Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cum'a Sûresi, 8. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cum'a Sûresi, 8. Ayet

    قُلْ اِنَّ الْمَوْتَ الَّذ۪ي تَفِرُّونَ مِنْهُ فَاِنَّهُ مُلَاق۪يكُمْ ثُمَّ تُرَدُّونَ اِلٰى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul inne-lmevte-lleżî tefirrûne minhu fe-innehu mulâkîkum śümme turaddûne ilâ ‘âlimi-lġaybi ve-şşehâdeti feyunebbi-ukum bimâ kuntum ta’melûn(e)(a)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Şöyle söyle: Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allaha döndürüleceksiniz, O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir.

      Şöyle söyle: Biliniz ki, kendisinden kaçıp durduğunuz ölüm, muhakkak gelip size çatacaktır. Yani önceden Tevrat’ı ve İncil'i tahrif ederek yaptıklarınız sebebiyle kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka gelip sizi bulacaktır, kaçmanız işe yaramayacaktır. Burada Allah Teâlâ’nın korkup “hadi, kaçıp durduğunuz ölüme dönüş yapın” gibi bir hatırlatması vardır. Sonra akıl ve duyularla idrak edilemeyeni de edileni de bilen Allah’a döndürüleceksiniz. Yani Tevrat ve İncil'den değiştirdiklerinizden halkın bildiği tahrifatı da, Hz. Muhammed’in (s.a.) nitelikleri vb. konularda halktan gizlediğiniz tahrifatı da bilen Allah’a döndürüleceksiniz. Yahut Hz. Muhammed’i (s.a.) yalanlamak gibi içinizde sakladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de, halkın ve zayıf kişilerin ona tâbi olmasını engellemek için açıktan yaptıklarınızı da bilen Allah’a döndürüleceksiniz. O da size yapıp etmiş olduklarınızı bildirecektir. Ya kıyâmet günü amel defterinizi okuyarak alenen veya iyilik ise iyilikle, kötülük ise kötülükle karşılık vermek suretiyle yaptıklarınızın ne olduğunu size bildirecektir. Yardım istenecek olan sadece Allah'tır.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        İbn Fâris, ke-ve-le kökünün temel olarak bir sesin çıkması ve bir sözün telaffuz edilmesi anlamına geldiğini belirtir. Bu kök, bir mesajın dille somutlaşarak muhataba ulaştırılmasını temsil eder. Râgıb el-İsfahânî, "Kul" emrinin vahiy sürecindeki işlevine dikkat çekerek, bu ifadenin elçinin kendi sözünü değil, kendisine vahyedilen ilahi kelamı hiçbir değişikliğe uğratmadan iletme zorunluluğunu vurguladığını ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu emrin ilahi hitabın başlangıcını oluşturduğunu ve peygamberin bu süreçteki sadık aracı konumunu pekiştiren bir iletişim anahtarı olduğunu belirtir.

        el-Mevt (الْمَوْتَ)

        İbn Fâris, me-ve-te kökünün hayatiyetin, gücün ve hareketin sona ermesi, bir şeyin durgunluğa ve sükunete ermesi anlamlarına geldiğini ifade eder. Canlılığını yitiren toprağa da bu kökten isimler verildiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mevti; hayati gücün kesilmesi, duyuların işlevini yitirmesi ve ruhun bedeni terk etmesi olarak tanımlar. Ayette ölümün kaçınılmaz bir gerçeklik olarak vurgulandığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, ölümün Kur'an'ın ontolojik yapısında bir sondan ziyade, insanın dünya hayatındaki eylemlerinin hesabını vereceği yeni bir varlık alanına geçişi temsil ettiğini analiz eder.

        Tefirrûne (تَفِرُّونَ)

        İbn Fâris, fe-ra-ra kökünün bir şeyden hızla uzaklaşmak, kaçmak ve bir durumdan başka bir duruma seri bir şekilde geçmek anlamına geldiğini belirtir. Kelimenin aslen atın hızla koşmasıyla ilişkili olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin genellikle korku veya hoşnutsuzluk duyulan bir durumdan kaçışı ifade ettiğini, ayette ise insanın ontolojik bir gerçeklik olan ölümden nafile bir kurtuluş çabasını nitelediğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kaçışın insanın ölüm karşısındaki psikolojik direncini ve fıtri korkusunu yansıtan semantik bir unsur olduğunu belirtir.

        Mülâkîkum (مُلَاقِيكُمْ)

        İbn Fâris, le-kı-ye kökünün iki şeyin yüz yüze gelmesi, birbirine kavuşması ve karşılaşması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, mülâkî kelimesinin bir şeyle kaçınılmaz bir şekilde buluşmak ve onunla karşı karşıya gelmek olduğunu ifade eder. Ölümden kaçan insanın, kaçtığı şeyle (ölümle) aslında tam karşısında buluşacağı paradoksal bir durumu anlattığını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerindeki ortak kökenlerine işaret ederek, karşılaşma ve kavuşma anlamının ilahi hesaplaşma ve kaçınılmaz yazgı bağlamında merkezi bir öneme sahip olduğunu belirtir.

        Turaddûne (تُرَدُّونَ)

        İbn Fâris, re-de-de kökünün bir şeyi geri çevirmek, eski haline döndürmek veya bir şeyi geldiği yere iade etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin insanın ölümden sonra asli kaynağına ve mutlak yaratıcısına döndürülmesini ifade ettiğini, bu dönüşün bir zorunluluk ve ilahi yasanın gereği olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu geri dönüşün bir hesaplaşma sürecinin başlangıcı olduğunu ve insanın dünyevi hayat serüveninin nihai olarak ilahi huzurda sonlanacağını ifade eder.

        Âlim (عَالِمِ)

        İbn Fâris, a-le-me kökünün bir şeyi diğerinden ayıran iz, alamet ve nişan anlamından türediğini, bilginin de eşyanın hakikatini birbirinden ayırarak kavramak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Âlim sıfatının, sadece zahiri değil, batıni ve gizli olan her şeyi eksiksiz bilen anlamına geldiğini açıklar. Arthur Jeffery, bu terimin Kur'an'da Tanrı'nın her şeyi kuşatan bilgisi için kullanılan temel sıfatlardan biri olduğunu ve köken itibarıyla derin bir kavrayışı simgelediğini belirtir.

        el-Gayb (الْغَيْبِ)

        İbn Fâris, ga-ye-be kökünün bir şeyin gözden uzaklaşması, gizlenmesi ve hazır bulunmaması anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, duyuların ve aklın doğrudan ulaşamadığı, insanın idrak sınırlarının ötesinde kalan ancak Allah tarafından bilinen hakikatleri ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, gayb kavramını Kur'an'ın metafizik dünyasının en temel ayrımı olarak ele alır ve insanın sınırlı algısının ötesindeki ilahi alanı temsil ettiğini vurgular.

        eş-Şehâde (وَالشَّهَادَةِ)

        İbn Fâris, şe-hi-de kökünün bir yerde hazır bulunmak, görmek ve tanıklık etmek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şehadet kavramının duyularla algılanabilen, görünür olan ve üzerinde tanıklık yapılabilen maddi alemi ifade ettiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, bu terimi gayb kavramının zıttı olarak, insanın doğrudan tecrübe edebildiği fiziksel gerçeklik alanı olarak tanımlar.

        Yunebbi'ukum (يُنَبِّئُكُمْ)

        İbn Fâris, ne-be-e kökünün önemli, faydalı ve büyük bir haber vermek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu haber vermenin sıradan bir bilgilendirme olmadığını, insanın yaptıklarının hakikatini ve sonuçlarını ona bildiren ilahi bir beyan olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin peygamberlik kavramıyla (nebi) aynı kökten gelmesine dikkat çekerek, haberin otoriter ve kesin bir nitelik taşıdığını savunur.

        Ta'melûne (تَعْمَلُونَ)

        İbn Fâris, a-me-le kökünün bir işi kasıtlı olarak, bir amaç doğrultusunda yapmak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, amel kelimesinin rastgele yapılan eylemlerden (fiil) farklı olarak, irade ve bilinçle gerçekleştirilen davranışları ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kavramın Kur'an'ın sorumluluk ahlakının merkezinde yer aldığını, insanın her eyleminin bir karşılığının olacağını ve bu eylemlerin ilahi bilgide kayıtlı olduğunu ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X