وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 9. Ayet
Daralt
X
-
"Halbuki biz (daha önce, göğü) dinlemek için onun oturulabilecek yerlerinde otururduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse kendisini gözetleyen bir alev topuyla karşılaşıyor"
Halbuki biz (daha önce, göğü) dinlemek için onun oturulabilecek yerlerinde otururduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse kendisini gözetleyen bir alev topuyla karşılaşıyor. Alev topu anlamına gelen “şihâb”ın (شِهَابًا) bir yıldız, gözetleme anlamına gelen “rasad”ın (رَصَدًا) meleklerin yaptığı bir iş olduğu söylenmiştir. Bu konunun aslı şudur: Hz. Peygamber (a.s.), peygamberlik görevi ile gönderilince cinlerin gökten haber sızdırmaları engellendi. Halbuki bundan önce kulak hırsızlığı yapıyorlardı. Böylece kâhinlik işi sona ermiş oldu. Zira Hz. Peygamber gelince kâhinlikle onun peygamberliği birbirine karışmasın diye gökten haber getiremez oldular. Kâhinler herhangi bir hususta haber veremesinler diye cinlerin göğe yükselmeleri ve oradan haber getirmeleri engellendi. Bundan sonra Resûlullah (a.s.) onların yanına geldi. Vahyin kehanet olmadığını ve kendisine gökten gelen bir vahiy olduğunu öğrensinler istiyordu. Zira vahiy kehanet olsaydı, eski zamanlarda olduğu gibi başkasının da getirdiğinin bir benzerini getirmesine engel olunmazdı. Bu âyet-i kerîme, cinlerin topluluklarını uyarmak amacı ile döndüklerinde söyledikleri sözleri aktarıyor gibidir. Onlar yukarıda bahsi geçen bu sözleri topluluklarına söylemişlerdir.
Yorumu Yorumla
-
Nak’udu (نَقْعُدُ)
K-a-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının ayakta durmanın zıttı olan oturmak ve bir mekanda sabit kalmak, ikamet etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ku’ûd kelimesinin bazen bir işi gerçekleştirmek üzere pusuya yatmak veya beklemek anlamına geldiğini, ayette ise cinlerin göklerden haber çalmak amacıyla seçtikleri stratejik bekleyiş noktalarındaki duruşlarını ifade ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin cinlerin vahiy öncesi dönemdeki rutin ve kendilerince güvenli gördükleri hareket alanlarını tasvir etmek için kullanıldığını analiz eder.
Mekâ’ide (مَقَاعِدَ)
K-a-d kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, oturulacak yerler, duraklar ve mevziler manasına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "mak’ad" kelimesinin çoğulu olan bu terimin, cinlerin gökyüzünde ilahi haberleri sızdırmak için özel olarak belirledikleri istasyonları ve dinleme mevkilerini nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu kelimenin cinlerin kozmik hiyerarşi içindeki hareket kabiliyetlerini ve semavi sınırlara olan yakınlıklarını mekansal bir dille somutlaştırdığını ifade eder.
Sem’i (السَّمْعِ)
S-m-a kökü üzerine incelemeler yapan İbn Fâris, kökün asıl manasının sesleri algılamak ve duyulanı idrak etmek olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, sem’ kavramının burada basit bir işitme eyleminden ziyade, gizli bilgilere (vahye) ortak olma amacıyla yapılan "kulak kabartma" ve casusluk eylemini temsil ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içerisinde sem’in, ilahi mesajın muhataba ulaşmasındaki temel bilişsel kanal olduğunu, ancak bu ayette cinlerin yetkisiz bir erişim çabasını nitelediğini analiz eder.
Yestemi’i (يَسْتَمِعِ)
S-m-a kökünden iftial babında türeyen bu fiil için Râgıb el-İsfahânî, bir şeyi büyük bir dikkat, çaba ve arzuyla dinlemek anlamına geldiğini belirtir. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin bu formda seçilmesinin, cinlerin haber çalmak için gösterdikleri bilinçli yönelimi ve tüm duyularıyla vahye odaklanma çabalarını dilsel bir vurguyla ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, fiilin şart cümlesi içinde yer almasının, yeni dönemde (Kur'an'ın nüzulüyle birlikte) bu gizli dinleme girişimine yeltenen her varlığın kaçınılmaz bir engelle karşılaşacağı uyarısını pekiştirdiğini analiz eder.
Yecid (يَجِدْ)
V-c-d köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün bir şeyi bulmak, ona rastlamak ve varlığını bizzat müşahede etmek aslına dayandığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, vicdan ile aynı kökten gelen bu kelimenin, burada bir eylemin sonucunda aniden karşılaşılan somut ve kaçınılmaz bir gerçekliği ifade ettiğini söyler. Cinlerin dinleme girişimlerinin sonucunda bekledikleri haber yerine yakıcı bir engelle karşılaşmalarını nitelediğini kaydeder.
Şihâben (شِهَابًا)
Ş-h-b kökü hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının parlamak ve rengin alev alarak değişmesi olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "şihâb"ın parlayan ateş parçası, parlak ışık ve meteorik ışımalar için kullanıldığını belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin vahiy emniyetini ihlal etmeye çalışan varlıklara karşı kullanılan metafizik bir savunma gücünü ve delici bir ateş unsurunu temsil ettiğini analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin Kur'an'ın semavi korunmuşluk temasını pekiştiren görsel ve sarsıcı bir metafor olduğunu ifade eder.
Rasedâ (رَصَدًا)
R-s-d kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, kökün temel anlamının bir şeyi gözetlemek, yolunu beklemek ve pusu kurmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "rasad"ın hem gözetleme eylemini hem de bu görevi ifa eden hazırlıklı muhafızları ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cinleri hedef alan, onları her an takip eden ve müdahale için hazır bekleyen "tetikte bir gözetleyici" anlamında kullanıldığını vurgular. Gabriel Said Reynolds, bu terimin ilahi mesajın tahrif edilemezliğini ve vahiylerin beşeri/cinni müdahalelerden mutlak bir koruma altında iletildiğini kanıtlayan kozmik bir terim olduğunu analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla