وَيْلٌ لِكُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Câsiye Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
“Günaha gömülmüş her yalancının vay haline!”
“Effâk” (أَفَّاكٍ) kelimesi, hikmetin gerektirdiği buyruklara uymaktan kaçınan demektir. Bazıları buna, yalancı diye mâna verdi. “Esîm” (أَثِيمٍ) de günah işlemeyi alışkanlık haline getiren kişi demektir. Yine günahkâr anlamına gelen “âsim” kelimesine nispeten daha çok günah işleyendir. Sonra Cenâb-ı Hak bu “effâk” kelimesini şöyle açıklamaktadır: (Casiye, 8)
Yorumu Yorumla
-
Veyl (ويل)
İbn Fâris, bu kelimenin "v-y-l" kökünden geldiğini, hüznü, helakı, şiddetli azabı ve başa gelen büyük bir felaketi ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin çirkin bir durumla karşılaşan kişinin duyduğu derin kederi ve yıkımı anlattığını, Kur'an'da genellikle inatçı inkarcılara yönelik şiddetli bir ilahi tehdit ve azap vaadi olarak kullanıldığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi Arap toplumunda sıradan bir beddua, kınama veya dünyevi bir felaket ünlemi olarak kullanılan bu lafzın, Kur'an tarafından semantik bir dönüşüme uğratılarak eskatolojik (ahiret eksenli) mutlak bir yıkımı ve cehennem azabını ifade eden teolojik bir kavrama dönüştürüldüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki bağlamının, ilahi vahyi alaya alan ve inatla yalanlayan müşriklere yönelik psikolojik bir sarsıntı yaratmayı amaçlayan keskin bir uyarı ve meydan okuma işlevi gördüğünü vurgular.
Effâk (أفاك)
İbn Fâris, kelimenin kökünün "e-f-k" harflerinden oluştuğunu ve temel anlamının bir şeyi olması gereken halinden veya yönünden başka bir tarafa çevirmek, tersyüz etmek olduğunu, yalana da hakikati tersyüz ettiği için "ifk" dendiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin mübalağa (aşırılık) vezninde olduğunu belirterek, "effâk" lafzının sıradan bir yalancıyı değil, yalan söylemeyi bir meslek, bir karakter haline getirmiş, insanları sürekli olarak doğru yoldan ve hakikatten saptıran azılı iftiracıları tanımladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlambilimsel alanında bu kavramın basit bir ahlaki zaaftan ziyade, ontolojik bir çarpıtmaya denk düştüğünü; "effâk" olan kişinin Allah'ın ayetlerini ve nesnel gerçekliği bilinçli, sistematik ve kötü niyetli bir şekilde manipüle ederek toplumsal algıyı bozduğunu tefsir eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin nüzul ortamı bağlamında bu sıfatın, ilahi vahye karşı sürekli asılsız efsaneler üreten ve vahyin otoritesini kırmak için kara propaganda yürüten inkarcıların zihniyet tipolojisini çizdiğini belirtir.
Esîm (أثيم)
İbn Fâris, kelimenin "e-s-m" kökünden türediğini ve asıl anlamının yavaşlık, geri kalmak ve hayırlı işlerden alıkonmak olduğunu; günahın da insanı iyilikten, sevaptan ve kurtuluştan geri bıraktığı için bu kökten türetildiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ism" kavramının insanı ilahi mükafattan uzaklaştıran her türlü kasıtlı eylem olduğunu, "esîm" sıfatının ise günaha batmış, kötülük yapmayı içselleştirmiş ve vicdani duyarlılığını tamamen yitirmiş kişileri nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Kuzeybatı Sami dilleriyle (Aramice ve İbranice) derin bağları olduğunu, Geç Antik Çağ'da suç, borç ve ahlaki ihlal anlamlarında kullanılan bu terimin Kur'an tarafından evrensel bir ahlaki sorumluluk ve ilahi yargı bağlamında yeniden üretildiğini tespit eder. Toshihiko Izutsu, kavramın Kur'an ahlak sistemindeki yerini incelerken, basit bir hatadan farklı olarak "ism"in insanın ruhunda ağır bir yük ve teolojik bir borç oluşturduğunu, "esîm" olan kişinin bu ağır yükü sürekli taşıyan ve günahı bir yaşam biçimine dönüştüren bir karakteri temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri bilimsel açıdan kelimenin failik ve süreklilik bildiren yapısına dikkat çekerek, bu lafzın anlık bir gafleti değil, ısrarlı, bilinçli ve hastalıklı bir günahkârlık halini yansıttığını, dolayısıyla meallerde bu karakter aşınmasının tam olarak hissettirilmesi gerektiğini savunur.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla