Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Câsiye Sûresi, 13. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Câsiye Sûresi, 13. Ayet

    وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً مِنْهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve seḣḣara lekum mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi cemî’an minh(u)(c) inne fî żâlike leâyâtin likavmin yetefekkerûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      “Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır.”

      Ayrıca O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrinize vermiştir. Yani göklerde bulunan melekler, güneş, ay, yıldızlar ve diğer nesneler ile yerde bulunan ağaçlar, bitkiler, hayvanlar, böcekler vb. hepsini insanların emrine vermiş, bunların hepsini kendi menfaatleri ve ihtiyaçları için kullanmalarına imkân tanımıştır. Allah Teâlâ, tıpkı kendi ellerindeki mallan kullandıkları gibi bütün bunlardan yararlanmaları imkânını kullarına vermiştir. En doğrusunu Allah bilir.

      Âyetteki hepsini ifadesi, bütün bunların Allah Teâla’dan gelen bir lütuf olduğunu gösterir. Allah, o iki yerde, yani göklerde ve yerde olan her şeyi insanların emrine verdiğini bildirmektedir. Bütün bunlarda düşünenler için işaretler vardır. Bu âyetin tefsirini daha önce muhtelif yerlerde yapmıştık. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Sahhara (سَخَّرَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "s-h-r" kökünden türediğini ve temel anlamının bir varlığı kendi iradesi dışında zorla boyun eğdirmek, zelil kılmak ve bir amaca yönelik hizmete amade etmek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "teshîr" eylemini bir nesneyi veya gücü, ilahi bir plan dahilinde hedeflenen gayeye ulaşması için mecburi istikamete yönlendirmek şeklinde tanımlar; bu ayetin bağlamında göklerdeki ve yerdeki devasa kozmik güçlerin insanlığın faydası için pasifize edilip bir yasa etrafında kontrol altına alınmasını ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ontolojik ve epistemolojik devriminde bu kavramın çok kritik bir işlevi olduğunu; Antik Çağ'da ve cahiliye döneminde korkulan, kutsiyet atfedilen ve tapınılan gök cisimlerinin veya doğa güçlerinin "teshir" kavramı sayesinde ilahlık statüsünden soyutlanarak (de-sakralizasyon) insanın hizmetine verilmiş, nesnel ve işlevsel araçlara dönüştürüldüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki bu eylemin, evrenin başıboş veya insana düşman bir kaos alanı olmadığını, aksine tamamen insan merkezli (antroposentrik) bir ekolojik ve kozmolojik tasarımla yaratıldığını ispatladığını, bu muazzam hizalanmanın insanın aklını kullanması için bir zemin oluşturduğunu tefsir eder.

        Es-Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün "s-m-v" harflerinden oluştuğunu ve temel anlamının yükseklik, yücelik ve üstte olma durumu olduğunu belirtir; yeryüzünün ufkunu aşan her türlü yüksekliğin bu kökten isimlendirildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "sema" kelimesinin çoğul formda kullanılmasının, insan idrakini aşan katmanlı fiziksel uzayı ve tüm astronomik cisimleri kapsadığını, bunların tamamının insanlığın yaşamını destekleyecek bir makine gibi çalıştırıldığını (teshir) aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin nüzul ortamında göklerin ve içindekilerin teshir edildiği vurgusunun, o dönem Orta Doğu'sunda oldukça yaygın olan astral kültlere (yıldız, güneş ve ay perestliğe) karşı sert bir teolojik reddiye barındırdığını; müşriklerin tanrı sandığı devasa gök kütlelerinin aslında Allah tarafından insanın emrine verilmiş basit nesneler olduğuna dikkat çektiğini vurgular.

        El-Ard (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökünü "e-r-d" olarak verir ve temelde alçakta olanı, tabanı, ağır olanı ve hayatın üzerinde aktığı zemini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, göklerin (semâvât) zıddı olarak yeryüzünün, insanın biyolojik varoluşunu sürdürebilmesi için her türlü rızık, barınma ve hammadde imkanıyla donatılmış bir yaşam beşiği olarak insanın hizmetine sunulduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, anlambilimsel çerçevede "arz"ın insan serüveninin gerçekleştiği yatay ontolojik düzlemi temsil ettiğini, göklerden (dikey eksen) gelen ilahi buyrukların ve fiziksel etkilerin yeryüzünde insanın eylemleriyle buluşarak anlam kazandığını inceler.

        Cemî'an (جَمِيعًا)

        İbn Fâris, bu kelimenin "c-m-'" kökünden geldiğini ve temel anlamının dağınık olan parçaları bir araya getirmek, toplamak ve birleştirmek olduğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın bir bütünlüğü ve istisnasızlığı ifade ettiğini, evrendeki devasa galaksilerden yeryüzündeki en küçük organizmaya kadar hiçbir unsurun bu ilahi boyun eğdirme (teshir) yasasının dışında kalmadığını, hepsinin ortak bir amaca yönelik olarak topluca senkronize edildiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri bilimsel açıdan bu kelimenin cümleye kattığı anlamsal ağırlığa dikkat çekerek, evrenin birbirinden bağımsız kaotik parçalardan değil, tek bir kaynaktan (minhu) yönetilen birleşik, organik ve kusursuz işleyen yekpare bir sistem olduğunun altını çizdiğini savunur.

        Âyât (آيَاتٍ)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün "e-y-y" olduğunu ve gizli bir gerçeğe yönlendiren açık alamet, gösterge anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetin bağlamında ayetlerin, göklerin ve yerin teshir edilmesindeki kusursuz düzen olduğunu, bu evrensel düzenin doğrudan görünmeyen yegâne Yaratıcı'nın varlığına, birliğine ve kudretine işaret eden aklî deliller sunduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın evren tasavvurunda göstergebilimsel (semiyotik) bir işlev gördüğünü, tabiatın basit bir fiziksel yığın değil, deşifre edilmeyi bekleyen ontolojik bir "işaretler ağı" olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, edebi ve retorik bağlamda bu kelimenin muhatabı edilgen bir izleyici olmaktan çıkarıp aktif bir "okuyucu" olmaya davet ettiğini, kozmik fenomenlerin tıpkı inen vahiy metni gibi birer ilahi iletişim aracı olarak kurgulandığını vurgular.

        Kavm (قَوْمٍ)

        İbn Fâris, kelimenin "k-v-m" kökünden türediğini ve bir iş için ayağa kalkan, dayanışma içinde olan, birlikte hareket eden topluluk anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, lügatte genellikle bir gaye etrafında toplanmış insan grubunu ifade eden bu lafzın, ayette "tefekkür eden" (düşünen) fiiliyle nitelendirilerek etnik veya kabilevi bir aidiyeti değil, tamamen zihinsel ve ahlaki bir duruşu paylaşan entelektüel bir zümreyi tanımladığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamdaki kullanımının, cahiliye dönemi Arap toplumundaki kan bağına dayalı kabile (kavm) asabiyetini yıktığını; Kur'an'ın yeni toplum inşasında bireyleri birbirine bağlayan asıl bağın soy sop değil, evrendeki ilahi hakikati anlama (tefekkür) çabası ve bilinç ortaklığı olduğunu tefsir eder.

        Yetefekkerûn (يَتَفَكَّرُونَ)

        İbn Fâris, bu kelimenin "f-k-r" kökünden geldiğini ve insanın zihinsel enerjisini bir konunun üzerinde gezdirmesi, anlamı aramak için aklı hareket ettirmesi ve sonuca ulaşma çabası anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fikr" eyleminin bilinen verilerden (gözlemlenen kozmik teshir) hareketle bilinmeyen hakikatlere (Yaratıcı'nın gücü ve birliğine) ulaşmayı sağlayan kalbî ve zihnî bir yürüyüş olduğunu, insanın evrendeki işaretleri (ayetleri) ancak bu zihinsel çaba ile çözebileceğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an epistemolojisinde tefekkürün pasif bir akademik zihin jimnastiği olmadığını, evrenin varoluşsal anlamını kavramaya yönelik aktif, sarsıcı ve insanı imana götüren eylemsel bir idrak süreci olduğunu analiz eder; işaretler evreninin, ancak bu zihinsel sondajı yapanlara kendi sırrını açtığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonunda yer alan bu eylemin, muhatabın omuzlarına ağır bir epistemolojik sorumluluk yüklediğini; Allah'ın evreni insanın emrine vermesinin (teshir) bedelinin, insanın kibre kapılıp dünyayı tüketmesi değil, o düzenin ardındaki iradeyi okuyan keskin ve sürekli bir düşünme faaliyeti (tefekkür) içinde olması gerektiğini vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X