Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 28. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 28. Ayet

    لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Liya’leme en kad eblaġû risâlâti rabbihim ve ehâta bimâ ledeyhim ve ahsâ kulle şey-in ‘adedâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Böyle yapar ki peygamberlerin, Rab’lerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür."

      Böyle yapar ki peygamberlerin, Rab’lerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini bilsin. Bu beyanın mânası iki yönden açıklanabilir: Birincisi; Cenâb-ı Hak, kendisinin peygamberlerini koruduğunu, onları çepeçevre kuşattığını ve düşmanlarının onlara zarar vermelerine engel olduğunu onların bilmelerini ister. Böylece peygamberler, Rab’lerinin mesajlarını tebliğ etme görevini yaparlar. Ya da peygamberlerin kendileri Rab’lerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini bilsinler. Yani bizzat görme ve müşahede ile bilmelerini ister. Veya Cenâb-ı Hak peygamberlerine, kendilerinin Rab’lerinin mesajlarını tebliğ ettiklerini bilmeleri için bir bilgi yaratır. Bundan amaç, peygamberin kendi nefsine güvenmesin, aksine Rab’lerinin mesajlarını kendisiyle değil Rab’binin korumasıyla tebliğ ettiğini bilmesidir. Âyetin mânası şöyle de olabilir: Resûlullah (a.s.) Rab’binin, kendisinden önce geçen peygamberlerin risâletlerini tebliğ ettiklerini bilmesini sağlamak için. Böylece risâletleri tebliğde ilk olmadığını öğrenir. Bu da ona bir teselli olur. “Bilsin” kelimesindeki zamirin, risâleti tebliğ eden meleğe yönelik olması da mümkündür. Bu durumda mânası şöyle olur: Risâleti tebliğ eden meleğin, Rab’binin peygamberlerine risâletini tebliğ ettiğini bilmesini sağlar. Veya insanlarla cinlerin bilmeleri için. “Allah, onların her halini kuşatmış”. Yani onların kalplerinde bulunanları, niyetlerini, amellerini ve gizlediklerini kuşatmıştır. Bu ifade, şu İlâhî beyan gibidir: “Allah’ın onların arkasından kendilerini kuşattığından haberleri yok”. Bu kuşatma, ilimle ve kudretle kuşatmadır. “Her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür”. Bu ifade, yüce Allah’ın her şeye dair bilgisinin bulunduğunu ve kendisine hiçbir şeyin gizli kalamayacağını vurgulamaktadır. Yüce Allah’ın her şeyi sayıp dökmesi, meleklerin sayması gibi değildir. Çünkü melekler, saydıklarının ne kadar olduğunu saydıktan sonra öğrenirler. Cenâb-ı Hak ise saydığı şeylerin ne kadar olduğunu bilmektedir. Onları sayması, miktarını ve adedini bilmek için değil, miktarlarını ve adetlerini bildirmek içindir. Allah Teâlâ, âdeta kullarına şöyle demektedir: Ben, kendileri aracılığıyla müminlerin kalplerini yatıştırmak ve gönüllerinin onlara meyletmesi için gönderilen meleklerin sayılarım ve hazırlığını bilmekteyim. Yüce Allah, meleklerin sayısını saydığı gibi başka yaratıkların da sayılarını bilmektedir. Şu âyette olduğu gibi: “İşte sana, Ümmülkurâ (Mekke) ve çevresindekileri uyarman için”. Âyet metnindeki “içindekiler” anlamındaki “men havlehâ” (مَنْ حَوْلَهَا) ifadesi, o yörelerdeki melekleri, cinleri, hayvanları ve başka şeyleri içermektedir. Sonra yüce Allah “Rabb’inizin, indirilen beş bin melekle size yardım etmesi sizin için yeterli değil mi?” diye buyurmaktadır. Cenâb-ı Hak, bu beyanla meleklerin sayılarının belirttiği miktarda olduğunu haber vermektedir. Allah Teâlâ, yardım etme vesilesi olarak gönderdiği meleklerin sayısını beyan edip de gönderdiği haberlerin sayısını ve meleklerin niteliklerini bilmemesi mümkün değildir. Netice olarak yüce Allah’ın bu beyanları bize müminlerin kalplerini yatıştırmak ve gönüllerinin onlara meyletmesi için gönderildiğini beyan etmiş olmaktadır. “Her şeyin sayısını belirlediği” beyanı da, her şey Onun katında sayılıdır, belirlidir, yüce Allah onun sayısının bilgisinden gafil değildir demektir. Yaratıkların durumunun aksine, Allah’ın bilmediği hiçbir hal ve iş yoktur. En doğrusunu Allah bilir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Ya'leme (يَعْلَمَ)

        A-l-m kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi diğerlerinden ayırmaya yarayan iz, nişan ve bir şeyin hakikatine nüfuz etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilim kavramının bir şeyin özünü tam olarak idrak etmek manasına geldiğini, burada "bilmesi için" şeklinde Allah'a nispet edilmesinin, O'nun ezelde bildiği bir hususun pratik hayatta, dış dünyada gerçekleşerek görünür ve ispatlanmış hale gelmesini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki bilme eyleminin "fiiliyata dökülüp tescillenmesi" ve elçilerin emaneti sağ salim yerine ulaştırdıklarının mutlak bir ilahi teftişle onaylanması anlamına geldiğini analiz eder.

        Ebleğû (أَبْلَغُوا)

        B-l-ğ kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının bir amaca ulaşmak, varmak, bir hedefi nihayete erdirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iblağ" eyleminin bir mesajı veya emaneti noksansız ve yeterli bir şekilde sahibine/muhatabına ulaştırmak anlamına geldiğini, burada elçilerin ilahi vahiyleri koruyarak insanlara tebliğ etme görevini ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içerisinde "belağ" ve "iblağ" kavramlarının peygamberlik müessesesinin en temel varoluş gayesi olduğunu, ilahi işaretlerin beşeri alana eksiksiz transferini sembolize ettiğini vurgular.

        Risâlâti (رِسَالَاتِ)

        R-s-l köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi yumuşaklıkla, peş peşe ve kolaylıkla göndermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "risâlet" kelimesinin yüklenilen ilahi görev, emanet ve ulaştırılan emirler bütünü manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada çoğul formda (risâlât) kullanılmasının, elçilere tevdi edilen ilahi emir, yasak ve öğütlerin çeşitliliğine, kapsamına ve bu mesajların tahrif edilmeden aktarıldığına dikkat çektiğini analiz eder.

        Rabbihim (رَبِّهِمْ)

        R-b-b köküne dayanan bu isim için İbn Fâris, kökün malik olmak, bir şeyi ıslah etmek, korumak ve tamamlamak anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rab kelimesinin bir şeyi halden hale sokarak onu kemale erdiren "terbiye edici" vasfını öne çıkardığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ismin sonundaki aidiyet zamiriyle (him) oluşturulan bu tamlamanın, peygamberlerin taşıdığı mesajların mutlak kaynağını vurguladığını ve o mesajların bizzat elçileri de gözeten, terbiye eden aşkın bir otoriteye ait olduğunu nitelediğini analiz eder.

        Ehâta (أَحَاطَ)

        H-v-t kökünden türeyen bu fiil üzerine tahliller yapan İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi her yönden sarmak, kuşatmak, korumak ve muhafaza etmek olduğunu, duvar (hâit) kelimesinin de buradan türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihâta" kavramının bir şeyi cismani veya bilişsel olarak bütünüyle içine almak manasına geldiğini, ayette ise Allah'ın bilgisinin ve kudretinin elçilerin sahip olduğu her türlü hali, bilgiyi ve çevreyi eksiksiz bir şekilde çepeçevre sardığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin mutlak bir ontolojik ve epistemolojik kuşatılmışlığı nitelediğini, vahyin aktarım sürecine sızabilecek her türlü dış müdahalenin bu ilahi çember sayesinde imkansız kılındığını vurgular.

        Ahsâ (أَحْصَىٰ)

        H-s-y köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün asıl manasının saymak, korumak ve kavramak olduğunu; antik dönem Araplarının sayım işlemleri için kullandıkları küçük çakıl taşlarına "hasâ" denmesinden dolayı eylemin bu kökten türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ihsâ" eyleminin sadece yüzeysel bir sayım değil, en ince detayına kadar kaydederek zaptetmek ve bilmek anlamına geldiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin seçilmesinin Kur'an'ın hesap, nizam ve mutlak kayıt vurgusunu yansıttığını, ilahi bilginin matematiksel bir kesinlik ve kozmik bir defter (sicil) titizliği barındırdığını analiz eder.

        Kulle (كُلَّ)

        K-l-l kökünden gelen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün temelinde nesneleri bir araya getirmek, kuşatmak ve ağırlık manalarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "küll" kelimesinin bir bütünün parçalarını istisnasız bir şekilde kapsayan tümel bir ifade olduğunu söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin Allah'ın ilminin sınır tanımazlığını ve evrendeki hiçbir zerre veya olgunun bu kapsamın dışında kalamayacağını gramatik olarak pekiştirdiğini analiz eder.

        Şey'in (شَيْءٍ)

        Ş-y-e kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi murat etmek, dilemek ve varlık sahnesine çıkarmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "şey" kelimesinin var olduğu düşünülebilen ve akla konu olabilen her türlü nesne veya mefhum için kullanılan en genel isimlendirme olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu terimin "küll" kelimesiyle birleşerek (kulle şey'in) Kur'an'ın ontolojik haritasında varoluşun tamamını, yani yaratılmış olan maddi ve manevi bütün varlık kategorilerini temsil eden mutlak bir genelleme sunduğunu vurgular.

        Adedâ (عَدَدًا)

        A-d-d kökünden türeyen bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün asıl anlamının nesneleri saymak, miktarını belirlemek ve çokluk bildirmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "aded" kelimesinin miktar ve sayı anlamına geldiğini, burada "ahsâ" fiilinin manasını kuvvetlendiren ve Allah'ın bilgisinin detayını vurgulayan bir temyiz (açıklayıcı öğe) olarak yer aldığını söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin surenin kapanış kelimesi olarak muazzam bir edebi ve teolojik simetri kurduğunu analiz eder; zira surenin 24. ayetinde müşriklerin kendi güçlerini "sayıca çokluk" (adedan) üzerinden kurgulamalarına mukabil, bu son ayetle mutlak sayımın, istatistiğin ve her bir zerrenin miktarını bilme gücünün sadece Allah'a ait olduğu ilan edilerek insan kibri temelli sayılar sıfırlanmıştır.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X