Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Câsiye Sûresi, 29. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Câsiye Sûresi, 29. Ayet

    هٰذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّۜ اِنَّا كُنَّا نَسْتَنْسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Hâżâ kitâbunâ yentiku ‘aleykum bilhakk(i)(c) innâ kunnâ nestensiḣu mâ kuntum ta’melûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Bu, size gerçeği söylemekte olan kitabımızdır, biz bütün yaptıklarınızı kaydetmekte idik, denilecek.”

      Bu, size gerçeği söylemekte olan kitabımızdır. Burada Allah Teâlâ’nın kendisine nispet ettiği kitaptan maksat, muhtemelen insanlara hakkı söyleyen Kur’ân-ı Kerim’dir. Buradaki hak kelimesinden maksat da, Allah’ın insanlar üzerindeki ve insanların da birbirleri üzerindeki haklarıdır. Yahut da hak, Allah Teâlâ’dan geldiği doğru olan kitap demektir. En doğrusunu Allah bilir. Burada sözü edilen kitap, yapmış oldukları iyiliği ve kötülüğü herkes için ayrı ayrı kaleme alan meleklerin yazmış oldukları kitap mânasına gelebilir. Nitekim şu dahi beyanda belirtilen husus gibidir: “Oku şimdi kitabını! Bugün kendini yargılamak üzere kendi nefsin yeter”. En doğrusunu Allah bilir.

      Biz bütün yaptıklarınızı kaydetmekte idik. Bu İlâhî beyanın tefsirine dair farklı görüşler vardır. Bazıları şöyle dedi: Hafaza melekleri, âdemoğullarının yaptıkları her işi yazarlar, sonra bu yazdıklarını, falancı şunları şunları yapacak diye yazılmış olan levh-i mahfûzdaki kitapla karşılaştırırlar, ne fazla ne de eksik bir bilginin olmadığını görürler. İbn Abbâs’ın (r.a.) buna yakın şöyle bir sözü vardır; Gökte bir kitap vardır, onun başında melekler bekler, âdemoğlunun yanında bulunan melekler de, o kitaptan insanların yaptıklarını kaydederler. Sonra şöyle derler: Bu nüsha, yalnız o kitaptan mıdır, yoksa onda başka bir şey var mıdır? En doğrusunu Allah bilir. Bazıları şöyle dedi: Onlar, herkesin yaptığı her şeyi yazmakla görevli İki melektir, göğe çıkmak istediğinde her biri yazdığını diğerinin yazdıklarıyla karşılaştırır, aralarında bir harflik bir hata bile olmaz. En doğrusunu Allah bilir. Bazıları da şöyle dedi: Her insanın yaptıklarının yazıldığı kitap her gün yahut her perşembe günü arz olunur, oradaki hayır ve şer İle sevabı ve cezayı gerektiren işler ve sevaba ve cezaya konu olmayan diğer olaylar kaydedilir. En doğrusunu Allah bilir. Âyetteki istinsahtan (kaydetmek) maksat muhtemelen, kitap ve benzeri kaynaktan almadan ilk olarak yazmaya başlamaktır. Çünkü kitap ve diğer kaynaklan almadan ilk olarak yazmaya da istinsah denilmesi mümkündür. Mesela bir insan, İstinsah ettim dediği zaman, yazdım demek istemiştir. Buna göre Allah Teâlâ sanki şöyle demiştir: Biz, bütün yaptıklarınızı yazıyorduk; onları sizin için hayır ve şer diye tespit ediyorduk. İşte o gün onların amellerinin yazıldığı kitapları çıkarılır ve bu onların aleyhine delil olur. Bunlar da hafaza meleklerinin yazdıklarıdır. Bu, size gerçeği söylemekle olan kitabımızdır. Yani onların okudukları, durumlarını gösteren ve yaptıklarını hatırlatan o kitap, sanki onların aleyhine konuşmaktadır. Biz istinsah ediyorduk ibaresi, söylediğimiz gibi yazıyorduk mânasına gelir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kitâbünâ (كِتَابُنَا)

        İbn Fâris, kelimenin "k-t-b" kökünden türediğini, temel anlamının nesneleri bir araya getirmek, harfleri dizmek ve bağlamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kitap" kavramının ayetin bağlamında sıradan bir kağıt tomarını değil, insanın dünyadaki amellerinin melekler tarafından kaydedildiği ve hesap gününde önüne konacak olan mutlak, şaşmaz ilahi sicili (amel defterini) ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Aramice ve Süryanice "kthâbhâ" sözcüğüne dayandığını, Geç Antik Çağ'da kutsal yazıtları ve ilahi kayıtları ifade eden bu evrensel dini terimin, Kur'an tarafından da eskatolojik (ahiret eksenli) yargılamanın en somut delili olarak kullanıldığını tespit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak felsefesinde bu kelimenin, kaybolup gittiği sanılan insan eylemlerinin ontolojik bir kalıcılığa ve nesnel bir kanıta (belgeye) dönüştürülmesini sağlayan teolojik bir araç olduğunu analiz eder.

        Yentıku (يَنطِقُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "n-t-k" kökünden geldiğini, asıl anlamının sesi anlamlı harflere ve kelimelere dönüştürmek, konuşmak ve meramı açıkça ifade etmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "nutk" eyleminin normalde akıl sahibi varlıkların konuşmasını ifade ettiğini, ancak burada "kitabın konuşması" ifadesinin edebi bir mecaz (istiare) olduğunu; kitabın içindeki kayıtların o kadar net, inkar edilemez ve hakikati haykıran bir nitelikte olduğunu, adeta canlı bir şahit gibi dile geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin edebi bağlamını incelerken; dilsiz ve cansız bir metnin yargı gününde insanlaştırılıp (teşhis/personifikasyon) "konuşturulmasının", günahkârların inkar ve yalanlama çabalarını psikolojik olarak tamamen çökerten, dehşet verici ve sarsıcı bir belağat mucizesi olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri ve tefsir açısından bu eylemin, ilahi kaydın muğlaklığa veya yoruma yer bırakmayacak derecede apaçık, susturucu ve mutlak bir şahitlik sunduğunu vurgular.

        El-Hakk (بِالْحَقِّ)

        İbn Fâris, kelimenin "h-k-k" kökünden türediğini, sabit olmak, değişmemek, sarsılmazlık ve söylenen sözün nesnel gerçeklikle tam olarak örtüşmesi anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kitabın "hak ile" konuşmasının, içindeki kayıtların zerre kadar yalan, eksiklik, fazlalık veya haksızlık barındırmaması, mutlak doğruyu yansıtması anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın semantik yapısında "hak" kavramının "batıl"ın zıddı olarak ontolojik bir kesinlik taşıdığını; kitabın hak ile konuşmasının, insanın dünyada kendi hevasına (batıla) göre kurguladığı yalanların ve mazeretlerin, ilahi yargının nesnel gerçekliği (hak) karşısında parçalanmasını ifade ettiğini inceler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu vurgunun, ilahi mahkemedeki adalet terazisinin kusursuzluğunu teminat altına aldığını, insanın kendi eylemleriyle yüzleşirken hiçbir haksızlığa (zulme) uğramayacağının teolojik garantisi olduğunu tefsir eder.

        Nestensihu (نَسْتَنسِخُ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "n-s-h" kökünden geldiğini, temel anlamının bir şeyi olduğu gibi başka bir yere aktarmak, kopyalamak, bir durumu kaldırıp yerine yenisini getirmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, "istinsah" eyleminin bir yazının veya bilginin aynısını çıkarmak, harfi harfine kopyalamak olduğunu; ayette bu fiilin Allah'a nispet edilmesinin (biz istinsah ediyorduk / kopyalatıyorduk), dünyada işlenen her amelin melekler aracılığıyla ilahi arşive anında ve eksiksiz bir şekilde kaydedilmesi sürecini tanımladığını kaydeder. Gabriel Said Reynolds, kelimenin Geç Antik Çağ'daki adli, bürokratik ve yazıcılık (scribal) kültürüne ait güçlü bir referans barındırdığını; Kur'an'ın, imparatorlukların resmi evrakları kopyalayıp arşivleme (istinsah) pratiğini alarak, mutlak ilahi hafızanın ve evrensel kozmik yargının (ahiret mahkemesinin) şaşmaz işleyişini betimlemek için kullandığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, eylemin muzari (geniş/şimdiki zaman) kipiyle ve "istif'al" (talep ve süreklilik bildiren) babında kullanılmasının, amel kaydetme işleminin anlık veya tesadüfi bir durum olmadığını; insanın varoluşundan ölümüne kadar her anını kapsayan, sistematik, kesintisiz ve son derece titiz bir ontolojik arşivleme faaliyeti olduğunu vurgular.

        Ta'melûn (تَعْمَلُونَ)

        İbn Fâris, kelimenin "'-m-l" kökünden türediğini ve asıl anlamının bilinçli bir niyetle, iradi olarak bir iş yapmak, faaliyette bulunmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "amel" kavramının her türlü basit veya refleksif hareketten ayrıldığını, insanın aklını ve iradesini kullanarak ortaya koyduğu, ahlaki bir değer ve sorumluluk taşıyan eylemlerin tümünü kapsadığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik sisteminde "amel" kavramının, insanın dünyadaki varoluşunu anlamlandıran yegâne pratik gerçeklik olduğunu; müşriklerin hayatı zamanın (dehr) yok edeceği bir boşluk olarak algılamasına karşı, Kur'an'ın bu eylemi kullanarak insanın her anını, ilahi arşivde (kitapta) sonsuza dek saklanan (istinsah edilen) ve yargı gününde hesabı sorulacak olan kalıcı bir "ahlaki üretim" sürecine dönüştürdüğünü analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X