Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 22. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 22. Ayet

    قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul innî len yucîranî mina(A)llâhi ehadun velen ecide min dûnihi multehadâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Şunu da söyle: Şüphe yok ki, beni de Allah'a karşı kimse koruyamaz; O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam,"

      Şunu da söyle: Şüphe yok ki, beni de Allah’a karşı kimse koruyamaz; O’ndan başka sığınacak kimse de bulamam. İfadenin akışından sanki onların Hz. Peygamberden risâlet görevini başka bir topluluğa bırakmasını ya da açıklaması emredilen vahiylerden bazılarını gizlemesini veya toplumda ileri gelenlerden birini kayırmasını talep etmişler, Allah Teâlâ da eğer bunu yaparsa kendisini Allah’a karşı kimsenin koruyamayacağını ve O’ndan başka sığınacak bir kimse de bulamayacağını onlara haber vermesini istemiştir. Cinlere Rabb’inin risâletini tebliğ etmekten başka bir şey yapamayacağını bildirmesini, ancak böyle yaparsa kendisini azabından koruyacağını ve O’nun katında bir sığınak bulabileceğini bildirmesini talep etmiştir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        Kök harfleri k-v-l olan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün temel fonksiyonunun bir düşünceyi sesli olarak telaffuz etmek ve karşı tarafa ulaştırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kul" emrinin doğrudan Allah'tan Hz. Peygamber’e yönelik kesin bir buyruk olduğunu, bu ayet bağlamında peygamberin kendi beşeri acziyetini ve ilahi otorite karşısındaki konumunu açıkça ilan etmesi için verildiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içerisinde bu ifadenin ilahi mesajın beşeri kaynaktan bağımsızlığını tescillediğini, peygamberin burada sadece bir aktarıcı olduğunu ve bu ilanın her türlü beşeri otoriteye karşı bir meydan okuma barındırdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir tebliğ stratejisi olarak "gerçeği olduğu gibi haykırma" görevini pekiştirdiğini ve peygamberin kendisi dahil hiçbir varlığın ilahi ceza karşısında imtiyaz sahibi olmadığını bildirmesini sağladığını ifade eder.

        Yucîranî (يُجِيرَنِي)

        C-v-r kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının bir yoldan sapmak, meyletmek veya birinin yanına/himayesine sığınmak (civâr) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "icâre" kavramının korkan birini koruma altına almak, ona sığınak sağlamak ve onu zulümden kurtarmak anlamına geldiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, kelimeyi Cahiliye dönemindeki "civâr" (himaye) sistemi üzerinden analiz ederek, güçlü bir kabile liderinin bir yabancıyı koruması altına alması hukukunu hatırlatır. Ancak ayette bu kavramın, Allah'ın iradesine karşı hiçbir "himaye" sisteminin veya koruyucunun işlemeyeceğini vurguladığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada mutlak bir siyasi ve hukuki korumasızlığı nitelediğini, Allah’ın cezalandırmasına karşı hiçbir gücün sığınak olamayacağı gerçeğinin bu kökle dile getirildiğini analiz eder.

        Allâhi (اللَّهِ)

        E-l-h kökü etrafında şekillenen bu isim üzerine İbn Fâris, mutlak ibadet edilen ve azameti karşısında akılların durduğu varlık manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin tüm kemal sıfatlarını barındıran, varlığı kendinden olan tek gerçek ilaha mahsus bir özel isim olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Semitik dillerdeki "El" ve "Alahâ" formlarıyla olan tarihsel bağa işaret eder ancak Kur'an ile bu ismin putperest her türlü çağrışımdan arındırılmış radikal bir tevhid merkezine oturtulduğunu savunur. Toshihiko Izutsu, Allah kelimesinin Kur'an'ın semantik haritasındaki en üst otoriteyi temsil ettiğini, ayette ise "kendisinden kaçılamayacak ve sığınılamayacak yegane güç" olarak sunulduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ismin burada ilahi azameti temsil eden bir engel olarak konumlandığını ve her türlü koruma iddiasının bu isim karşısında düştüğünü analiz eder.

        Ehadun (أَحَدٌ)

        E-h-d köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün teklik, biriciklik ve bölünmezlik aslına dayandığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ehad" kelimesinin burada olumsuz bir cümle yapısında kullanılmasının, "hiç kimse, hiçbir varlık" anlamını taşıyan külli bir olumsuzlama (istiğrak) ifade ettiğini belirtir. Bu bağlamda, Allah’ın azabından kurtaracak olan hiçbir failin (melek, cin, insan veya otorite) mevcut olmadığını gramatik bir kesinlikle vurgular. Gabriel Said Reynolds, bu terimin Kur'an’daki kullanımının, müşriklerin veya diğer din mensuplarının şefaatçi ve kurtarıcı beklentilerini kökten sarsan teolojik bir sınırlama olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ehad" kelimesinin bu ayette peygamberin kendi şahsı için dahi bir istisna olmadığını, ilahi kanunlar karşısında tüm varlıkların eşit sorumluluğa sahip olduğunu gösterdiğini analiz eder.

        Ecide (أَجِدَ)

        V-c-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi kaybettikten sonra bulmak veya bir şeye ulaşmak, onu idrak etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "vicdan" ile aynı kökten gelen bu fiilin, burada aranan bir sığınma yerinin veya bir yardımcının bulunabilirliği konusundaki imkansızlığı ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "sahip olmak" veya "rastlamak" manasında kullanıldığını, peygamberin Allah'tan başka yönelebileceği hiçbir alternatif güç merkezi bulamayacağını itiraf etmesini nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu fiilin bir hakikati bizzat müşahede ederek ulaşılan kesin bir yargıyı (yakîn) temsil ettiğini analiz eder.

        Multahaden (مُلْتَحَدًا)

        L-h-d köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün asıl manasının meyletmek, sapmak ve orta yoldan kenara doğru yönelmek olduğunu belirtir. Mezarın kenarına açılan hücreye "lahit" denmesinin de bu kökten geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "multahad" kelimesinin insanın sığındığı, içine girip gizlendiği bir oyuk veya köşe anlamına geldiğini, ayette ise Allah'ın pençesinden kaçıp saklanılabilecek hiçbir güvenli "niş" veya "kuytu yer" bulunamayacağını temsil ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki sığınak (sanctuary) ve korunma yeri anlamlarıyla olan semantik bağına dikkat çeker. Theodor Nöldeke, kelimenin Kur'an’daki kullanımının kozmik bir kuşatılmışlığı ifade ettiğini savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin "kaçacak yer" veya "son sığınak" anlamına geldiğini, Allah'ın iradesi dışında hiçbir gizli alanın veya sığınma kapısının kalmadığını vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir kaçışın imkansızlığını, varlığın ancak Allah'a yönelerek selamet bulabileceğini, aksi halde hiçbir saklanma alanının mevcut olmadığını analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X