Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 14. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 14. Ayet

    وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ennâ minnâ-lmuslimûne ve minnâ-lkâsitûn(e)(s) femen esleme feulâ-ike teharrav raşedâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Aramızda İlâhî emirlere boyun eğenler var, ama hak yoldan sapanlarımız da var. Boyun eğenler doğru yolu hedeflemişlerdir."

      Aramızda ilâhî emirlere boyun eğenler var, ama hak yoldan sapanlarımız da var. Âyet metninde çoğulu yer alan “kâsıt” (قَاسِط) kelimesi, “zâlim, haksız” demektir. “Muksıt” (مُقْسِط) ise “âdil” anlamına gelir. Öte yandan “adi” kelimesinin üç türlü kullanımı söz konusudur. “Adele anhu” (عَدَلَ عَنْهُ) “bir şeyden saptı ve zulmetti”, “adele bihî” (عَدَلَ بِهِ) “birini ortak ve denk yaptı”, “adele fıhi” (عَدَلَ فِيهِ) “adaletle hükmetti” anlamına gelir. Boyun eğenler doğru yolu hedeflemişlerdir. Âyette geçen “taharri” (تَحَرَّوْا) ve “tevakki” (تَوَقِّي) hedeflemek ve yönelmek anlamındadır. Bu sözü söyleyen cin âdeta şöyle demiş olmaktadır: Boyun eğenler, müslüman olmakla doğru yolu hedeflemişlerdir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Muslimûn (الْمُسْلِمُونَ)

        İbn Fâris, s-l-m kökünün temel anlamının sağlamlık, barış, esenlik ve bir şeyin noksanlıklardan ari olması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, İslam kelimesinin iki temel boyutu olduğunu; birincisinin zahiri olarak dini emirleri kabul etmek, ikincisinin ise kalben teslim olup selamete ermek olduğunu ifade eder. Ayetteki "muslimûn" nitelemesinin, cinlerin kendi içlerindeki hidayeti seçen ve iradelerini Allah’ın iradesine boyun eğdiren grubu temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde "Müslüman" teriminin, kişinin kendi bağımsızlığını ve kibrini terk ederek mutlak bir otoriteye (Allah) teslim olduğu radikal bir ontolojik dönüşümü ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin burada cinlerin yeni kazandıkları tevhidi kimliği nitelediğini ve onları "kâsitûn" grubundan ayıran temel bir inanç kategorisi olarak sunulduğunu belirtir.

        Kâsitûn (الْقَاسِطُونَ)

        İbn Fâris, k-s-t kökünün birbirine zıt iki anlam taşıyabildiğini; "iksât" formunda adaletli davranmak, "kasat" formunda ise adaletten sapmak ve haksızlık etmek manasına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "kâsit" kelimesinin burada zulmeden, haktan yüz çeviren ve kendi doğasındaki istikameti bozan varlıklar için kullanıldığını açıklar; "muksit" (adil) kelimesiyle olan zıtlığına dikkat çeker. Toshihiko Izutsu, bu terimin ayette "muslimûn" kavramının tam karşısında konumlandırıldığını, dolayısıyla İslam'ın zıttının sadece inkar değil, aynı zamanda varoluşsal bir adaletsizlik ve sapma olduğunu analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin cinlerin irade hürriyetini kötüye kullanarak hakikatten uzaklaşan ve kendi nefislerine zulmeden kesimini nitelediğini ifade eder.

        Esleme (أَسْلَمَ)

        İbn Fâris, s-l-m kökünden türeyen bu fiilin bir şeyi teslim etmek ve güvene kavuşmak aslına dayandığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, "esleme" eyleminin bir kimsenin tüm benliğiyle barış yurduna girmesi ve çatışmayı sona erdirip Allah'a teslim olması anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu fiilin Kur'an'da bir kırılma noktasını temsil ettiğini; kişinin eski cahiliye alışkanlıklarını ve sahte tanrılarını terk ederek tek bir merkeze yönelme kararını ifade ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin geçmiş zaman kipiyle gelmesinin, hidayet kararının kesinleşmiş ve geri dönülemez bir tercih olarak eyleme döküldüğünü gösterdiğini vurgular.

        Teharrav (تَحَرَّوْا)

        İbn Fâris, h-r-y kökünün bir şeyin en iyisini, en doğrusunu ve merkezini aramak anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "taharri" kavramının bir şeyi özenle araştırmak, üzerine titremek ve gerçekliği bulmak için çaba sarf etmek olduğunu ifade eder. Ayette hidayete eren cinlerin bu yolu tesadüfen değil, bilinçli bir arayış ve zihni bir cehd sonucunda bulduklarını nitelediğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin cinlerin iradi bir seçim yaptıklarını, Kur'an mesajını tetkik ederek ve üzerinde düşünerek doğruluğuna kanaat getirdiklerini temsil eden bilişsel bir terim olduğunu analiz eder.

        Raşeden (رَشَدًا)

        İbn Fâris, r-ş-d kökünün temel manasının istikamet, doğru yol ve olgunluk olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ruşd kavramının insanı hakiki kurtuluşa ve saadete ulaştıran en isabetli yol anlamına geldiğini, ayette ise "taharri" (araştırma) eyleminin ulaştığı nihai ve hayırlı sonucu temsil ettiğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, ruşd kelimesinin Kur'an'daki "gayy" (azgınlık) kavramının semantik karşıtı olduğunu ve cinlerin bu kavramla ulaştıkları yeni bilincin doğruluğunu teyit ettiklerini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ontolojik bir yetkinliğe ve ruhsal bir erginliğe işaret ettiğini, İslam’ı seçenlerin artık karanlıkta el yordamıyla yürümekten kurtulup aydınlık bir istikamete kavuştuklarını vurguladığını belirtir.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X