Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Câsiye Sûresi, 2. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Câsiye Sûresi, 2. Ayet

    تَنْز۪يلُ الْـكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Tenzîlu-lkitâbi mina(A)llâhi-l’azîzi-lhakîm(i)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      1. "Hâ-mîm."

      2. “Kitabın indirilmesi izzet ve hikmet sahibi Allah'tandır.”

      Hâ-mîm. Kitabın indirilmesi... Bu cümleyi daha önce çeşitli yerlerde açıklamıştık.

      Aziz ve Hakîm Kelimelerinin Anlamı

      İzzet ve hikmet sahibi Allah’tandır. Buradaki Aziz ve Hakîm kelimelerini de daha önce açıklamıştık. Kitabın indirilmesi sözünün hemen arkasında Allah Teâlâ'nın Aziz ve Hakîm olduğunun belirtilmesinin hikmeti şunun bilinmesi içindir: İnsanların, indirilen kitaba, onun emirlerine ve yasaklarına, Cenâb-ı Hakk’ın insanları çeşitli yollarla imtihan etmesine uymaları ve Allah’ın buyruklarına itaat etmeleri ile Cenâb-ı Hakk’ın şerefli ve izzetli olacağı yahut şerefinin veya gücünün ve kuvvetinin daha da artacağı için olmadığı gibi, aksine Allah’a karşı çıkmaları, emirlerine itaat etmemeleri ve yasakladığı işleri yapmaları ile de Allah’ın zelil olacağı yahut mülkünde ve hükümranlığında noksanlık meydana geleceği için değildir. Aksine bu emirler, yasaklar ve çeşitli yollarla imtihan etmeler, ancak insanların kendi menfaatleri için, Allah’ın emirlerine uyup itaat etmeleri halinde kendi izzet ve şereflerinin artacağı, O’na itaati terketmeleri halinde de zillete düşeceklerinin bilinmesi içindir. Bu durum, yeryüzündeki sultanlarda gördüklerimizin aksinedir; çünkü halkın kendilerine tâbi olmalarıyla sultanların şerefi ve izzeti ile hükümranlığının gücü artar, halkın onlara itaat etmemeleri ve yasakladığı işleri yapmaları da onları küçük düşürür, yönetimdeki gücünü azaltır. Çünkü yaratılan varlık, ancak başkalarının desteğiyle güç kazanır, başkalarının desteğini kaybedince, gücünü de kaybeder ve zillete düşer. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Teâlâ ise, zatıyla güçlüdür, başkalarının muhalefeti ile O’nun gücü azalmadığı gibi, başkalarının itaati ile de gücü artmaz. “Hakîm” ismi de Allah’ın yönetiminde asla hata yapmayan anlamına gelir. Yarattığı varlıkların kendisini inkâr ve isyan edeceklerini bilmesine rağmen, bunun kendisinden hikmeti yok etmediğinin ve O’nu hikmetin dışına çıkarmadığının bilinmesi için bunu belirtmektedir. Çünkü az önce de söylediğimiz gibi Allah onları kendi ihtiyacı veya kendi menfaati için yaratmamış, fakat her şeyi onların kendi ihtiyaçları ve menfaatleri için yaratmıştır. Dünyada böyle bir durumun insanlar arasında yaşanması halinde, buna mâruz kalan insandan hikmeti yok eder ve onu akılsızca davranan biri seviyesine düşürür, çünkü az önce de söylediğimiz gibi insanlar her işi ancak kendi menfaatleri için yaparlar. Kendisine fayda getirmeyeceğini, aksine zarar vereceğini bilmesine rağmen insan o işi yaparsa, bu hikmete uygun bir davranış olmaz. İşte bundan dolayıdır ki dünyada insanların durumu ile Allah’ın konumu aynı değildir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tenzîl (تنزيل)

        İbn Fâris, bu kelimenin kökünü "n-z-l" olarak belirler ve temel anlamının yüksek bir yerden aşağıya inmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "inzâl" ile "tenzîl" arasındaki morfolojik farka dikkat çekerek, tenzîl formunun eylemin aşama aşama, peyderpey gerçekleşmesine işaret ettiğini, bu bağlamda ilahi mesajın bir defada değil, zamana ve olaylara yayılan bir süreç içinde indirildiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu ayetteki kullanımının, vahyin kaynağının beşeri değil bütünüyle ilahi olduğunu kanıtlama amacı taşıdığını ve o dönemdeki müşriklerin Kur'an'ın kaynağına dair şüphelerine karşı kesin bir reddiye sunduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar ise çeviri bilimsel açıdan bu kelimenin tef'il babından gelmesinin "sürekli ve dereceli indirme" anlamını zorunlu kıldığını, dolayısıyla metinde bu nüansın korunarak ayetin bağlamındaki ilahi iradenin yeryüzüne müdahale sürecinin kesintisizliğinin aktarılması gerektiğini savunur.

        El-Kitâb (الكتاب)

        İbn Fâris, kelimenin kökünün "k-t-b" olduğunu ve temel anlamının nesneleri bir araya getirmek, toplamak ve bağlamak olduğunu belirtir; harfleri ve kelimeleri bir araya getirdiği için bu metinlere kitap dendiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin salt fiziki bir metni veya kağıt tomarını değil, aynı zamanda Allah'ın kesin hükümlerini, farz kıldığı kuralları ve ilahi buyrukların sistemli bütününü temsil ettiğini aktarır. Arthur Jeffery, kelimenin Geç Antik Çağ Arabistan'ında bilinen Aramice-Süryanice "kthâbhâ" kökünden geldiğini, Yahudi ve Hristiyan geleneğinde kutsal metinleri ifade eden bu terimin Kur'an tarafından bilinçli bir şekilde kullanılarak İslam'ın mesajının aynı evrensel vahiy geleneği içine yerleştirildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, sözlü kültürden yazılı kültüre geçişin zirvesi olarak gördüğü bu terimin, bedevi Arap toplumunda soyut ilahi otoritenin somut, nesnel ve kalıcı bir belgeye dönüşmesini ifade ettiğini analiz eder. Gabriel Said Reynolds, "El-Kitâb" lafzının o dönemki Ehl-i Kitap ile girilen teolojik diyalogda bir referans noktası vazifesi gördüğünü ve yeni inen bu metnin, önceki ilahi metinlerin sahip olduğu otoriteye ortak olduğunu beyan ettiğini belirtir.

        Allah (الله)

        İbn Fâris, bu ismin kökünü "e-l-h" olarak ele alır ve ibadet etmek, sığınmak, yönelmek gibi anlamları ihtiva ettiğini, mutlak mabudun bu isimle anıldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu lafzın her şeyi yaratan Yüce Varlık'ın özel ismi olduğunu, başka hiçbir varlık için kullanılamayacağını ve tüm kemal sıfatlarını kendisinde toplayan en yüce zatı ifade ettiğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibariyle Arapça belirli harf-i tarif almış "el-İlah" tamlamasından veya bölgesel kültürel etkileşimlerle Süryanice "Alaha" kelimesinden türediğini, İslam öncesi dönemde de Arap yarımadasında Yüce Yaratıcı anlamında bilindiğini, ancak Kur'an'ın bu ismin etrafındaki tüm putperest ve şirk unsurlarını temizlediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın anlamsal dünyasında bu ismin ontolojik merkeze yerleştiğini, cahiliye dönemindeki pasif, silik ve uzak "yaratıcı tanrı" figürünün Kur'an ile birlikte her an hayata müdahale eden, kitap indiren ve mutlak irade sahibi olan aktif bir otoriteye dönüştüğünü inceler.

        El-Azîz (العزيز)

        İbn Fâris, kelimenin kökü olan "a-z-z" harflerinin güç, şiddet, üstün gelme, nadir olma ve yenilmezlik anlamlarına geldiğini, asla mağlup edilemeyen güç anlamına kavuştuğunu aktarır. Râgıb el-İsfahânî, bu sıfatın Allah'a nispet edildiğinde O'nun otoritesinin sarsılamaz olduğunu, dilediği her şeyi engelsizce yapabileceğini ve vahyini iptal etmeye çalışanlara karşı koruyacak yegane güç olduğunu bildirir. Toshihiko Izutsu, İslam öncesi kabile toplumunda kibir, dünyevi güç, sertlik ve boyun eğmezlik ifade eden bu kavramın, Kur'an tarafından semantik bir dönüşüme uğratılarak sadece Allah'ın mutlak ve meşru egemenliğini ifade eden teolojik bir sıfata dönüştürüldüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, vahyin kaynağı belirtilirken bu ismin kullanılmasının, muhatapların psikolojisinde derin bir otorite hissi uyandırma amacı taşıdığını ve ilahi mesaja karşı çıkacak inkarcı güçlerin peşinen mağlubiyeti tadacaklarının altını çizdiğini vurgular.

        El-Hakîm (الحكيم)

        İbn Fâris, kelimenin "h-k-m" kökünden türediğini ve temel anlamının bozulmayı ve fesadı engellemek, düzeltmek, sağlamlaştırmak ve mutlak hüküm vermek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu bağlamda kelimenin her şeyi yerli yerine koyan, eşyanın hakikatine tam anlamıyla vakıf olan ve kitabını kusursuz bir düzen, tutarlılık içinde indiren ilahi bilgeliği temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, terimin sadece pasif ve felsefi bir bilgeliği değil, aynı zamanda varlık alemini ve insanlık hayatını düzenleyen, kural koyan aktif ve bağlayıcı bir ilahi yasama otoritesini ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayette El-Azîz ve El-Hakîm isimlerinin art arda kullanılmasının özel bir teolojik vurguya sahip olduğunu, Allah'ın mutlak ve karşı konulamaz gücünün (Azîz) keyfi, kontrolsüz veya zalimane bir güç olmadığını, aksine bu gücün her zaman eşsiz bir bilgelik, amaçlılık ve adalet (Hakîm) ile dengelendiğini, bu yüzden indirilen kitabın hükümlerinin de aynı kusursuz dengeyi yansıttığını tefsir eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X