Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 17. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 17. Ayet

    لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Lineftinehum fîh(i)(c) vemen yu’rid ‘an żikri rabbihi yesluk-hu ‘ażâben sa’adâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Kendilerini, içinde denemek üzere. Kim de Rabb’ini anmaktan yüz çevirirse Allah onu gitgide artan bir azaba uğratır."

      Fitnenin Yorumu

      Kendilerini, içinde denemek üzere. Âyette geçen “li neftinehum” (لِنَفْتِنَهُمْ) fiilinin kökü olan “fitne”, içinde şiddet olan sıkıntı ve zorluk demektir. Eğer fitne, kâfirler baklanda olursa rızıldarının genişletilmesi onlara büyük bir sıkıntı olur. Çünkü bu, daha aşağı seviyede olanlardan kendilerini mal ve imkân yönünden üstün görmelerinden ötürü Hz. Peygambere bo)mn eğme ve itaat etmekten alıkoyan Allah Teâlâ’nm şu beyanlarına bakmaz mısın: “Biz hangi topluma bir uyarıcı göndermişsek oranın sefahate dalmış olanları mutlaka şöyle demişlerdir: “Biz sizin tebliğ ettiklerinize inanmıyoruz”, “Bunun gibi biz, her ülkede suçlu ve günahkârların elebaşlarına, orada entrika peşinde koşma imkânı vermişizdir”. Eğer “fitne” müslümanlara yönelik olursa onların geçimlerini genişletmede de büyük bir sıkıntı söz konusu olur. Aslında imtihan olduğumuz her olayda zorluk vardır. Yüce Allah bir âyette meâlen şöyle beyan etmiştir: “Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz”. İnsanın başına gelip de içinde şiddet olmayan hiçbir durum yoktur.

      Kim de Rabb’ini anmaktan yüz çevirirse. Bu beyanın şu anlamlara gelmesi mümkündür: “Kim Rabb’ine itaattan ve kulluk etmekten yüz çevirirse” veya “Kim Rabb’ini tevhitten yüz çevirirse” yahut da “Kim Kur’ân’dan yüz çevirirse”. Ayette geçen “zikı” ” (ذِكْرِ) kelimesini “Kur’ân” olarak tevil ettik, zira Kur’ân zikir, yani öğüttür. Bu âyetteki “frâz”, tercih etme ve seçmeden ibarettir. Buna göre âyetin mânası şöyle olur: “Kim Kur’ân’dan başkasını Kur’ân’ı zikretmeye veya başkasına itaati O’na itaat etmeye tercih ederse”. Allah onu gitgide artan bir azaba uğratır. Kur’ân’da başka bir yerde “se ürhikuhû sa ûdâ” (سَأُرْهِقُهُ صَعُودًا) cümlesi geçer. “Sa‘ad” (صَعَدًا) ve “saud” kelimelerinin tefsir âlimlerinin söylediği gibi hakikat anlamıda olması mümkündür. Yani onlara ateşten bir dağa tırmanmaları teklif edilecek ve bunu ancak büyük bir meşakkat çektikten sonra başarabileceklerdir. Sonra o dağm zirvesine çıkınca da içine yuvarlanacaklardır. Onların bütün işi gücü bu olacaktır. Âyette belirtilen hususun örnek verme kabilinden olması da mümkündür. Çünkü yukarı tırmanma aşağı inmekten daha zor ve beterdir. Dolayısıyla “saud” burada meşakkatten ibaret olmuş olur. Yani o kişi kendisine zor ve meşakkatli gelen durumla karşılaşacaktır. Bazıları, o kişinin üzerindeki meşakkat, üzerine ardarda gelecek olan azaptır demişlerdir. İbn Kuteybe şöyle demiştir: “Saud” meşakkat demektir. Arapça’da “tesaade aleyye hâze’l-emru” (تَصَعَّدَ عَلَيَّ هَذَا الْأَمْرُ) denir ki “bu iş bana ağır geldi” demektir. Hz. Ömer’in şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Mâ tesaadenî emrun mâ tesaadenî hutbetü’n-nikâh” (مَا تَصَعَّدَنِي أَمْرٌ مَا تَصَعَّدَنِي خُطْبَةُ النِّكَاحِ), yani “Yaptığım nikâh konuşmasında başıma gelen durumun zor geldiği kadar hiçbir şey bana zor gelmedi”. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Neftine (نَفْتِنَ)

        F-t-n kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının altını ateşe atarak saflığını kontrol etmek, yani bir şeyi ateşle sınamak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "fitne" kavramının Kur'an'da imtihan ve deneme anlamında kullanıldığını, burada ise bir önceki ayette vaat edilen bol nimetin (gadak) bir lütuf olmasının yanı sıra bir sınama aracı olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, fitne kelimesinin Kur'an'ın ahlaki dünyasında kişinin iç yüzünü, samimiyetini ve sabrını ortaya çıkaran "varoluşsal bir test" olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada doğrudan "denemek" anlamına geldiğini ve nimetin bir şükür imtihanına dönüştüğünü vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu sınamanın insanı ve cini manevi bir olgunlaşma sürecine soktuğunu veya sapkınlığını tescillediğini belirtir.

        Yu’rid (يُعْرِضْ)

        A-r-d köküne dayanan bu fiili inceleyen İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyin kenarı (ard) veya genişliği olduğunu, "i’râd"ın ise bir şeye sırtını dönmek veya o şeyden yüz çevirmek manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, i’râd eyleminin sadece fiziksel bir yöneliş değil, kalbi ve zihni bir reddediş olduğunu, ayette ise hidayet rehberini kasten görmezden gelmeyi nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada ilahi mesajı ciddiye almamak ve ondan uzaklaşmak anlamında kullanıldığını analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu eylemin bir şart cümlesinde yer almasının, tercihin sonuçlarını (azap) beraberinde getirdiğini vurgular.

        Zikri (ذِكْرِ)

        Z-k-r kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, kökün bir şeyi dille telaffuz etmek veya kalpte muhafaza etmek (hıfz) anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "zikr" kelimesinin hem hatırlama hem de şan, şeref ve kitap anlamına geldiğini, buradaki bağlamda ise doğrudan Kur'an'ı veya Allah'ın emirlerini temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, zikr kavramının insanın unutkanlık (nisyan) halinden kurtularak yaratıcısıyla kurduğu bilinçli bağı simgelediğini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada "uyarıcı mesaj" niteliği taşıdığını ve bu mesajdan yüz çevirmenin ontolojik bir kopuş olduğunu belirtir.

        Rabbi (رَبِّ)

        R-b-b kökünden gelen bu isim için İbn Fâris, kökün malik, efendi, bir şeyi ıslah eden ve tamamlayan anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rab kelimesinin bir şeyi halden hale sokarak onu kemale erdiren "mürebbi" vasfını öne çıkardığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik dillerdeki (Aramice Rabbā) köklerine dikkat çekerek, Kur'an'da bu terimin tüm evrenin mutlak otoritesi ve yöneticisi olarak özelleştiğini savunur. Prof. Dr. Hidayet Aydar, iyelik ekinin burada Allah ile kul arasındaki hukuku ve sorumluluğu pekiştirdiğini analiz eder.

        Yesluk (يَسْلُكْ)

        S-l-k köküne dayanan bu fiili inceleyen İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi başka bir şeyin içine sokmak veya bir yola girmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sülûk" kavramının bir hedefe doğru kararlı bir şekilde ilerlemek veya birini bir duruma maruz bırakmak anlamına geldiğini ifade eder. Ayette Allah'ın, yüz çeviren kişiyi azaba sevk etmesini veya onu azabın içine sokmasını nitelediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada "duçar kılmak" veya "o yola sokmak" anlamında bir sonuç bildirdiğini analiz eder.

        Azâben (عَذَابًا)

        A-z-b kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, kökün aslında bir şeyi engellemek veya tatlılık (azb) manasına geldiğini, ancak teknik olarak şiddetli acı ve ceza anlamında yerleştiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, azap kelimesinin kişiye ağır gelen ve onu huzurdan men eden her türlü elem olduğunu söyler. Toshihiko Izutsu, azabın Kur'an'ın eskatolojik dilinde ilahi adaletin bir tezahürü olarak inkara verilen kesin karşılık olduğunu ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin Kur'an'ın tehdit dilindeki sarsıcı etkisine ve suç ile ceza arasındaki dengeye dikkat çeker.

        Sa’aden (صَعَدًا)

        S-a-d kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün temel anlamının yukarı çıkmak, yükselmek ve tırmanmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "sa’ad" kelimesinin burada mecazen aşılması çok zor olan sarp bir yokuşu veya sürekli artan, dayanılmaz bir sıkıntıyı ifade ettiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki tırmanma ve zorlanma hissinin, azabın niteliğini ve insanı nasıl kuşatıp nefessiz bıraktığını betimlediğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "şiddetli," "belalı" ve "tırmanan bir acı" anlamına geldiğini, suçun büyüklüğüne uygun bir ağırlığı temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu nitelemenin azabın statik değil, sürekli katlanarak artan dinamik bir süreç olduğunu ifade ettiğini belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X