Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Cin Sûresi, 11. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Cin Sûresi, 11. Ayet

    وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Ve ennâ minnâ-ssâlihûne ve minnâ dûne żâlik(e)(s) kunnâ tarâ-ika kidedâ(n)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Doğrusu içimizde iyiler var, ama aramızda başka türlü olanlar da var; hâsılı biz farklı gruplardan oluşuyoruz,"

      Doğrusu içimizde iyiler var, ama aramızda başka türlü olanlar da var. Bazı tevilcilere göre âyette geçen “es-sâlihûn” (الصَّالِحُونَ) kelimesi ile kastedilenler müminler, “düne zâlike” (دُونَ ذَلِكَ) ile işaret edilenler de kâfirlerdir. Öyle anlaşılıyor ki ‘ sâlihûn” ile kastedilenler müminler ve “düne zâlike” ile işaret edilenler de kâfirler değillerdir. Çünkü bu durum, Allah Teâlâ’nın daha önce geçen şu beyanında belirtilmişti: ‘Aramızda İlâhî emirlere boyun eğenler var, ama hak yoldan sapanlarımız da var”. Âyetin tevili onların bahsettiği gibi olsa ifade tekrara düşmüş olurdu. Fakat bize göre âyetin tevili şöyledir: “Ve ennâ minne’s-sâlihûn” içimizde salih, akıllı ve hayâlf olmakla tanınan kimseler olduğu gibi “ve mâ düne zâlike” başka türlü olanlar da var ki bunlar fâsıklardır. Bu durumda âyet, bir dine mensup olanların içinde salih ve hoşnutluk kazanmış kimseler olduğu gibi, fâsık ve dininde fesatçı kimseler de olduğunu beyan eder. Yüce Allah bir âyet-i kerîmede meâlen şöyle buyurur: “İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyeleriniz arasından da elverişli olanları (es-sâlihîn) evlendirin”. İçimizde salih olmayanlar bulunmasaydı âyette salihlerin şart koşulmasının herhangi bir anlamı olmazdı. Allah Teâlâ’nın “İçinizden adaletli iki kişiyi şahit tutun” meâlindeki beyanı da buna başka bir örnektir. Aramızda fâsıklar olmasaydı yüce Allah “adaletli iki kişi” ifadesini kullanmazdı.

      Hâsılı biz farklı gruplardan oluşuyoruz. Yani biz farklı eğilim ve temayülde kimseleriz. Cinler, farklı düşünce ve görüşteki kimseler arasında en salih ve en aşağı tabakadaki olanları belirtmemişler, bunu fâsık ve salihlerden bahsederken ifade etmişlerdir. Çünkü farklı eğilim ve temayüldeki her bir ferde göre kendisi hak yolda, başkası ise bâtıl yoldadır. Fâsık ise kendisine tâbi olan kimse nezdinde fâsık değildir. Dolayısıyla ondan “tarîka” (طَرِيقَة), yani yol diye bahsetmiştir. Bir de fâsık fıskını açıkça söylemez, söyleyen ise ahmak ve salaktır. Bu nedenle “yol” diye bahsetmiştir. En doğrusunu Allah bilir.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Es-Sâlihûne (الصَّالِحُونَ)

        S-l-h kökü üzerine değerlendirmeler yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının "fesâd"ın (bozulma, kargaşa) zıttı olan düzelme, uygunluk ve bir şeyin olması gereken kıvama gelmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "salâh" kavramının hem dış dünyadaki düzeni hem de nefisteki istikameti ifade ettiğini, buradaki "sâlihûn" nitelemesinin ise cinlerin kendi içlerindeki inançlı, dürüst ve ilahi emirlere uygun yaşayan kesimi tanımladığını kaydeder. Toshihiko Izutsu, "sâlih" kelimesini Kur'an'ın etik yapısı içinde analiz ederken, bu terimin sadece bireysel bir iyiliği değil, imanın toplumsal ve eylemsel bir tezahürü olan "sâlihât" (iyi işler) ile olan ayrılmaz bağına dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cinlerin kendilerini bu kelimeyle tanımlamalarının, onların da tıpkı insanlar gibi ahlaki bir sorumluluk ve irade altında olduklarını, kendi içlerinde dini ve ahlaki bir tabakalaşmanın bulunduğunu itiraf etmeleri anlamını taşıdığını ifade eder.

        Kunnâ (كُنَّا)

        K-v-n kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeyin varlık sahasına çıkması ve bir durumun gerçekleşmesi olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin gerçekleşmiş bir olguyu ve süreklilik arz eden bir kimliği nitelediğini söyler. Ayet bağlamında, cinlerin toplumsal yapısındaki çeşitliliğin ve farklılaşmanın tarihsel bir gerçeklik olarak vurgulandığını ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "kunnâ" ifadesinin cinlerin kendi varoluşsal gerçekliklerine dair bir tanıklık olduğunu ve bu çeşitliliğin onların fıtratındaki irade hürriyetinden kaynaklandığını analiz eder.

        Tarâika (طَرَائِقَ)

        T-r-k köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün asıl anlamının bir şeye vurmak veya ayakla basmak (treading) olduğunu, yolun (tarîk) ise üzerine sürekli basıldığı için bu adı aldığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "tarîka" kelimesinin burada mecazen insanların ve cinlerin benimsedikleri mezhep, ekol, yöntem ve hayat tarzı anlamına geldiğini ifade eder. Çoğul olarak gelen "tarâika" ifadesinin, cinler arasındaki inanç ve düşünce sistemlerinin ne kadar çok ve çeşitli olduğunu nitelediğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği açısından bu terimin "sebil" veya "şir’a" kavramlarıyla yakınlık arz ettiğini ancak burada daha çok "parçalanmış ve birbirinden ayrışmış yollar" vurgusunun öne çıktığını analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu kelimenin cinlerin tek bir inanç etrafında toplanmadıklarını, aralarında çok farklı felsefi ve dini akımların bulunduğunu gösterdiğini belirtir.

        Kidedâ (قِدَدًا)

        K-d-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi boyuna kesmek, parçalara ayırmak ve bölmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kided" kelimesinin bir bütünden koparılmış, birbirine uymayan ve bağlantısı kopmuş parçalar anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki "tarâika kidedâ" tamlamasıyla, cinlerin sadece farklı yollara değil, aynı zamanda birbirine zıt, parçalanmış ve uzlaşmaz gruplara ayrıldıklarının kastedildiğini açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin görsel imajında yatan "didik didik edilmişlik" veya "kesilmiş deri parçaları" anlamının, cin toplumundaki derin ideolojik ve inançsal fragmantasyonu (parçalanmışlığı) son derece çarpıcı bir şekilde tasvir ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin cinlerin kendi tarihlerindeki kargaşayı ve birlikten yoksun hallerini betimlemek için seçildiğini, Kur'an'ın bu çeşitliliği bir olgu olarak sunduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X