وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cinlere sığınma, cin 6, azgınlığın artması, insanların sığınması, cin suresi, cin suresi 6. ayet, nebi, cin
-
"İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı kişilere sığınırlardı, onlar da bunları daha sapkın hale getirirlerdi"
Cinlerin Yardımına Sığınmanın Şirk Olduğu
İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı kişilere sığınırlardı, onlar da bunları daha sapkın hale getirirlerdi. Rivayete göre insanlar -ki bunlar Araplardan bir topluluktu- bir vadiye konakladıkları zaman o vadinin efendisinden yardım isterler ve “Kavminin sefihlerinden bu vadinin efendisine sığınırız” derlerdi. Müfessirler bu noktadan itibaren ihtilaf etmiştir. Bazıları, sığındıkları cinlerin onlara eman verdiğini, bazıları da vermediğini söylerler. Ebû Ravk Ahmed b. Muhammed b. Bekr el-Hizzânî. O ve babası hadis rivayet etmişlerdir. Basrah’ olan Ebû Ravk, Meymûn b. Mihrân el-Kâtib ve Abdullah b. Şebîb el-Mekkî’den hadis nakletmiştir. Ondan da birçokları rivayette bulunmuştur. Bunların arasında Ebu’l-Hasan Ahmed b. Muhammed b. el-Cündî ve Ebû Bekir Muhammed b. İbrahim b. el-Mukrî ve başkaları vardır. Ebû Ravk, 332’den (944) sonra vefat etmiştir (Semanı, el-Ensâb, XII, 329).
İnsanların cinlere sığınmaları, bu cinleri kendilerinden daha güçlü görmeleri ve onlara muhtaç olduklarını hissetmeleri dolayısıyla gerçekleşmekteydi. Bu ise şirktir. Âyette geçen “rehak” (رَهَقًا) kelimesinin yorumu hakkında ihtilaf edilmiştir. Bazıları kelimenin “günah” anlamına geldiğini ifade ederken bazıları da “ahmaklık” olduğunu söylemişlerdir. Bazıları da “cevr” (جَوْر) veya “zulüm” (ظُلْم) anlamına geldiğini söylerler. Kelbî ise “ays” (عَيْث) anlamında olduğunu ifade etmiştir. Onlar bu sığınma dolayısıyla kibirlendiler, böbürlendiler ve hadlerini aştılar. Çünkü cinler, insanların kendilerinden sığınma istemelerinden önce bu kadar böbürlenmiyorlardı. İnsanların kendilerinden sığınma istediklerini görünce bu durum onları büyüklenmeye ve böbürlenmeye sevketti. Böylece daha da sapkın hale geldiler ve azdılar. Âyetin metninde geçen “fâ” (فَ) harfi ile başlayan cümlenin failinin cinler ve mefûlünün insanlar olması mümkündür. Buna göre cinler, insanları daha da sapkın hale getirirler demek olur. Cinleri daha da sapkın hale getiren, insanların kendilerine sığınmaları ve yardım istemeleridir. Bu nedenle cinler kendilerini cinlerden ve insanlardan üstün sayıyorlardı. Çünkü insanların kendilerine muhtaç olduklarını ve yardım istemeye ihtiyaç duyduklarını görüyorlardı. İnsanlardan önde gelen büyük kâfirler de aynı şekilde kendilerini başkalarından üstün gördükleri için Hz. Peygamberin davetini kabul etmekten kaçınıyorlardı. Şu âyete bakınca gerçek anlaşılır: “Bunun gibi biz, her ülkede suçlu ve günahkârların elebaşılarına, orada entrika peşinde koşma imkânı vermişizdir. Ama onlar farkında olmadan yalnız kendilerini aldatırlar”. “rehak” kelimesinin “günah” veya “ahmaklık” ya da “cevr” veya “zulüm” ya da “ays” anlamına geldiğini söyleyenlerin bu verdikleri anlamların hepsi, bizim belirttiğimiz mânada birleşir. Zira onları böbürlenmeye ve kibre sevk eden işte bu aptallıklarıdır. Çünkü ancak cahil ve ahmak olan kişi cinlere sığınır. Cahil ve aptal birine eman vermekte övünülecek bir üstünlük yoktur. Onlar bu kibirlenmeleri ile daha fazla günaha girmekte ve Allah’ın rahmetinden daha fazla uzaklaşmaktadırlar. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâne (كَانَ)
K-v-n kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin meydana gelmesi, varlık kazanması ve bir hal üzere bulunması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin gerçekleşmiş bir olguyu veya süreklilik arz eden bir durumu ifade ettiğini söyler. Ayet bağlamında, İslam öncesi dönemdeki (Cahiliye) yaygın bir uygulamanın ve sosyolojik bir gerçekliğin tespiti olarak kullanılmıştır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kâne" fiilinin sadece geçmişte olup biten bir eylemi değil, insanların cinlerle olan bu çarpık ilişkisinin o dönemdeki kurumsallaşmış yapısını tasvir ettiğini analiz eder.
Ricâlun (رِجَالٌ)
R-c-l köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün temelinde ayak (ricl), yürümek, güç ve dayanıklılık anlamlarının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "racul" (erkek/adam) kelimesinin sadece cinsiyet belirtmediğini, aynı zamanda güç, otorite ve kemal vasfını da barındırdığını belirtir. Ayette hem insanlar hem de cinler için "ricâl" (adamlar/erler) ifadesinin kullanılmasına dikkat çeken Toshihiko Izutsu, bunun o dönemdeki insan tasavvurunda cinlerin de insanlar gibi kabilelere, liderlere ve cinsiyetlere ayrılmış, güçlü varlıklar olarak görüldüğünü yansıttığını analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu terimin seçilmesinin, insanların sığındığı "güçlü varlık" imajını pekiştirdiğini ve cinlere yüklenen antropomorfik (insan biçimci) özellikleri gösterdiğini vurgular.
El-İnsi (الْإِنسِ)
E-n-s kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, kökün temel anlamının yabaniliğin zıttı olan ünsiyet, alışkanlık ve görünürlük olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanın "ins" olarak isimlendirilmesini, hem türdeşleriyle olan sosyal bağına hem de gözle algılanabilir fiziki varlığına bağlar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "ins" ve "cin" kelimelerini sıklıkla zıtlıklar içinde (görünür/görünmez) kullandığını, burada ise iki farklı varlık alemi arasındaki iradi etkileşime dikkat çekildiğini ifade eder.
Ye’ûzûne (يَعُوذُونَ)
A-v-z kökünden türeyen bu fiil için İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeye yapışmak, sığınmak, bir şeyi korunak edinmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "iyâz" kavramının korkulan bir şeyden kaçıp güvenli bir yere veya bir güce sığınmayı ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin Cahiliye döneminde bir vadiye giren yolcuların "bu vadinin efendisine (cinine) sığınırım" şeklindeki paganist sığınma geleneğine doğrudan atıf yaptığını analiz eder. Toshihiko Izutsu, bu eylemin kökeninde yatan metafizik korkunun ve Allah dışındaki varlıklardan medet umma halinin, Kur'an'ın tevhid söylemiyle nasıl reddedildiğini vurgular.
El-Cinni (الْجِنِّ)
C-n-n kökünden gelen bu kelime için İbn Fâris, kökün asıl anlamının örtmek ve gizlemek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, bu varlıkların duyularla algılanamaması ve gözden gizlenmiş olmaları sebebiyle bu ismi aldıklarını belirtir. Angelika Neuwirth, kelimenin Arap folklorundaki çöl ruhları ve tekinsiz bölgelerin sahipleri olarak kökleşmiş anlamının, bu ayette insanların onlara duyduğu korkunun temeli olarak sunulduğunu analiz eder.
Zâdû (زَادُوا)
Z-y-d kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temelinde artış, fazlalık ve çoğalma manalarının bulunduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin bir durumun dozunun artmasını veya bir niteliğin güçlenmesini ifade ettiğini söyler. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), buradaki artışın karşılıklı olduğunu; insanların korkusunun artarken cinlerin de kibir ve azgınlığının arttığını, bu durumun gramatik olarak eylemin sonucuna bağlandığını analiz eder.
Rahekan (رَهَقًا)
R-h-k köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün asıl anlamının ulaşmak, örtmek, bürümek ve bir şeye haksızlık ederek yüklenmek olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "rehek" kavramının günah, zulüm, şiddetli korku ve insanı kuşatan sıkıntı anlamına geldiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, bu terimin hem insanların içine düştüğü derin ruhsal bunalımı ve korkuyu hem de cinlerin bu sığınma eylemi sonucu kapıldıkları tanrısal bir güç vehminden kaynaklanan azgınlığı (tuğyan) nitelediğini analiz eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin buradaki bağlamda "yorgunluk, bıkkınlık ve günaha batma" anlamlarını içerdiğini, insanların yanlış mercilere sığınarak huzur yerine daha büyük bir sıkıntıya duçar olduklarını ifade eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla