وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 5. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cin suresi, haddi aşan söz, cinlerin yalanı, beyinsizler, cin suresi 5. ayet, cin 5, insanların yalanı, allah, nebi, cin
-
"Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanırdık."
Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanırdık. Ebû Bekir el-Esam şöyle demiştir: Yukarıdaki âyette sözleri nakledilen cinler, diğer cinlerden ve insanlardan duydukları için Allah’ın eşi ve çocukları olduğuna inanıyorlar, bu sözleri söyleyen cinlerin ve insanların doğru söylediklerini zannediyorlardı. İşte onları Allah’ın çocukları ve eşi olduğunu söylemeye sevkeden bu durum olmuştur. Allah’ın eş ve çocuk edindiğini iddia edenlerin yalan söylediklerini anladıklarında bunu iddia edenlerden ayrıldılar. Buradan ortaya çıkan sonuç, onların bu vakte kadar müşrik olduklarıdır. Hz. Peygamber’in Kur’ân okuduğunu duyup, delilleri görünce ve şüpheleri ortadan kalkınca peygamber aleyhisselâma iman ettiler ve eski söylediklerinden vazgeçtiler. Ancak Ebû Bekir el-Esamm’ın bahsettiği bu tevilden başka tevil de ihtimal dahilindedir. O da şudur: Bu topluluk, hidâyet ve iman üzere yaratılmışlardı. Cinlerin ve insanların “Allah’ın çocuğu vc eşi var” diyerek yalan söyledikleri ortaya çıkıncaya dek onların hidâyet üzere olduklarını ve ipe sapa gelmez isnatlarda bulunarak Allah’a iftira etmediklerini zannediyorlardı. Âyetin mânasının şöyle olması da mümkündür: Biz, mükellef olan hiçbir kişinin Allah Teâlâ hakkında ipe sapa gelmez şeyler söyleyerek iftira atmayacaklarını zannediyorduk. Çünkü Allah onlara iftiranın çirkinliğini göstermiş ve çocuk ve eş edinmekten münezzeh olduğu delillerle ve kanıtlarla onların nezdinde açık hale gelmişti. Nitekim bu gerçek, dile getirdikleri açık ifadelerinde de ortaya çıkmıştı.
Ebû Bekir el-Esamm’ın yaptığı tevilin sağlam olmadığını gösteren bir husus da cinlerin ve insanların arasında Allah’ı tenzih eden ve O’na inanan bir kesim bulunduğu gibi, Allah’ın çocuğu ve eşi olduğunu söyleyenlerin de var olmalarıdır. Şu âyetlere bakıldığında bu husus kolayca anlaşılır: “Aramızda İlâhî emirlere boyun eğenler var, ama hak yoldan sapanlarımız da var”, “Doğrusu içimizde iyiler var, ama aramızda başka türlü olanlar da var”. Her iki zümrenin birden doğru yolda olması ihtimal dâhilinde değildir. Fakat onların zanlarına göre topluluğun tamamı hidâyet üzere bulunuyorlardı. Yalan söylediklerini anlayınca bu sözü söylediler. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Zanennâ (ظَنَنَّا)
İbn Fâris, z-n-n kökünün temelinde bir şeye dair kesin olmayan bilgi, kuşku veya kalbin bir tarafa meyletmesi anlamının yattığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, zannın bazen kesin bilgi (yakîn) bazen de şüphe için kullanıldığını, bu ayette ise cinlerin geçmişteki hatalı kanaatlerini ve kalbi bir kabullerini ifade ettiğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiği içinde zann kavramını ilm (kesin bilgi) kavramının zıttı olarak konumlandırır ve bu ayette cinlerin vahiy öncesi sahip oldukları, doğruluğu teyit edilmemiş subjektif inanç dünyasını temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada cinlerin kendi toplumlarındaki otorite figürlerine duydukları safiyane güveni ve bu güvene dayalı peşin hükümlerini yansıttığını analiz eder.
Tekûle (تَقُولَ)
K-v-l kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel işlevinin bir düşüncenin sesli olarak telaffuz edilmesi ve anlamlı bir beyana dönüştürülmesi olduğunu kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, kavl kelimesinin sadece dille söylenen bir sözü değil, aynı zamanda savunulan bir fikri ve inanç sistemini de kapsadığını belirtir. Ayet bağlamında, bu eylemin geleceğe yönelik bir imkansızlık algısıyla (len edatıyla birlikte) kullanılmasına dikkat çeken Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), cinlerin insanların ve kendi türlerinin Allah’a karşı yalan söyleyebileceklerine dair ihtimali bile zihinlerinden nasıl uzak tuttuklarını gramatik olarak analiz eder.
El-İnsu (الْإِنسُ)
E-n-s kökünden türeyen bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl manasının vahşiliğin zıttı olan ünsiyet, görünürlük ve sosyallik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, insanların "ins" olarak adlandırılmasını, onların toplumsal varlıklar olmalarına ve cinlerin aksine gözle görülebilir (münis) olmalarına bağlar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin burada cinlerin muhatap aldığı diğer bilinçli tür olan insanlığı temsil ettiğini ve evrensel bir genelleme yapılarak hiçbir varlığın Allah’a iftira atamayacağı yönündeki eski kanaatlerini pekiştirmek için seçildiğini ifade eder.
El-Cinnu (الْجِنُّ)
C-n-n köküne dayanan bu kelimeyi inceleyen İbn Fâris, kökün temelinde örtmek, gizlemek ve duyularla algılanamamak anlamlarının bulunduğunu vurgular. Râgıb el-İsfahânî, bu varlıkların ontolojik olarak insan algısına kapalı olmaları nedeniyle bu ismi aldıklarını belirtir. Toshihiko Izutsu, ayette "ins" ve "cinn" kelimelerinin yan yana getirilmesinin, cinlerin kendi türlerini de kapsayan külli bir yanılgıyı itiraf ettiklerini gösterdiğini, yani ne görünür ne de görünmez varlıkların Allah hakkında yalan söylemeye cesaret edemeyeceklerini düşündüklerini analiz eder.
Allâhi (اللَّهِ)
E-l-h kökü etrafında şekillenen tartışmalarda İbn Fâris, bu ismin mutlak ibadet edilen ve azametiyle akılları hayrete düşüren varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin her türlü noksanlıktan münezzeh, varlığı kendinden olan tek ilaha mahsus bir özel isim olduğunu kaydeder. Toshihiko Izutsu, bu ismin Kur'an'ın semantik haritasındaki en merkezi terim olduğunu, bu ayette ise "yalan" isnadının hedefi olarak anılmasının, cinlerin Allah’ın şanına ve ululuğuna duydukları derin saygının bir yansıması olduğunu ifade eder.
Kezibâ (كَذِبًا)
K-z-b kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının gerçekliğe aykırı beyanlarda bulunmak ve doğruluğun (sıdk) zıttı olduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kezib kelimesinin burada Allah hakkında ortaya atılan asılsız iddiaları, özellikle O'na çocuk veya ortak koşan "şatat" ifadelerini nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki kezib kavramının sadece ahlaki bir kusur değil, aynı zamanda hakikati örtbas eden teolojik bir sapma olduğunu vurgular. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin belirsiz (nekra) formda gelmesinin, Allah hakkında söylenebilecek her türlü yalanın ve iftiranın büyüklüğüne ve vahametine işaret ettiğini analiz eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla