Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 19. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 19. Ayet

    وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداًۜ۟​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ennehu lemmâ kâme ‘abdu(A)llâhi yed’ûhu kâdû yekûnûne ‘aleyhi libedâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Allah'ın kulu O'na ibadet etmek üzere kalktığında üstüne çıkarcasına etrafına üşüşüyorlar."

      Hz. Peygamber’in Etrafına Üşüşen Cinler

      Allah’ın kulu O’na ibadet etmek üzere kalktığında üstüne çıkarcasına etrafına üşüşüyorlar. Bazı müfessirler, âyet-i kerîmeyi cinler onu sevdikleri ve dost oldukları için üstüne çıkarcasına etrafına üşüşüyorlar şeklinde anlamışlardır. “Üstüne çıkarcasına etrafına üşüşüyorlar” demek, “Resûlullah’a (a.s.) erişmek için nerdeyse birbirlerine yapışıyorlar” demektir. Âyetin mânası şöyle de olabilir: “Cinler, Resûlullah’tan (a.s.) duydukları (âyetleri) sevdikleri, onları ezberlemek istedikleri veya beğendikleri için neredeyse ona yapışıyorlar”. Cinler, duydukları (âyetleri) ezberlemeye çok düşkün idiler. Çünkü kendileri cinlerin uyarıcı olan grubundan idiler. Bu nedenle kavminin yanma döndükleri zaman onları uyarmak için duyduklarını ezberlemeye ve bellemeye aşırı bir istek duydular. Ve duydukları karşısında hayrete düştüler. Çünkü o duydukları âyetleri kitapların okunduğu bir mekânda duymadılar. Duyduklarını asla kitap okumamış ve okuma bilmeyen bir ümmîden duydular. Onun için duyduklarına çok hayret ettiler. “Telebbüd” (تَلَبُّد) bir şeyin bir daha ayrılmayacak şekilde bir başka nesneye bitişmesi demektir. Keçeye “lebed” (لَبَد) denilmesi bu yüzdendir. Çünkü yün parçaları birbirinden ayrılmayacak şekilde birbirine yapışarak keçe haline gelmektedir. Bazıları da cinlerin bu üşüşmeyi Hz. Peygamber’e aşırı düşmanlıkları nedeniyle yaptığını iddia etmişlerdir. Buna göre âyet, -gerek insan ve gerekse cin- kâfirlerle ilgili olup, yüce Allah da onların bir araya geldiklerini ve Cenâb-ı Hakk’ın nurunu söndürmek için birbirlerine yardımcı olduklarını, ama O’nun nurunu muhakkak tamamlamak istediğini haber vermiş olur. Cinlerin üşüşmesi kâfirlerle ilgili olduğu takdirde “Allah’ın kulu O’na ibadet etmek üzere kalktığında” meâlindeki beyanın anlamı şöyle olur: “Muhammed (a.s.) Allah’ı birlemek ve insanları O’na ibadete ve itaata davet etmek üzere kalktığında insan ve cin müşrikler harekete geçip bu faaliyetin ışığını söndürmek için etrafına üşüşüyorlar ve Allah da ona yardım etmek ve görevini ifa etmesine yardımcı olmak istiyor”. Eğer söz konusu üşüşme, müslüman cinler tarafından yapılmışsa o zaman âyetin metninde geçen “dua” ibadet anlamına gelir. Bu durumda yüce Allah sanki şöyle demiş olur: “Allah’ın kulu namaz ibadetini yapmak üzere ayağa kalktığı zaman duyduklarını ezberlemeye olan aşırı istekleri, onu ve duydukları âyetleri çok sevmeleri dolayısıyla neredeyse üzerine üşüşüp keçe gibi birbirlerine girecekler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Kâme (قَامَ)

        İbn Fâris, k-v-m kökünün temel anlamının bir şeyin ayağa kalkması, dik durması ve bir hal üzere istikrar kazanması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin burada sadece fiziksel bir duruşu değil, bir görevi ifa etmek üzere harekete geçmeyi ve sebat etmeyi nitelediğini, özellikle Allah’a ibadet veya tebliğ amacıyla sergilenen aktif duruşu ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kâma eyleminin ilahi bir daveti duyurmak için sergilenen kararlı ve sarsılmaz duruşu temsil ettiğini, bu duruşun etrafındaki tepkilere karşı bir merkez oluşturduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin peygamberin namaz kılmak veya vahyi tebliğ etmek üzere ayağa kalkışındaki ciddiyet ve vakarını yansıttığını, bu eylemin cinler üzerinde derin bir hayranlık ve şaşkınlık uyandırdığını ifade eder.

        Abd (عَبْدُ)

        İbn Fâris, a-b-d kökünün asıl manasının boyun eğmek, tevazu göstermek ve birinin emri altına girmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "abd" kelimesinin Allah'a karşı mutlak bir bağlılığı ve mülkiyeti ifade ettiğini, buradaki "Abdullah" tamlamasının Hz. Peygamber’in en yüce makamı olan "kulluk" makamına işaret ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içinde "abd" teriminin, "Rabb" (Efendi) karşısında insanın ontolojik konumunu en iyi tanımlayan kavram olduğunu ve tüm beşeri sıfatların üzerinde bir şeref madalyası olarak kullanıldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın Hz. Peygamber için burada "rasûl" veya "nebî" yerine "abd" (kul) ifadesini seçmesinin, onun mutlak beşeriyetini vurguladığını ve onu ilahlaştırma eğilimlerine karşı tevhidi bir duruş sergilediğini ifade eder.

        Allâhi (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h kökü etrafında şekillenen bu ismin, mutlak ibadet edilen ve azametiyle hayrete düşüren yegane varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin tüm kemal sıfatlarını barındıran, varlığı kendinden olan tek ilaha mahsus olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik kökenlerini incelerken "abd" ile birleştiğinde (Abdullah), dönemin Arap toplumunda da bilinen bir teistik isimlendirme olduğunu ancak Kur'an ile bu ismin putperestlikten arındırılmış radikal bir tevhid boyutuna ulaştığını savunur. Toshihiko Izutsu, bu ismin Kur'an'ın semantik merkezinde yer alarak tüm varlık ilişkilerini kendi ekseninde topladığını ve kulun yöneleceği tek mutlak otoriteyi temsil ettiğini ifade eder.

        Yed’û (يَدْعُوهُ)

        İbn Fâris, d-a-v kökünün temel manasının sesle çağırmak, bir şeyi kendine çekmek ve nida etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dua"nın burada peygamberin Allah'a yönelerek O'na ibadet etmesi veya O’nun birliğini haykırarak insanları ve cinleri bu yola davet etmesi anlamında kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin şimdiki zaman kipiyle gelmesinin, davet ve yakarışın sürekliliğini, peygamberin bu eylemi bizzat bir hal dili olarak sergilediğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, dua eyleminin bir kulluk nişanesi olarak peygamberin Allah ile kurduğu derin bağı ve bu bağın dışarıdan nasıl bir cazibe merkezi olarak algılandığını vurgular.

        Kâdû (كَادُوا)

        İbn Fâris, k-v-d köküne dayanan bu fiilin bir işin gerçekleşmesine çok yaklaşmak, neredeyse olmak manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâde" fiilinin bir durumun eyleme dönüşme aşamasındaki yoğunluğunu ve kaçınılmazlığını ifade ettiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), bu kelimenin burada cinlerin Hz. Peygamber'i dinlerken içine düştükleri hayret ve izdihamın şiddetini, neredeyse onu kuşatacak ve üzerine üşüşecek kadar yakınına geldiklerini nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu ifadenin vahyin sarsıcı etkisi karşısında muhatapların refleksif olarak verdikleri tepkinin sınır noktasını temsil ettiğini belirtir.

        Yekûnûne (يَكُونُونَ)

        İbn Fâris, k-v-n kökünün temelinde bir şeyin varlık kazanması ve bir hal üzere bulunması anlamının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin burada cinlerin Hz. Peygamber’in etrafında nasıl bir kümelenme halinde olduklarını, o anki toplu durumlarını ve varoluşsal tepkilerini tasvir etmek için kullanıldığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin o andaki mekansal yoğunluğu ve muhatapların vahiy karşısındaki toplu reaksiyonunun bir "hal" olarak ortaya çıkışını nitelediğini belirtir.

        Libedâ (لِبَدًا)

        İbn Fâris, l-b-d kökünün temel anlamının şeylerin birbirine yapışması, keçeleşmesi ve üst üste binmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "libed" kelimesinin birbiri üzerine binmiş katmanlar veya çok yoğun bir kalabalık anlamına geldiğini, ayette ise cinlerin peygamberin etrafında nasıl pürdikkat ve üst üste bir yığın oluşturacak şekilde toplandıklarını tasvir ettiğini ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin görsel gücüne dikkat çekerek, bu imajın muhatapların vahye duyduğu yoğun ilgiyi, merakı ve şaşkınlığı en uç noktada simgelediğini analiz eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin "keçe" (libde) köküyle olan bağına atıf yaparak, bu yoğunluğun bir bütüne dönüşmüşçesine sıkı, ayrılmaz ve geçilmez bir topluluk halini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "libed" kelimesinin burada vahyi ilk kez duyan cinlerin yaşadığı sarsıcı etkiden dolayı peygamberin etrafında nasıl bir izdiham oluşturduklarını, adeta birbirlerinin üzerine tırmanacak kadar yakınına geldiklerini edebi bir dille yansıttığını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X