وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَـرْضٰىۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Duhâ Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
"Rabb’in sana mutlaka lütuflarda bulunacak, sen de memnun olacaksın.”
Ahirette, hoşnut olacağın lütuf ve şeref sana verilecektir. Bazıları dediler ki: Rabb’in sana dünyada iken ün, şeref, mevki, düşmanlara galip gelmek gibi lütufları verecek de sen de hoşnut olacaksın. Yahut ümmetin hakkında sana umduğun ve beklenti içinde olduğun şefaat etme yetkisi verilecek de sen de mutlu olacaksın. Bazı müfessirler şöyle dediler: Bu âyet, razı olacağı lütufları vermeyi vâdetmesi bakımından onun için en umut verici âyettir. O ümmetinin ateşte olması halinde hoşnut olmayacaktır. Kimi de şöyle demiştir: En umut verici âyet şudur: “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, Allah’ı çok yarlığayıcı ve esirgeyici bulacaktır”. Bu İbn Mesûd’un (r.a.) görüşüdür. Bize göre en umut verici âyet Allah’ın, Hz. Peygamber’e (a.s.) müminlerin bağışlanmasını istemesinin kendisine emredildiğini bildiren âyettir. Meleklere de kullar için istiğfar etmelerini emretmesi de aynı şekildedir. Onlar da bilfiil bu emri yerine getirmişlerdir.
Yorumu Yorumla
-
Yutiike (يُعْطِيكَ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökünün a-t-y harflerinden oluştuğunu ve temel anlamının bir şeyi cömertçe sunmak, elden ele ulaştırmak ve bir başkasına genişlik sağlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "i’tâ" kalıbındaki bu fiilin, kişinin isteyerek ve lütuf olarak bir şeyi başkasına vermesini ifade ettiğini, özellikle bu ayetteki kullanımın Allah’ın Peygamber’e yönelik bitmek tükenmek bilmeyen ihsanını nitelediğini aktarır. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "verme" ve "alma" eylemleri üzerine kurduğu semantik yapıda, bu kelimenin Tanrı ile seçilmiş kulu arasındaki lütuf temelli ontolojik bağı simgelediğini; Allah’ın mutlak zenginliğinin (ğanî) Peygamber üzerindeki yansımasını temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette gelecek zaman vurgusu taşıyan bu yapının, Mekke’deki zorluklar ve vahyin kesintiye uğraması gibi üzücü süreçlerin ardından, gelecekte vuku bulacak olan büyük zaferleri, şefaati ve ilahi yardımı müjdeleyen bir vaat niteliği taşıdığını vurgular.
Rabbuke (رَبُّكَ)
İbn Fâris, r-b-b kökünden türeyen bu kelimenin bir şeyi ıslah etmek, tamamlamak, korumak ve mülkiyetinde tutmak anlamlarına geldiğini ifade eder. Bu ayetteki bağlamda ise Peygamber’i terbiye eden ve onu içinde bulunduğu her türlü sıkıntıdan çekip çıkaran hamiyi nitelediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "Rabb" kavramının bir şeyi kademeli olarak kemale erdiren güç olduğunu, buradaki "senin Rabbin" (Rabbuke) hitabının ise Peygamber’e özel bir aidiyet ve şeref bahşettiğini; onun sahipsiz olmadığını aksine en yüce otorite tarafından sürekli bir gelişim ve koruma altında tutulduğunu aktarır. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin seçilmesinin Peygamber’in manevi şahsiyetini inşa eden ilahi iradeye işaret ettiğini ve vadedilen nimetlerin bu "Rablik" vasfı gereği mutlaka yerine geleceğinin bir teminatı olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki iyelik zamirinin yarattığı samimiyetin, surenin başındaki yeminlerle kurulan kozmik dengenin insani seviyeye indirgenmiş bir tesellisi olduğunu ve "sahip çıkma" vurgusunun ön planda olduğunu ifade eder.
Terda (تَرْضَىٰ)
İbn Fâris, kelimenin kökünün r-d-y harflerine dayandığını ve bir şeyden gönül huzuruyla hoşnut olmak, nefsin itirazsız bir şekilde tatmin bulması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rızanın hem Allah’ın kulundan hem de kulun Allah’tan hoşnut olması şeklinde iki yönlü bir kalp hali olduğunu; buradaki kullanımın ise Peygamber’e verilecek olanların onun beşeri ve nebevi beklentilerini tam manasıyla karşılayıp, kalbindeki tüm kederi silecek bir doygunluk yaratacağını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "terdâ" fiilinin mutlak bir hoşnutluğu ifade ettiğini, Peygamber’in sadece kendisi için değil, ümmeti ve davası adına da en yüce rıza makamına ulaştırılacağının bir kanıtı olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, bu kavramın İslam’ın ahlaki dünyasında zorunlu bir boyun eğme değil, içsel bir sevinçle gelen kabulü temsil ettiğini; ayetteki vaadin ise bu rızanın en yüksek zirvesini işaretlediğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin Peygamber’in mahzun gönlüne sürülen bir merhem olduğunu, ona vadedilen sonucun (âhiret) onu hayal bile edemeyeceği bir mutluluğa eriştireceğini nitelediğini ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla