Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 18. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 18. Ayet

    وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve enne-lmesâcide li(A)llâhi felâ ted’û me’a(A)llâhi ehadâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Mescidler yalnız Allah'ındır. O halde Allah'ın yanına katarak hiçbir kimseye yalvarmayın."

      Mescidler

      Mescidler yalnız Allah'ındır. O halde Allah'ın yanına katarak hiçbir kimseye yalvarmayın. Bu İlâhî beyanın mânası şöyledir: Mescitlerde Allah’ın birliğini ikrar etmenin dışında hiçbir söz söylemeyin, O’na ibadet ve kulluk etmenin dışında başka bir fiil yapmayın. Çünkü oralarda ibadet etmek için toplanılır. Bu durumda âyette geçen “dua”nın “ibadet” anlamında olması ihtimali vardır. Nitekim yüce Allah bir âyette meâlen şöyle buyurmuştur: “Rabb’iniz şöyle dedi: ‘Bana dua edin, duanıza cevap vereyim’”. Bu âyette geçen duadan maksat, ibadettir. Dolayısıyla “mescid”in namaz kılınan bütün mekânlar ve Allah’a kulluğun yapıldığı yerler olması muhtemeldir. Mescitlerin namaz kılınan bütün mekânlar ve Allah’a kulluğun yapıldığı yerler olması muhtemeldir. Hasan-ı Basrî’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Mescitler yeryüzünün tamamıdır. Çünkü Hz. Peygamber, “Yeryüzü benim için mescit ve temiz kılınmıştır” buyurmuştur. Mescitlerin secde yapılan organlar olması ve onlarla Allah’a secde edilmesi de mümkündür. Bunların dışında başka bir varlığa secde edilmez. Ayette geçen “dua”nın “çağırma” anlamına gelmesi de muhtemeldir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Mesâcid (الْمَسَاجِدَ)

        S-c-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının eğilmek, boyun eğmek ve tevazu göstermek olduğunu belirtir. Kelimenin asıl manasının alçalmak ve teslimiyet göstermek olduğunu, Arapların başını öne eğen develer için de bu kökü kullandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "mescid" kelimesinin secde edilen yer anlamına geldiğini, ancak şer’î ıstılahta ibadet için tahsis edilmiş özel mekanları ifade ettiğini belirtir. Ayetteki çoğul formun (mesâcid) sadece binaları değil, yeryüzünün tamamının secde yeri kılınmasına veya doğrudan secde eylemine işaret edebileceğini kaydeder. Arthur Jeffery, kelimenin etimolojik arka planında Aramice "msgd" ve Süryanice "m’sag’dā" formlarının bulunduğunu, bu dillerde de "ibadet yeri/tapınak" anlamında teknik bir terim olarak kullanıldığını detaylandırır. Angelika Neuwirth, mesâcid kelimesinin burada geç antik dönem kutsal mekan algısıyla bir diyalog içinde olduğunu ve bu mekanların mutlak olarak Allah’a tahsis edilmesinin mülkiyet ve otorite bağlamında tevhidi bir vurgu taşıdığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada hem fiziksel ibadethaneleri hem de insanın secde ederken yere koyduğu yedi azasını (organlarını) kapsayacak şekilde yorumlanabileceğini, her iki durumda da mülkiyetin ve itaatin sadece Allah'a ait olduğunu ifade eder.

        Allâhi (لِلَّهِ / اللَّهِ)

        E-l-h kökü etrafında şekillenen tartışmalarda İbn Fâris, bu ismin mutlak ibadet edilen, yüceliği karşısında hayrete düşülen ve sığınılan varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin tüm ilahi kemal sıfatlarını kendisinde toplayan, varlığı zorunlu olan tek ilaha mahsus bir özel isim olduğunu, bu ismin başka hiçbir varlığa mecazen dahi verilemeyeceğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı incelemelerde, Arapça "el-İlâh" formundan daralarak oluştuğunu ve Semitik dillerdeki (İbranice "Elohim", Süryanice "Alâhâ") ilah isimleriyle ortak bir kökenden geldiğini, ancak Kur'an ile mutlak bir tevhidi kimlik kazandığını savunur. Toshihiko Izutsu, Allah kelimesinin Kur'an'ın semantik haritasındaki en yüksek ontolojik mertebeyi temsil ettiğini, ayette "mescidlerin Allah'a ait olması" ifadesinin tüm ibadet alanlarının ve eylemlerinin yegane yöneliş noktasını belirlediğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ismin başındaki mülkiyet bildiren "lâm" (li) takısının, otoritenin ve egemenliğin sadece Allah'a ait olduğunu gramatik olarak pekiştirdiğini ifade eder.

        Ted’û (تَدْعُوا)

        D-a-v köküne dayanan bu fiili inceleyen İbn Fâris, kökün temel anlamının sesle çağırmak, bir şeyi kendine çekmek veya bir şeye yönelmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "dua" kavramının hem sesli yakarışı hem de ibadet ve teslimiyet eylemini kapsadığını, ayetteki yasaklayıcı formun (lâ ted’û) Allah’tan başkasına ibadet etmeyi veya O’nun otoritesine rakip unsurları yardıma çağırmayı men ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, dua kelimesinin Cahiliye dönemindeki "birini yardıma çağırma" veya "nida etme" anlamının İslam ile birlikte "ibadet ve mutlak bağlılık" manasına evrildiğini, buradaki yasaklamanın şirk psikolojisini kökten hedef aldığını analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin sadece dille yapılan istekleri değil, Allah’ın yanına başka otoriteleri, şefaatçileri veya aracıları koyarak onlara sığınma eylemini de yasakladığını, tevhidi bir safiyeti şart koştuğunu vurgular.

        Ehadâ (أَحَدًا)

        E-h-d köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün teklik, biriciklik ve bölünmezlik aslına dayandığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "ehad" kelimesinin sayısal bir "bir" olmanın ötesinde, zatında ve sıfatlarında benzeri olmayan, cüzlere ayrılması imkansız mutlak birliği ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "ehad" kelimesinin burada olumsuz bir cümle yapısında belirsiz (nekra) olarak kullanılmasının, "hiç kimse, hiçbir varlık, hiçbir güç" anlamını taşıyan külli bir olumsuzlama (istiğrak) ifade ettiğini analiz eder. Bu bağlamda, Allah'ın yanına (melek, cin, peygamber, put veya otorite sahibi herhangi bir varlık gibi) hiçbir şeyin ortak koşulamayacağı gerçeğinin dilsel olarak en üst seviyede vurgulandığını ifade eder. Gabriel Said Reynolds, bu terimin Kur'an’ın "Lâ ilâhe illâllâh" düsturunun en kısa ve özlü yansıması olduğunu, ibadetin muhatabını tekilleştirerek her türlü şirki dışladığını savunur.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X