وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 7. Ayet
Daralt
X
-
"Onlar da sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini zannederlerdi"
Onlar da sizin zannettiğiniz gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini zannederlerdi. Diriltmeyi bizzat müşahede etmedikleri, bunu kendi kudret ve güçlerinin haricinde gördükleri ve buna bağlı olarak İlâhî kudretin bu dereceye ulaşamayacağını zannettikleri için Allah Teâlâ’nın diriltme gücünü inkâr etmiş olmaları mümkündür. Yoksa diriltmenin hikmet dışı bir şey olduğunu düşündüklerinden inkâr etmiş değillerdir. Zira onlar, diriltmenin bizzat kendisini reddetselerdi sadece “Allah asla diriltmeyecek” derlerdi. Kullandıkları cümleyi “ehaden” (أَحَدًا) kelimesi ile pekiştirdiklerine göre bu onların diriltme kudretini inkâr ettiklerini bize gösterir. Onların yüce Allah’ın hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmiş olmaları ve bunun hikmet dışı bir şey olduğunu düşünmüş bulunmaları da mümkündür. Zira bir kimsenin öldürülüp sonra tekrar eski haline getirilmesi hikmetli bir iş değildir, sebebine gelince; bir kimsenin hayatta kalması isteniyorsa öldürülmez ki yeniden iade edilmeye ihtiyaç duyulsun diye değerlendirmiş olmaları da imkân dâhilindedir. Öte yandan bu ifade, cinlerin sözü olarak aktarılan bir cümle değildir, aksine Allah Teâlâ’nm “Cinler sizin zannettiğiniz gibi ölümden sonra dirilmenin olmadığını zannettiler” diye bize verdiği bir haberdir. ‘“Zanentüm” (ظَنَنْتُمْ) yani “zannettiniz” fiili, zahiri itibarıyla gerek müslüman, gerek kâfir tüm insanlara işaret etmektedir. Müslümanların böyle bir zannı beslemedikleri ise mâlumdur. Aksine onlar, ölümden sonra dirilme olacağına kesin olarak inanırlar. Fakat âyetin mânası şöyledir: "Ey insanlar! İçinizden kâfirlerin zannettiği gibi kâfir cinler ölümden sonra dirilme olmadığını zannettiler”.
Diğer taraftan bu âyet-i kerîme, onların “dirilme yoktur” cümlesini bilerek değil zanna dayalı olarak söylediklerini beyan etmektedir. Kendilerini bu zanna sürükleyen sebep ise dirilmeye kesin olarak inanmaya götüren vesileden yüz çevirmiş olmalarıdır. Herkes tabiatı itibarıyla zanlara tâbi olmaktan uzak durur. Bu ifadede, ölümden sonra dirilme delillerine bakmaya, zanlara dayanmayı terk etmeye çağın ve teşvik vardır. Öte yandan nahiv âlimleri derler ki bu sûrede “inne” (إِنَّ) ile başlayan cümlelerde, cinlerin sözleri nakledilmektedir. “Fe kâlû innâ semi‘nâ kuranen acebâ” (فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا) âyeti buna örnektir. Cinlerin ağızlarından nakil mahiyetinde olmayan cümlelerin ise mansup olarak “enne” (أَنَّ) şeklinde okunması gerekir. Bundan dolayı “ve ennehum zannû kemâ zanentüm” (وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ) âyetinde elif nûnun (أن) mansup okunması tercih edilmiştir. Çünkü bu cümle cinlerin sözlerinin nakli değildir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Zannû / Zanantum (ظَنُّوا / ظَنَنْتُمْ)
Z-n-n kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün temelinde bir şeye dair kesin olmayan bilgi, kuşku veya kalbin bir yöne doğru meyletmesi anlamının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, zannın bazen kesin bilgi (yakîn) bazen de şüphe için kullanıldığını, bu ayette ise cinlerin ve insanların hem risalet (elçi gönderme) hem de ba's (diriliş) konusundaki hatalı ve temelsiz kanaatlerini nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içinde zann kavramını ilm (nesin bilgi) kavramının zıttı olarak konumlandırır ve bu ayette her iki grubun da vahiyle karşılaşmadan önceki, doğruluğu teyit edilmemiş subjektif inanç dünyasını ve bu inanca dayalı önyargılarını temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada her iki varlık türünün de (insan ve cin) Allah'ın tasarrufları ve iradesi hakkındaki isabetsiz beklentilerini ve gerçeğe dayanmayan peşin hükümlerini yansıttığını analiz eder.
Yeb’ase (يَبْعَثَ)
B-a-s köküne dair İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyi harekete geçirmek, bir yerden başka bir yere göndermek ve uykudan uyandırmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ba'th" kelimesinin Kur'an'daki iki temel kullanımına dikkat çeker: birincisi Allah'ın bir elçi/peygamber görevlendirmesi, ikincisi ise ölüleri diriltmesidir. Bu ayet bağlamında, inkarcıların Allah'ın artık ne bir elçi görevlendireceğine ne de kıyamet günü bir diriliş gerçekleştireceğine dair inançsızlıklarını ifade ettiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, ba’th kavramının Kur'an'ın eskatolojik dilinde merkezi bir yere sahip olduğunu, statik bir durumdan (ölüm veya bilgisizlik) dinamik bir oluşa (diriliş veya vahiyle uyanış) geçişi temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin Allah'ın tarih ve varlık üzerindeki iradi müdahalesini simgelediğini, cinlerin ise geçmişte bu müdahaleyi imkansız gördüklerini ancak Kur'an'ı duyunca bu algılarının yıkıldığını analiz eder.
Allâhu (اللَّهُ)
E-l-h kökü etrafında şekillenen tartışmalarda İbn Fâris, bu ismin mutlak ibadet edilen, yüceliği ve kudreti karşısında akılların hayrete düştüğü varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin her türlü noksanlıktan münezzeh, varlığı kendinden olan tek ilaha mahsus bir özel isim olduğunu, başka hiçbir varlığa verilemeyeceğini vurgular. Toshihiko Izutsu, bu ismin Kur'an'ın semantik haritasındaki en üst ve merkezi terim olduğunu, bu ayette ise diriltme veya görevlendirme (yeb’ase) eyleminin yegane faili olarak zikredilmesinin, yaratma ve irade yetkisinin sadece O’na ait olduğunun bir teyidi olduğunu ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı incelemelerde, Semitik dillerdeki ilah tasavvurunun Kur'an'da nasıl mutlak bir tevhid eksenine oturduğunu ve her türlü şirkten arındırıldığını belirtir.
Ehadâ (أَحَدًا)
E-h-d köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün teklik, biriciklik ve bölünmezlik aslına dayandığını kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ahad kelimesinin zatında benzeri ve ortağı olmayan, sayısal çokluğu kabul etmeyen mutlak birliği ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, "ehad" kelimesinin burada olumsuz bir cümle yapısı içinde nekre (belirsiz) formda kullanılmasının, "hiç kimseyi" veya "hiçbir şeyi" kapsayan genel bir olumsuzlama (istiğrak) ifade ettiğini analiz eder. Bu bağlamda, inkarcıların Allah'ın asla hiçbir kimseyi ne elçi olarak göndereceğine ne de dirilteceğine dair kesin ve köklü reddedişlerini dilsel bir vurguyla ortaya koyduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin burada Allah'ın yaratma ve hükmetme alanındaki mutlak bağımsızlığını, muhatapların ise bu alanı tamamen "kimsesiz" ve "müdahalesiz" gördüklerini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla