حٰمٓۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Câsiye Sûresi, 1. Ayet
Daralt
X
-
1. "Hâ-mîm."
2. “Kitabın indirilmesi izzet ve hikmet sahibi Allah'tandır.”
Hâ-mîm. Kitabın indirilmesi... Bu cümleyi daha önce çeşitli yerlerde açıklamıştık.
Aziz ve Hakîm Kelimelerinin Anlamı
İzzet ve hikmet sahibi Allah’tandır. Buradaki Aziz ve Hakîm kelimelerini de daha önce açıklamıştık. Kitabın indirilmesi sözünün hemen arkasında Allah Teâlâ'nın Aziz ve Hakîm olduğunun belirtilmesinin hikmeti şunun bilinmesi içindir: İnsanların, indirilen kitaba, onun emirlerine ve yasaklarına, Cenâb-ı Hakk’ın insanları çeşitli yollarla imtihan etmesine uymaları ve Allah’ın buyruklarına itaat etmeleri ile Cenâb-ı Hakk’ın şerefli ve izzetli olacağı yahut şerefinin veya gücünün ve kuvvetinin daha da artacağı için olmadığı gibi, aksine Allah’a karşı çıkmaları, emirlerine itaat etmemeleri ve yasakladığı işleri yapmaları ile de Allah’ın zelil olacağı yahut mülkünde ve hükümranlığında noksanlık meydana geleceği için değildir. Aksine bu emirler, yasaklar ve çeşitli yollarla imtihan etmeler, ancak insanların kendi menfaatleri için, Allah’ın emirlerine uyup itaat etmeleri halinde kendi izzet ve şereflerinin artacağı, O’na itaati terk etmeleri halinde de zillete düşeceklerinin bilinmesi içindir. Bu durum, yeryüzündeki sultanlarda gördüklerimizin aksinedir; çünkü halkın kendilerine tâbi olmalarıyla sultanların şerefi ve izzeti ile hükümranlığının gücü artar, halkın onlara itaat etmemeleri ve yasakladığı işleri yapmaları da onları küçük düşürür, yönetimdeki gücünü azaltır. Çünkü yaratılan varlık, ancak başkalarının desteğiyle güç kazanır, başkalarının desteğini kaybedince, gücünü de kaybeder ve zillete düşer. Her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah Teâlâ ise, zatıyla güçlüdür, başkalarının muhalefeti ile O’nun gücü azalmadığı gibi, başkalarının itaati ile de gücü artmaz. “Hakîm” ismi de Allah’ın yönetiminde asla hata yapmayan anlamına gelir. Yarattığı varlıkların kendisini inkâr ve isyan edeceklerini bilmesine rağmen, bunun kendisinden hikmeti yok etmediğinin ve O’nu hikmetin dışına çıkarmadığının bilinmesi için bunu belirtmektedir. Çünkü az önce de söylediğimiz gibi Allah onları kendi ihtiyacı veya kendi menfaati için yaratmamış, fakat her şeyi onların kendi ihtiyaçları ve menfaatleri için yaratmıştır. Dünyada böyle bir durumun insanlar arasında yaşanması halinde, buna mâruz kalan insandan hikmeti yok eder ve onu akılsızca davranan biri seviyesine düşürür, çünkü az önce de söylediğimiz gibi insanlar her işi ancak kendi menfaatleri için yaparlar. Kendisine fayda getirmeyeceğini, aksine zarar vereceğini bilmesine rağmen insan o işi yaparsa, bu hikmete uygun bir davranış olmaz. İşte bundan dolayıdır ki dünyada insanların durumu ile Allah’ın konumu aynı değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Hâ-Mîm (حم)
Celaleddin el-Suyuti, El-İtkân fî Ulûmi'l-Kur'ân adlı eserinde bu tür kesik harflerin (huruf-ı mukattaa) manası bağlamında öne sürülen çeşitli rivayetleri aktarır. "Hâ-Mîm" lafzının Allah'ın isimlerinden biri, Kur'an'ın isimlerinden biri veya Allah'ın üzerine yemin ettiği kutsal bir kelam olabileceği görüşlerine yer verir. Ayrıca bu harflerin Allah'ın sıfatlarının kısaltması olduğu yönündeki yaklaşımları da derleyerek, "Hâ" harfinin Allah'ın el-Hamîd, el-Hakîm veya el-Halîm; "Mîm" harfinin ise el-Mecîd, el-Melik veya el-Muhyî isimlerine işaret ettiğini belirtir ve klasik yaklaşım olan anlamın yalnızca Allah tarafından bilindiği (müteşabih) tezini de vurgular.
Râgıb el-İsfahânî, El-Müfredât'ta bu tür harflerin sözlük anlamı taşımaktan ziyade Kur'an'ın mucizevi (i'caz) yönünü ortaya koyduğunu ifade eder. "Hâ-Mîm"in, Arap toplumunun günlük dilde kullandığı sıradan alfabenin bir parçası olduğunu hatırlatarak, muhatapların kendi dillerindeki bu harflerle oluşturulan Kur'an'ın bir benzerini getirememeleri üzerinden bir meydan okuma (tehaddi) işlevi gördüğünü belirtir.
Theodor Nöldeke, Kur'an tarihi üzerine yaptığı çalışmalarında bu harflerin başlangıçta surelerin içeriğiyle organik bir bağı olmadığını savunmuştur. Nöldeke, bu harflerin ilk dönemlerde Kur'an metinlerini toplayan veya kopyalayan sahabelerin özel işaretleri veya isim kısaltmaları olabileceği tezini öne sürmüş, ancak sonradan bu görüşünü esneterek "Hâ-Mîm" gibi ifadelerin metin tasnifinde kullanılan veya asıl amacı unutulmuş mistik semboller olabileceği ihtimali üzerinde durmuştur.
Arthur Jeffery, The Foreign Vocabulary of the Qur'an adlı eserinde konuyu Orta Doğu'daki çevresel kültürler bağlamında ele alır. Yahudi ve Süryani mistisizminde harflere atfedilen ezoterik anlamlara dikkat çekerek, bu harflerin Geç Antik Çağ'daki litürjik pratiklerden izler taşıdığını ve metne ilahi, otoriter bir atmosfer katmak amacıyla kullanıldığını ifade eder.
Christoph Luxenberg, metni Süryanice-Aramice okuma denemelerinde, bu harflerin gizemli Arapça karakterler olmadığını iddia eder. Süryani Hristiyan litürjisindeki pratiklere dayanarak, "Hâ-Mîm" ibaresinin aslında metnin hangi müzikal makamda veya mezmur eşliğinde okunacağını belirten, ancak zamanla İslam geleneği içinde asıl işlevi unutulmuş litürjik kısaltmalar (rubrikler) olduğunu savunur.
Angelika Neuwirth, bu harfleri edebi ve yapısal bir çerçevede, performatif bir işlevle değerlendirir. "Hâ-Mîm"in anlamsal bir mesaj iletmekten ziyade "akustik bir sinyal" olduğunu, dinleyiciyi dünyevi konuşma ortamından koparıp vahyin kutsal alanına (tilavet mekanına) hazırlayan yapısal bir açılış ritüeli işlevi gördüğünü belirtir.
Prof. Dr. Mustafa Öztürk, nüzul ortamına ve vahyin tarihsel bağlamına odaklanarak bu harflerin ilk muhatap olan Mekkeli müşriklerin dikkatini çekmek amacıyla kullanıldığını vurgular. Harflerin arkasında şifreli ve batıni anlamlar aramak yerine, o dönemin panayırlarında veya şiir meclislerinde kalabalığı susturmak için kullanılan ünlemlere benzer bir "dikkat çekme" aracı olarak okunması gerektiğini ifade eder.
Prof. Dr. Hidayet Aydar, çeviri ve tefsir tarihi bağlamında bu ibarenin yorumunu incelerken, klasik tefsirdeki en güvenilir yol olarak kabul edilen "anlamını Allah bilir" yaklaşımının tarihsel baskınlığını aktarır. Bunun yanı sıra harflerin surenin ismini belirleme ve vahyin hemen başında muhatapta psikolojik bir merak veya sarsıntı uyandırma gibi iletişimsel işlevlerini detaylandırır.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla