ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Câsiye Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: uyma, casiye 18, şeriat, casiye suresi, bilgisizlik, heva, casiye suresi 18. ayet, emir, buyruk
-
“Sonra seni de bir din yoluna koyduk. Onu izle, bilmeyenlerin arzularına uyma!”
Şeriat Kelimesinin Anlamı
Sonra seni de bir din yoluna koyduk, onu izle! Bu İlâhî beyanın, “Onlara din konusunda açıklamalar yaptık” meâlindeki âyetin sılası olması muhtemeldir. Buna göre Allah sanki şunu söylemektedir: Onlara din konusunda açıklamalarda bulunduk ve bunu senin şeriatin yaptık. Onlar bu şeriate uymadılarsa da sen ona uy! Şeriat, din ve gidilen yol anlamına gelir; ondan maksat da meşru kılınan ve gidilmesi gereken yoldur. Aynı şeyi İbn Kuteybe de söylemiştir: Falan şu konuda kural koydu denildiğinde “şeraa" (شَرَعَ) fiili kullanılır. Bu kökten gelen “meşâriu’l-mâ” (مَشَارِعُ الْمَاءِ) tabiri de su kaynakları mânasına gelir, bundan maksat da insanların ve gelip geçenlerin su içtiği yerdir. Ebû Avsece de şeriat, kanun anlamına gelir dedi. En doğrusunu Allah bilir.
Sonra Allah Teâlâ, onların gittikleri yolun ancak nefsi arzularının yolu olduğunu haber vermekte ve şöyle buyurmaktadır; Bilmeyenlerin arzularına uyma! Buradaki bilmeyenler kelimesi iki mânaya gelir. Birincisi, onlar düşünmedikleri ve tefekkür etmedikleri için bilmiyorlar, eğer düşünseler ve tefekkür etselerdi mutlaka bilirlerdi. Çünkü âyetin başında onların, kendilerine bilgi geldikten, yani ilmi deliller geldikten sonra görüş ayrılığına düştüklerini haber veriyordu, eğer düşünselerdi mutlaka bilirlerdi. İkincisi, bildiklerinin ve Allah’ın onlara ilettiği bilgilerin kendilerine faydası olmadığı için Allah onlarda bilgiyi yok saymaktadır. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Ce'alnâke (جعلناك)
İbn Fâris, bu kelimenin "c-'-l" kökünden türediğini ve temel anlamının bir şeyi var etmek, bir durumdan başka bir duruma çevirmek, atamak, tahsis etmek ve şekil vermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ce'l" eyleminin yoktan yaratmayı ifade eden "halk" kavramından daha genel bir kullanıma sahip olduğunu; bir nesneye, kişiye veya kavrama yeni bir işlev, misyon ve statü kazandırmayı anlattığını, bu ayetin bağlamında Hz. Peygamber'in ilahi bir görevle özel bir dini yolun (şeriatın) üzerine yerleştirilerek konumlandırıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin nüzul bağlamındaki teolojik işlevine dikkat çekerek; bir önceki ayette İsrailoğullarının kendilerine verilen dini tahrif edip ihtilafa düşmelerinin ardından, Allah'ın elçisini bu yozlaşmış geleneklerin dışına çekerek tamamen yeni, saf ve doğrudan ilahi iradeye dayanan bir güzergaha "yerleştirdiğini/atadığını", eylemin doğrudan Allah'a nispet edilmesinin (Biz seni kıldık/yerleştirdik) bu yolun mutlak meşruiyetini sağladığını tefsir eder.
Şerî'atin (شَرِيعَةٍ)
İbn Fâris, kelimenin "ş-r-'" kökünden geldiğini ve asıl anlamının insanların veya hayvanların su içmek için indikleri su kaynağına giden açık, net ve görünür yol olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, suyun fiziksel hayatın kaynağı ve devamlılık şartı olması gibi, ilahi buyrukların ve dinin de insan ruhunun, maneviyatının ve ebedi hayatının kaynağı olması hasebiyle istiare (metafor) yoluyla bu isimle anıldığını belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni bağlamında Aramice/Süryanice ve İbranice gibi Sami dillerindeki dini yasa metinleriyle paralellikler taşısa da, lafzın Arapçadaki "su yolu" anlamından türeyerek dini terminolojiye yerleşmesinin tamamen otantik ve Kur'ani bir anlamsal genişleme olduğunu tespit eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel haritasında bu kavramın "hevâ" (kuralsız arzular) kavramının tam zıddı olarak ontolojik bir ağırlık taşıdığını; uçsuz bucaksız ve ölümcül bedevi çölünde (cahiliye kaosu) hayatta kalmayı sağlayan tek nesnel gerçekliğin "suya götüren yol" (şeriat) olduğunu, Kur'an'ın bu hayati bedevi metaforunu alıp mutlak kurtuluşa götüren ilahi kanunlar bütününe dönüştürdüğünü analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri ve tefsir açısından kelimenin sadece dar bir "hukuk/yasa" kavramına indirgenmemesi gerektiğini, kelimenin etimolojisindeki "hayat veren suya ulaşan aydınlık ve geniş yol" vurgusunun, metnin ruhundaki ilahi rahmeti ve kurtuluş ümidini yansıttığını savunur.
El-Emr (الْأَمْرِ)
İbn Fâris, bu kelimenin "e-m-r" kökünden türediğini ve bir işin yapılmasına dair kesin hüküm, talimat ve genel anlamda hadise, durum, mesele (şe'n) anlamlarına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "emr" lafzının bu ayetin siyakında, Allah'ın peygamberlerine vahyettiği tevhid inancını, evrensel dinin temel esaslarını ve varoluşsal ilahi buyrukların tamamını kapsayan "din işi/dini mesele" anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bir önceki ayette İsrailoğullarının ihtilafa düştükleri "emr" (din) kelimesiyle bu ayetteki kelimenin aynı olduğunu vurgulayarak; Hz. Peygamber'e verilen şeriatın marjinal veya kopuk bir yol olmadığını, bilakis önceki peygamberlerin de üzerinde bulunduğu o evrensel ilahi "işin/meselenin" (el-Emr) ta kendisinden neşet eden sağlam bir güzergah olduğunu tefsir eder.
İttebi'hâ (فَاتَّبِعْهَا)
İbn Fâris, kelimenin "t-b-'" kökünden geldiğini, asıl anlamının birinin arkasından gitmek, ayak izlerini takip etmek ve iz sürmek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ittibâ" eyleminin sadece fiziksel bir peşinden gitme değil, sunulan ilahi yasaya (şeriata) iradi olarak, tam bir teslimiyetle ve pratik eylemlerle uyum sağlamak, o yoldan milimetre sapmamak anlamına geldiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, emir kipindeki (uy/tâbi ol) bu fiilin bağlayıcılığına dikkat çekerek; dinde sadece teorik bir inancın yeterli olmadığını, Hz. Peygamber'in şahsında tüm inananlara ilahi yasanın kurallarını hayata geçirme, sosyal ve bireysel yaşamı bu rotaya göre inşa etme konusunda aktif, kesintisiz ve eylemsel bir sorumluluk yüklendiğini vurgular.
Ehvâ' (أَهْوَاء)
İbn Fâris, bu kelimenin "h-v-y" kökünden türediğini, "hevâ"nın kelime anlamı olarak boşluk, hava, esinti ve yukarıdan aşağıya düşmek anlamına geldiğini; insanın nefsi arzularının da bir temeli olmadığı, sahibini hakikatten boşluğa düşürdüğü ve helake sürüklediği için bu kökten isimlendirildiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, çoğul formda (ehvâ) gelen bu kelimenin, aklı ve ilahi yasayı (şeriatı) devre dışı bırakarak tamamen şehvet, heves, dünyevi çıkar ve kuralsız güdülerden beslenen tutkuları tanımladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın etik ve semantik sisteminde "hevâ" kavramının "şeriat" ve "ilim" kavramlarının mutlak epistemolojik düşmanı olduğunu; şeriatın nesnel, ilahi ve evrensel bir düzen (kozmos) kurduğunu, hevanın ise tamamen öznel, parçalanmış, egoist ve yıkıcı bir kaos ürettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin çoğul yapısının (arzular/hevesler), hakikat tek (şeriat) iken, batılın ve cehaletin sayısız, kaotik ve birbiriyle çatışan ideolojik varyasyonlara (ehvâ) sahip olduğuna işaret ettiğini tefsir eder.
Ya'lemûn (يَعْلَمُونَ)
İbn Fâris, kelimenin "'-l-m" kökünden geldiğini, bir şeyin hakikatini zihinde belirginleştirmek, bir alamet ve nişanla kavramak, kesinliğe ulaşmak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim eyleminin, eşyanın ve olayların arkasındaki ilahi gerçekliği olduğu gibi, hiçbir zan ve şüpheye yer bırakmadan idrak etmek olduğunu; bu ayette bilmeyenlerin, vahyin aydınlığından mahrum kalanlar olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, "bilmeyenler" ifadesinin basit bir okuma yazma veya malumat eksikliğini (ignorance) değil, Kur'an'ın anlamsal evrenindeki "cahiliye" zihniyetini temsil ettiğini; bu zihniyetin ilahi vahyi (ilmi) reddederek kendi dar, kabilevi ve egoist arzularına (hevasına) tapınan, teolojik olarak körleşmiş bir varoluşsal durumu anlattığını inceler. Angelika Neuwirth, bu fiilin olumsuz formuyla (lâ ya'lemûn) ayetin sonuna yerleştirilmesinin Mekke döneminin o keskin ikili karşıtlık retoriğini yansıttığını; bir yanda Allah'tan gelen mutlak bilgiye (şeriata) dayanan bir sistemin, diğer yanda ise tamamen bilgisizliğe, hurafelere ve hezeyanlara dayanan kaotik bir düzenin çarpışmasının edebi bir formda özetlendiğini analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla