قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 20. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cin 20, cin suresi, cin suresi 20. ayet, sadece allah'a ibadet, ortak koşmama, rab, şirk, dua
-
"De ki: Ben kendisine hiç kimseyi ortak koşmaksızın yalnız Rabb'ime yakarıp kulluk ederim!"
De ki: Ben kendisine hiç kimseyi ortak koşmaksızın yalnız Rabb’ime yakarıp kulluk ederim. Bu âyeti-i kerîme, Hz. Peygamber’in getirdiği dinin Allah’a ortak koşmak değil, tevhit dini olduğunu, onun insanları davet ettiği inanç Allah’ı tevhit ve O’na itaat etmek olduğunu haber veriyor. Âyet-i kerîmenin müşriklerin Hz. Peygamberden putlara ibadet etmesini istemeleri ve buna davet etmelerinin ardından inmiş olması da mümkündür. Rivayete göre müşrikler, Resûlullah’a (a.s.) “Bir gün biz senin ilâhına ibadet edelim, bir gün de sen bizim ilâhlarımıza ibadet et” demişlerdir. Yukarıdaki âyet, şu meâldeki âyetlere benzer: “Ey kavmim! Nedir bu hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz! Siz bana Allah’ı inkâr etmem, hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım şeyleri O’na ortak koşmam için çağrıda bulunuyorsunuz; ben ise sizi izzet sahibi, çok bağışlayıcı olan Allah’a davet ediyorum”. Âyetin, onları ümitsizliğe ve karamsarlığa düşürmek, Resûlullah’ın kendilerince benimsenen inanca döneceği yolundaki umutlarını kesmek üzere söylenmiş yeni bir beyan olması da mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
Kul (قُلْ)
Kelimenin kökü olan k-v-l harfleri üzerine değerlendirmeler yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının seslerin telaffuzu ve bir düşüncenin sözlü olarak dışa vurulması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kul" emrinin doğrudan Allah'tan peygambere yönelik bir irade beyanı olduğunu, peygamberin kendi sözünü değil, kendisine vahyedilen mutlak hakikati aktarmakla yükümlü kılındığını vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içerisinde bu emrin, ilahi kelamın beşeri kelamdan ayrıştığı en net noktayı temsil ettiğini ve tebliğin sarsılmaz otoritesini kurduğunu ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir meydan okuma ve kesin bir duruş sergileme işlevi gördüğünü, peygamberin tevhid inancını muhataplarına en yalın haliyle ilan etmesini sağladığını analiz eder.
Ed’û (أَدْعُو)
D-a-v kökünden türeyen bu fiil için İbn Fâris, kökün asıl manasının birini çağırmak, nida etmek ve bir şeye yönelmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dua" eyleminin burada sadece bir isteme değil, kulun tüm varlığıyla Rabbine yönelmesi ve O’na olan ibadetini ilan etmesi anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin İslam öncesi dönemdeki genel "nida" anlamından sıyrılarak, Kur'an ile birlikte sadece Allah'a has kılınan bir ibadet ve mutlak sığınma terimine dönüştüğünü analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, fiilin birinci tekil şahıs formunda gelmesinin, Hz. Peygamber’in şahsi ve sarsılmaz bir kararlılıkla sadece tek olan Allah’a yöneldiğini ve O’ndan başkasından medet ummadığını gösterdiğini vurgular.
Rabbî (رَبِّي)
R-b-b köküne dayanan bu isim için İbn Fâris, kökün malik olmak, bir şeyi ıslah etmek, korumak ve tamamlamak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rab isminin bir şeyi halden hale sokarak onu kemale erdiren "terbiye edici" vasfını öne çıkardığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki (Aramice Rabbā) "yüce efendi" ve "otorite sahibi" anlamlarının Kur'an'da yaratma ve yönetme yetkisiyle birleştiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, peygamberin "Rabbim" (Rabbî) diyerek kurduğu bu aidiyet bağının, onun tüm tebliğ mücadelesinde dayandığı yegane gücü ve güven kaynağını temsil ettiğini analiz eder.
Uşriku (أُشْرِكُ)
Ş-r-k kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün temelinde bir şeyin iki veya daha fazla unsur arasında ortak olması ve birliğin bozulması manasının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şirk" kavramının Allah'a mahsus olan isim, sıfat ve ibadetlerde başkasını O'na paydaş kılmak olduğunu, ayetteki formun ise her türlü ortaklık iddiasını kökten reddettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu terimi "tevhid" kavramının ontolojik ve etik zıttı olarak analiz eder ve Kur'an'ın en büyük günah olarak gördüğü bu eylemin, ilahi egemenliği parçalamaya yönelik bir sapma olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "la" (olumsuzluk) edatıyla birlikte kullanılmasının, peygamberin kendi inanç dünyasından her türlü şirki ve aracı kurumları kesin bir dille temizlediğini gösterdiğini ifade eder.
Ehadâ (أَحَدًا)
E-h-d köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün teklik, biriciklik ve bölünmezlik aslına dayandığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ahad" kelimesinin zatında benzeri, ortağı ve cüzleri olmayan, matematiksel bir sayı olmanın ötesinde mutlak birliği ifade eden bir sıfat olduğunu belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetin sonunda bu kelimenin nekre (belirsiz) yapıda gelmesinin, Allah'a ortak koşulabilecek her türlü varlığı (melek, cin, insan, put vb.) istisnasız bir şekilde dışlayan külli bir olumsuzlama olduğunu analiz eder. Gabriel Said Reynolds, bu terimin seçilmesinin, İslam’ın en temel öğretisi olan "Lâ ilâhe illâllâh" düsturunun gramatik ve teolojik olarak en güçlü ifadesi olduğunu savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada peygamberin tevhidi duruşunu tamamlayan nihai bir mühür niteliği taşıdığını ifade eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla