Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Câsiye Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Câsiye Sûresi, 5. Ayet

    وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Vaḣtilâfi-lleyli ve-nnehâri vemâ enzela(A)llâhu mine-ssemâ-i min rizkin fe-ahyâ bihi-l-arda ba’de mevtihâ ve tasrîfi-rriyâhi âyâtun likavmin ya’kilûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      3. “Göklerde ve yerde inananlar için önemli işaretler vardır.”

      4. “Sizin yaratılışınızda ve yeryüzüne yaydığı diğer kımıldayan canlılarda bilenler için deliller mevcuttur.”

      5. “Gece ile gündüzün yer değiştirmesinde, Allah'ın gökten indirdiği rızıkta (yağmurda) -ki, onunla öldükten sonra yere yeniden hayat vermektedir- rüzgârları çeşitli yönlerden estirmesinde düşünenler için alınacak dersler vardır.”

      Göklerde ve yerde, inananlar için önemli işaretler vardır. Bilenler için deliller mevcuttur... Düşünenler için alınacak dersler vardır. Bu nevi İlâhî beyanlarda onlar için bu sözleri söylemenin bazı sebepleri vardır. Birincisi, onlar için söz konusu beyanlar düşmanlarına karşı ileri sürecekleri delillerdir, bu delillerle onlar düşmanlarına karşılık verirler. Dolayısıyla bu beyanlar, onların düşmanlarına gösterecekleri delillerdir. İkincisi, bu İlâhî beyanlar onların faydalanmaları içindir. Bunlardan âyetlere sırt dönenler değil, onlara uyanlar yararlanacaklar. Üçüncüsü, bu âyetler, onlara uymak gerektiğine inananlar ve onların Allah’tan geldiğini bilenler içindir, yani müminler içindir, onları reddeden ve onlara uymaya yanaşmayanlar için değildir. En doğrusunu Allah bilir. Daha önce çeşitli yerlerde söylemiştik; Cenâb-ı Hakk'ın gökleri ve yeri yaratmasında, gece ile gündüzü peş peşe getirmesinde, gökten su indirmesinde, onunla yeryüzünü canlandırmasında ve oradan mahlukatın rızkı olan yiyecekleri çıkarmasında, Allah’ın varlığı, birliği, kudreti ve hükümranlığının, ilmi ve yönetiminin, hikmeti ve sayılması uzun sürecek diğer niteliklerinin delilleri vardır. Başarıya ulaştıran sadece Allah’tır.​​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İhtilâf (اختلاف)

        İbn Fâris, bu kelimenin "h-l-f" kökünden türediğini ve temel anlamının bir şeyin diğerinin ardına düşmesi, peşinden gelmesi, yerini alması ve değişmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihtilaf" kavramının gece ve gündüz bağlamındaki kullanımının, basit bir zıtlık veya çekişme olmadığını, aksine zaman dilimlerinin kusursuz bir kozmik nöbetleşme ve devir teslim sistemiyle birbirini takip etmesi anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın doğa fenomenlerini ele alış biçiminde bu kelimenin, evrendeki periyodik değişimin ve dinamik döngüselliğin kör bir tesadüf değil, Yaratıcı'nın bilinçli tasarımını yansıtan bir "ayet" olarak sunulmasına aracılık ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, evrendeki zıtlıkların ve değişimlerin aslında bir kaosa değil, üstün bir ekolojik ve kozmik dengeye işaret ettiğini, Kur'an'ın bu kavramla insan aklını bu diyalektik uyumu tefekküre çağırdığını vurgular.

        Rızk (رزق)

        İbn Fâris, kelimenin "r-z-k" kökünden geldiğini ve canlılara verilen nasip, pay, faydalanılan maddi ve manevi nimetler anlamını taşıdığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu ayette gökten inen suyun (yağmurun) doğrudan "rızık" olarak isimlendirilmesinin derin bir belagat içerdiğini; yağmurun yeryüzündeki bitkisel hayatın ve dolayısıyla gıdanın yegane sebebi olması haysiyetiyle, sebep zikredilip sonucun kastedildiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Antik Çağ'da Süryanice ve Orta Farsça üzerinden şekillenerek İslam öncesi dönemde Arapça ticari ve günlük dile yerleştiğini, Kur'an'ın ise bu terimi dünyevi bir kazanım olmaktan çıkarıp tamamen ilahi inayet ve rezzakıyet (rızık vericilik) teolojisinin merkezine yerleştirdiğini tespit eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamdaki kullanımının, Mekkeli müşriklerin rızkı putlardan veya tesadüfi doğa olaylarından bekleme inancını yıktığını ve hayatın devamlılığını sağlayan maddi imkanların tek kaynağının Allah olduğunu vurgulayan teolojik bir reddiye sunduğunu belirtir.

        Tasrîf (تصريف)

        İbn Fâris, kelimenin kökü olan "s-r-f" harflerinin bir şeyi bulunduğu halden başka bir yöne veya hale çevirmek, döndürmek ve yönlendirmek anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, rüzgarların "tasrifi" ifadesinin, rüzgarın sadece esmesini değil; yönünün, şiddetinin, sıcaklık ve soğukluğunun, getirdiği bulutların ve rahmetin ilahi bir hikmetle, sürekli değişen bir meteorolojik sistemle yönetilip sevk edilmesini kapsadığını bildirir. Toshihiko Izutsu, eylemin tef'il babında kullanılmasının, doğadaki hareketlerin mekanik veya kendi başına buyruk olmadığını, doğanın arkasında sürekli fail durumda olan, müdahale eden ve yönlendiren aktif bir ilahi iradenin bulunduğunu semantik olarak ispatladığını analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri bağlamında bu kelimenin tek boyutlu bir "estirme" eylemiyle karşılanamayacağını, içinde yön değiştirme, evirme, çevirme ve meteorolojik olayları hassas bir yönetimle idare etme anlamlarının mündemiç olduğunu, tefsir geleneğinin de bu kelimeyi çok yönlü ilahi tasarruf olarak okuduğunu savunur.

        Riyâh (رياح)

        İbn Fâris, bu kelimenin "r-v-h" kökünden türediğini, esinti, hareket halindeki hava, soluk ve aynı kökten gelen "rahmet" ile "ferahlık" gibi anlamlarla etimolojik bir bağa sahip olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, rüzgar kelimesinin Kur'an'daki kullanım formlarına dikkat çekerek; genellikle yıkım ve helak getiren rüzgarların tekil (rîh) formda, yağmur, aşılanma ve rahmet getiren rüzgarların ise çoğul (riyâh) formda kullanıldığını, bu ayette çoğul yapının ekolojik faydaya ve ilahi lütfa işaret ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin meteorolojik bir olguyu betimlerken kullandığı bu kelimenin, ekosistemdeki tozlaşmadan iklim dengesine kadar yeryüzünün dirilişini sağlayan rahmet taşıyıcıları olarak kodlandığını ve doğanın işleyişindeki bu estetik işbirliğinin tefekküre sunulduğunu vurgular.

        Ya'kılûn (يعقلون)

        İbn Fâris, kelimenin "a-k-l" kökünden geldiğini, asıl anlamının deveyi yularıyla bağlamak, tutmak ve engellemek olduğunu; aklın da insanı yanlışa düşmekten, fevri davranmaktan ve cehaletten alıkoyup bağladığı için bu isimle anıldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, akletme eyleminin, zihindeki bilgileri birbirine bağlayarak doğru sonuçlar çıkarma ve evrendeki işaretler ile Yaratıcı arasındaki sebep-sonuç ilişkisini kavrama yetisi olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'da "akıl" kelimesinin hiçbir zaman statik bir isim veya soyut bir felsefi töz olarak geçmediğini, daima dinamik bir fiil (akletmek) olarak kullanıldığını, bunun da aklın sadece doğuştan gelen bir potansiyel değil, evreni okuma ve anlamlandırma sürecinde aktif olarak işletilmesi gereken pratik bir zihinsel eylem olduğuna işaret ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin sonundaki bu vurgunun, vahyin ilk muhatapları olan Mekke toplumunun atalar kültürüne körü körüne bağlı olan taklitçi zihin yapısına yönelik keskin bir eleştiri barındırdığını; evrendeki değişimleri, rızkı ve meteorolojik olayları analitik bir gözlemle değerlendirip sentez yapabilen bağımsız bir düşünce sisteminin teşvik edildiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X