Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Duhâ Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Duhâ Sûresi, 2. Ayet

    وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Velleyli iżâ secâ

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "Yemin olsun, kuşluk vaktine;"

      2. "Kararıp sakinleştiğinde geceye ki;"


      Bazıları dediler ki: “Duhâ” gündüzün ışığıdır. “Güneşe ve ışığına yemin olsun ki” meâlindeki âyette olduğu gibi. Bazıları ise gündüz vaktindeki bir saattir, o da gündüzün başlangıcındaki bir zaman dilimidir, demişlerdir. “Salâtud-duhâ” (صَلَاةُ الضُّحَى) kuşluk namazı demektir; güneşin yükselmeye başladığı zamanda kılınan namazdır. Kimi de onun sıcaktan kinâye olduğunu söylemişlerdir: Şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok. Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın”. Yani sana sıcak değmez. En doğrusunu Allah bilir. Kimi de dediler ki: Kuşluk vakti, gündüzün tamamından kinâyedir, ona ve bahsedilen geceye birlikte yemin etmiştir. Eğer “duhâ”dan maksat gündüzün aydınlığı, “vel-leyli izâ secâ” (وَاللَّيْلِ إِذَا سَجَى) cümlesinden maksat da gecenin karanlığı ise o zaman yemin şöyle yorumlanır: Nasıl ki gecenin karanlığı bir göz açıp kapayıncaya kadar bütün mevcudatı bürüyor ve örtüyorsa, aynı şekilde gündüzün ışığı da örtüyü kaldırıp bir göz açıp kapayıncaya kadar bütün mahlûkatı ortaya çıkarıyor ve hiçbir kimse bu örtünün ağırlığını ve ışığın hafifliğini bilmiyor. İşte içerdikleri delillerin büyüklüğünden ötürü Allah Teâlâ gece ve gündüze yemin etti. Eğer maksat bizzat gecenin ve gündüzün kendisi ise o takdirde yemin, bunlar sayesinde sağlanan pek çok yarar sebebiyle olacaktır.

      Kararıp sakinleştiğinde. Bu cümlenin yorumu hakkında ihtilaf edilmiştir: Bazıları ona yerleşme, bürüme anlamı verdi. Kimileri de şöyle dedi: Sükûn bulup durgun hal aldığında demişlerdir. Bazıları da bürüdüğü, karanlık çöktüğü ve her bir şeyi kapatıp örttüğü zaman anlamı verdi. Bu fiil, perdeleme ve örtü mânasından alınmadır. Meselâ “Yuseccâ kabru’l-mer’eti” (يُسَجَّى قَبْرُ الْمَرْأَةِ) denilir, kadının kabri örtülür, etrafına perde çekilir, demektir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Leyl (الليل)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökünün l-y-l harflerinden oluştuğunu ve ışığın zıddı olan karanlığı temsil ettiğini belirterek, gecenin gündüzün üzerine çöküp aydınlığı gidermesi işlevini vurgular. Râgıb el-İsfahânî, güneşin batışından doğuşuna kadar süren zaman dilimini tanımlayan bu kelimenin, varlıkları karanlığıyla bir örtü gibi bürüyüp gizleme özelliğine dikkat çeker. Arthur Jeffery, kelimenin tüm Sami dillerinde yaygın bir ortaklığa sahip olduğunu; İbranice "layil" ve Süryanice "lelyâ" ile doğrudan akraba olarak kadim bir kökenden geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik evreninde gecenin yalnızca astronomik bir olgu olmadığını, "duhâ" (aydınlık) ile oluşturulan kozmik dualitenin bir parçası olduğunu belirtir; ona göre gece, vahyin kesintiye uğradığı sessizlik döneminin (fetret-i vahiy) ardından gelen o özel ruhsal sükûneti ve izolasyonu simgelemektedir. Angelika Neuwirth, erken Mekki surelerdeki yeminlerin teolojik yapısı içinde gecenin, bir gizem ve aynı zamanda ilahi bir koruma alanı olarak kurgulandığını; duhâ ile kurulan bu dengenin kozmik bir adaleti yansıttığını dile getirir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin tarihsel bağlamda Hz. Peygamber'e yöneltilen "Rabbi onu terk etti" şeklindeki alaycı iddialara karşı, Allah'ın elçisini himaye ettiği o sessiz, mahrem ve derin zaman dilimini temsil eden bir metafor olarak okunması gerektiğini ifade eder.

        Secâ (سجى)

        İbn Fâris, kelimenin asıl kökünün s-c-v harflerine dayandığını; "örtmek, sakinleşmek, durgunlaşmak" anlamlarını taşıdığını belirtir. Özellikle denizin dalgasız, dümdüz ve hareketsiz hali ile gecenin her yanı kaplayıp sesin soluğun kesilmesi durumunu betimlemek için bu kökün kullanıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin karanlığın en yoğun olduğu, yeryüzünde hareketin durup her şeyin mutlak bir sessizliğe ve sükûnete büründüğü evreyi tanımladığını aktarır. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), "secâ" fiilinin burada sadece karanlığı değil, o karanlığın beraberinde getirdiği "dinginliği" nitelediğini vurgular; bu dinginliğin duhâ vaktindeki parlak ve hareketli aydınlığın ardından gelen, ruhu dinlendiren bir sığınak olduğunu detaylandırır. Theodor Nöldeke, kelimenin seçiminde Mekki surelerin ritmik ve kafiyeli yapısının etkili olduğunu ancak kök anlamındaki "sessizleşme" vurgusunun gecenin ürperticiliğinden ziyade bir rahatlama evresine işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın varlığın bir tür "kendine çekilme" hali olduğunu; Hz. Peygamber'in tebliğ yükü altında yorulan ruhunun, ilahi bir teselliyle sükûna erdirildiği manevi bir molayı sembolize ettiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "iyice kararıp sessizleşmek" manasının surenin ana teması olan şefkat ve inayet ile doğrudan bağlantılı olduğunu, Allah'ın kuluyla baş başa kaldığı o derin himaye vaktini etkileyici bir biçimde tasvir ettiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X