Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 16. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 16. Ayet

    وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve-en levi-stekâmû ‘alâ-ttarîkati le-eskaynâhum mâen ġadekâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Eğer (kullarımız) hak yolda dosdoğru yürürlerse kendilerini nimetlere boğarız."

      Eğer (kullarımız) hak yolda dosdoğru yürürlerse kendilerini, nimetlere boğarız. Âyette geçen “tarîka” (الطَّرِيقَةِ) kelimesi hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları bunun “hidâyet yolu” olduğunu söylerken bazıları “küfür yolu” dur demişlerdir.

      Bu yolun, “hidâyet yolu” olduğunu söyleyenler görüşlerini şöyle savunmuşlardır: Bilinen yol, Allah Teâlâ’nm yoludur. Bir yol, mutlak olarak belirtildiği zaman bundan Allah yolu anlaşılır. Mutlak olarak belirtilen “sebil” kelimesi de böyledir. Mutlak söylendi mi Allah yolu anlaşılır. Allah Teâlâ “Bizi dosdoğru yola ilet” meâlindeki beyanıyla bu yolu hedeflemiştir. Sözünü ettiğimiz delillerle âyetteki yolun “hidâyet yolu” olduğu ortaya çıkmış olur. Yüce Allah, kulları hidâyet yolunu tutarlarsa kendilerini bol ve geniş bir su ile sulayacağını haber vermektedir. Bu beyan, onların nimetlere kavuşacaklarına ve geçimlerinin genişletileceğine dair bir müjdedir. Bu şu İlâhî beyanlara benzer: “Rızkınız ve size vâdedilenler göktedir”; “Dedim ki: ‘Rabb’inizden bağışlanmanızı dileyin; O, çok bağışlayıcıdır. (Dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin”; “Ey kavmim! Rabb’inizden bağışlanmayı dileyin, sonra O’na tövbe edin ki üzerinize bolca yağmur göndersin ve kuvvetinize kuv^^et katsın; sakın günahkârlar olup Allah’tan yüz çevirmeyin!”; “O ülkelerin insanları inansalar ve günahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık. Fakat yalanladılar; biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik”. Bütün bu âyetler ve başkaları, Allah Teâlâ’nm kullarına şükrettikleri takdirde nimetleri arttıracağına dair vaadidir. Âyet-i kerîmenin bu yöndeki tefsiri doğrudur ve isabetlidir. Allah Teâlâ, kullarından iman edenleri cennete sokacağını müjdelemiştir. Bu İlâhî beyanı okuyan müminler, âhiretteki nimetleri kazanmak için Rab’lerine şükretmeye ve O’na itaat etmeye daha bir şevklenirler. Cenâb-ı Hakk’ın onları âhirette de dünyada da nimetlendireceği sabit olduğuna göre, hem dünya ve hem de âhirette nimete kavuşmaları, onları şükretmeye daha bir şevklendirir. Allah Teâlâ’nm onlara hem dünyada ve hem de âhirette nimet vereceğini haber vermesinde, kullarına yönelik lütfunun büyüklüğü ortaya çıkar. Ayrıca onları dünyada sıkıntı ve meşakkatlerle sınamayacağını, bunun yerine nimetlerle imtihan edeceğini haber verir. Allah Teâlâ’nm onları hem dünyada hem de âhirette şükredenlerden kılacağı da bildirilmiş olur. Allah Teâlâ’nm onları dünyada da âhirette de şükredenlerden kılması, onların daha üstün, şerefli ve faziletli olmalarını sağlar. Tıpkı şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Gevşeklik göstermeyen, üzülmeyin; eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sîzsiniz”. Öte yandan âyeti kerîmenin tevili şöyle de olabilir: Yeryüzünün bütün sakinleri müslüman olursa dünyayı onlara genişletiriz, mallarını ve çocuklarını çoğaltırız ki dünyada fitne ile karşılaşsınlar ve şiddetli sıkıntılarla imtihan edilsinler. Bundan sonra da içlerinden bazıları bu sıkıntılara tahammül edip mümin olarak kalsın, bazıları da tahammül edemesin ve azgınlık yapsın ve eski küfür hallerine geri dönsün ki bizim vâdimizden dönme gibi bir durum meydana gelmesin. Çünkü yüce Allah cehennemi hem cinlerin ve hem de insanların bir kısmı ile dolduracağını vâdetmiştir. Allah’ın vâdinden dönmesi mümkün değildir. Onlar hidâyet yolu üzere yürüseler ve azgınlık etmeseler bu Allah’ın vâdinden dönmesine yol açar. Zira hidâyet yolunda yürüseler ve azgınlık yapmasalar cehennem dolmaz. İnsanların azgınlık yapmasındaki hikmet, Allah’ın, zatına gelecek bir menfaat için değil de kendi yararları için onları yarattığını bilmeleridir. Eğer onlar iyilik ederlerse kendi iyilikleri için kötülük işlerlerse de kendi aleyhlerine işlemiş olurlar”. Allah Teâlâ, onları doğru yolda daim kılar ve geneli itibarıyla dostluğu zuhur ederse, yüce Allah’ın onları kendi menfaati için yarattığı şeklinde bir düşünce akla gelir. Bu beyan, Allah Teâlâ’nm mevcut olmayan hakkındaki bilgisini, ilminin “Acaba olsaydı nasıl olurdu?” sorusuna cevap verecek bir ilim olduğunu beyan etmektedir. Zira Cenâb-ı Hak, sözünü ettiğimiz hikmetten ve insanların bazılarının anlayacağı bazılarının da anlamayacağı başka şeylerden dolayı insanların bir Icsmının iman edeceğini diğer bir kısmının da inanmayacağını bilmiş ve bu bilgisine göre de hükmetmiştir. Sonra yüce Allah, herkesin hak yolda yürümesine ve iman etmesine hükmedebilmekle birlikte herkes hakkmda ebediyete kadar böyle hükmetmeyeceğini haber vermiştir. Aksine O’nun hükmü, belirttiğimiz hikmeti gerçekleştirmek için bazılarının bir süre hak yolda yürüyeceği, sonra bu yolu terkedip, hakkı bâtılla değiştireceği ve bazılarının da hak yol üzere yürüyeceği şeklindedir. Bunun bir benzeri yüce Allah’ın şu beyanıdır: “Haklarında ölüm yazılmış olanlar ölüp düşecekleri yere geleceklerdi”. Bunun mânası şudur: Onlara cihat ve savaş meydanına çıkmak farz kılınmasa haklarında ölüm yazılmış olanlar kendi ihtiyaçlarını gidermek için çıkarlar ve orada öldürülürlerdi. Yüce Allah bunu, “Hüküm vermediği bir meselede hükmünü verseydi nasıl verirdi?” sorusuna cevap vermek için beyan etmiştir. İşte yukarıdaki âyette de durum aynen böyledir.

      Âyet-i kerîmede belirtilen yolun “küfür yolu” olduğunu söyleyenlere göre burada “istikamet”ten maksat, “ikâme”dir. “İkâme” kelimesiyle hem küfür ve hem de İslâm üzere kalmak ifade edilir. Âyette “tarikat” kelimesi ile -her ne kadar mutlak söylendiğinde hidâyet yolu kastedilse de- onların İslâm öncesi bildikleri küfür yoluna işaret edilmiş olur. Zira onların arasında bilinen yol “küfür yolu” idi. Müfessirler de burada bahsi geçen yolun “küfür yolu” olduğunu söylemişlerdir.

      Kendilerini nimetlere boğarız. Yani Rab’lerinin ne kadar cömert olduğunu öğrensinler diye geçimlerini genişletir, mallarını çoğaltırız. Zira yüce Allah, dostlarının rızıklarını genişlettiği gibi kendisine düşmanlığı seçen kullarının rızkını da genişletir. Bir de Rab’lerinin müsamahasını (hilmini) öğrensinler diye geçimlerini genişletir, malların çoğaltırız. Çünkü O, kendine düşmanlığı seçenleri günahları dolayısıyla hemen hesaba çekmez ve gazabını üzerlerine indirmede acele etmez. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        İstekâmû (اسْتَقَامُوا)

        K-v-m kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin ayağa kalkması, dik durması ve bir hal üzere istikrar kazanması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, istikamet kavramının bir doğrunun üzerinde hiçbir eğriliğe sapmadan devam etmek manasına geldiğini, ayette ise cinlerin veya insanların doğru inanç üzerinde sebat etmelerini nitelediğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, istikamet kelimesinin Kur'an'ın ahlaki haritasında "tuvâ" (azgınlık) ve "evec" (eğrilik) kavramlarının zıttı olarak konumlandığını, kişinin içsel ve dışsal bir tutarlılıkla hakikate bağlı kalmasını temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada hidayet yolunda kararlılık göstermek ve sarsılmadan yürümek anlamına geldiğini, ilahi lütfun bu "süreklilik" şartına bağlandığını vurgular.

        Et-Tarîkati (الطَّرِيقَةِ)

        T-r-k köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeye vurmak veya ayakla basmak olduğunu, yolun (tarîk) ise üzerinde sürekli yüründüğü için bu adı aldığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "tarîka" kelimesinin burada özellikle seçilen "özel yol, yöntem ve inanç sistemi" anlamına geldiğini, ayette ise İslam'ın sunduğu mutlak hidayet yolunu ve hayat tarzını temsil ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu terimin Kur'an semantiği içinde sadece fiziksel bir yolu değil, varlığın nihai hedefine ulaştıran dini metodu ve manevi disiplini ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin burada hidayet yoluyla özdeşleştiğini ve bu yolda yürüyenlerin ilahi koruma ve bereketle ödüllendirileceğine işaret ettiğini kaydeder.

        Eskaynâhum (لَأَسْقَيْنَاهُمْ)

        S-k-y kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün temel anlamının birine su vermek, bir yeri sulamak ve susuzluğu gidermek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iskâ" eyleminin sadece susuzluğu gidermek değil, bir varlığın gelişimi ve hayatını idame ettirmesi için gerekli olan kaynağı ona ulaştırmak manasına geldiğini ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, fiilin başındaki "le" (tekit) takısının ve Allah’a atfedilen birinci çoğul şahıs formunun, hidayette sebat edenlere verilecek ödülün kesinliğini ve bu ödülün bizzat ilahi bir lütuf olduğunu vurguladığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin mecazen rahmetin ve bolluğun kapılarının açılmasını temsil ettiğini belirtir.

        Mâen (مَاءً)

        M-v-h kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının akıcı bir sıvı ve hayatın özü olan su olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, suyun Kur'an'da hem maddi hayatın kaynağı hem de manevi hayatı temsil eden vahiy ve bilgi için bir metafor olarak kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada genel bir anlamda "rızık ve nimet" yerine suyun seçilmesinin, hayatın en temel ve vazgeçilmez ihtiyacına yapılan bir vurgu olduğunu, hidayetin meyvesinin en somut şekilde sembolize edildiğini analiz eder.

        Gadakâ (غَدَقًا)

        G-d-k köküne dayanan bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının suyun çok olması, gür akması ve bolluk olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "gadak" kelimesinin özellikle toprağı suya doyuran ve verimi artıran bol yağmur veya gür kaynak suyu anlamına geldiğini ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin fonetik yapısındaki tokluğun, vaat edilen nimetin hacmini ve bereketini hissettiren edebi bir tercih olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu nitelemenin hidayet yolunda yürüyenler için öngörülen ekonomik ve sosyal refahın zirvesini, hiçbir eksiklik barındırmayan tam bir doygunluk halini temsil ettiğini analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X