kullanımının Allah’ın kulunu asla sahipsiz ve kimsesiz bırakmadığının en somut kanıtı olduğunu, toplumsal olarak en dışlanmış ve zayıf noktadan alıp onu en korunaklı makama eriştirme sürecini tasvir ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X