Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 21. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 21. Ayet

    قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Kul innî lâ emliku lekum darran velâ raşedâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "De ki: 'Doğrusu ben size ne zarar verme ne de doğrunun ölçütünü zihninize yerleştirme gücüne sahibim.’"

      De ki: ‘Doğrusu ben size ne zarar verme ne de doğrunun ölçütünü zihninize yerleştirme gücüne sahibim’. Bu İlâhî beyanın mânası, ben size Allah’ın dilemesi ve izni olmaksızın zarar verme gücüne sahip değilim, şeklinde olabilir. O izin verirse zarar verme ve yarar sağlama gücüne sahip olurum. Zira “Hak yoldan sapanlarımız da var” meâlindeki âyetle ilgili olarak bazı cinlerin şöyle dediğini belirtmiştik: Onlar, Allah’ın dilemesi olmaksızın kendilerinin buna güçlerinin olmadığını ikrar etmişlerdir. Bu beyanın anlamı şöyle de olabilir: Ben dininiz konusunda size zarar verme gücüne sahip değilim. Buradaki “darr” (ضَرًّا) ve “raşed” (رَشَدًا) kelimeleriyle, dünyada kişiye ulaşan fayda ve cana zarar verme olabilir. Fakat âyette “raşedâ” kelimesi zikredilince mâna ortaya çıkmış oldu. “Raşed” din konusunda sözü edilen bir kelimedir. Buradan “dârru” kelimesinin de din ile ilgili olduğu anlaşılmış oldu. Buna göre âyette şöyle denilmiş olmaktadır: “Ben sizi ne saptırma gücüne ve ne de doğrunun ölçütünü zihninize yerleştirme gücüne sahibim! Bütün bunlar Allah Teâlâya aittir”. “Ama O, dilediğinin yoldan çıkmasına imkân verir, dilediğini de doğru yola iletir”.

      Mûtezile mensupları yüce Allah’ın hiçbir kula kendi iradesiyle doğru yola eriştirme gücüne sahip olmadığı gibi, saptırma gücüne de mâlik olmadığını, Resûlullah’ın (a.s.) daha çok mâlik olduğunu iddia eder. Çünkü onlara göre Hz. Peygamber insanları bizzat kendisi hidâyete davet edebilmiştir, yüce Allah ise resûlü vasıtasıyla buna mâlik olmaktadır. Oysa Allah Teâlâ, şöyle beyan eder: “Onları doğru yola iletmek senin üzerine borç değildir, fakat Allah dilediğini doğru yola iletir”. Bir başka âyet ise şöyledir: “Kuşkusuz sen istediğini hidâyete erdiremezsin. Ama Allah dilediğini hidâyete erdirir”. Allah’a nispet edilen “hidâyet”ten maksat, davet ve beyan olsaydı Resûlullah (a.s.) onları hidâyete erdirirdi. Çünkü o davetçidir ve beyan edicidir. Buradan ortaya çıkan sonuç, yüce Allah’ın hidâyetinin hiçbir beşerin faaliyetinin erişemeyeceği lütfu olduğudur.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kul (قُلْ)

        Kelimenin kökü olan k-v-l harfleri üzerine değerlendirmeler yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının telaffuz edilen söz ve seslerin bir araya gelerek anlam kazanması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu emir formunun peygamberin kendi iradesi dışında mutlak bir ilahi tebliği ulaştırmakla görevlendirildiğini, ayet bağlamında ise peygamberin kendi beşeri acziyetini ilan etmesi için verilmiş kesin bir buyruk olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, "kul" kelimesinin ilahi hitap mekanizmasında peygamberin bir elçi (messenger) olarak konumunu sabitlediğini ve söylenen sözün kaynağının Allah olduğunu tescillediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki emrin müşriklerin veya cinlerin peygamberden bekledikleri olağanüstü güç taleplerine karşı bir sınır çizme ve hakikati beyan etme işlevi gördüğünü ifade eder.

        Emliku (أَمْلِكُ)

        M-l-k köküne dair değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün bir şeyi sağlamlaştırmak, ona hükmetmek ve mülkiyetine almak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "mülk" kavramının bir şey üzerinde tam bir tasarruf yetkisine sahip olmak olduğunu, ayetteki "emliku" (sahip değilim/gücüm yetmez) ifadesinin ise peygamberin yaratılmışlar üzerindeki ilahi tasarruf yetkisinden tamamen yoksun olduğunu nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, m-l-k kökünün Kur'an semantiğinde genellikle Allah’ın mutlak egemenliği (Mülk) ile ilişkili olduğunu, burada ise peygamberin beşeri sınırlarını ve ilahi kudret karşısındaki acziyetini belirginleştirdiğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada sadece hukuki bir sahipliği değil, varoluşsal bir etki gücünü ifade ettiğini ve peygamberin başkalarına fayda veya zarar verme konusunda bağımsız bir kudrete sahip olmadığını itiraf ettiğini vurgular.

        Darran (ضَرًّا)

        D-r-r kökünü inceleyen İbn Fâris, bu kökün temel manasının faydanın zıttı olan zarar, darlık, sıkıntı ve kötü hal olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zarar kavramının hem bedensel hem de ruhsal veya dışsal bir eksikliği ifade ettiğini, ayette ise peygamberin hiç kimseye bir zarar verme iradesine veya gücüne sahip olmadığının altının çizildiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "raşed" (doğru yol/fayda) ile karşıtlık içinde kullanılmasının, varlıklar üzerindeki tüm negatif ve pozitif etkilerin yegane kaynağının Allah olduğunu göstermeyi amaçladığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "darran" kelimesinin burada peygamberin kendisine yönelik mucize veya azap getirme taleplerine karşı bir yetki sınırlandırması ve insani bir savunma olarak seçildiğini ifade eder.

        Raşeden (رَشَدًا)

        R-ş-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının eğrilikten kurtulup doğru yola girmek, istikamet üzere olmak ve olgunluğa ermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ruşd kelimesinin insanın dünyevi ve uhrevi kurtuluşuna hizmet eden her türlü hayrı ve doğru rehberliği kapsadığını, ayette ise peygamberin insanları kendi gücüyle hidayete erdirme veya onlara bir fayda sağlama yetkisine sahip olmadığını belirttiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'daki "dalalet" kavramıyla olan semantik zıtlığına dikkat çekerek, ruşdün varoluşsal bir uyanış hali olduğunu, ancak bu halin yaratılmasının peygambere değil, Allah'a ait bir tasarruf olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada "fayda" ve "doğru rehberlik" anlamlarını birleştirerek, peygamberin sadece bir tebliğci olduğunu, nihai etkinin ise mahlukata değil yaratıcıya ait olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X