وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cin suresi 4. ayet, haddi aşan söz, cin 4, cinlerin yalanı, beyinsizler, insanların yalanı, cin suresi, allah
-
"Demek aramızdaki beyinsiz, Allah hakkında ipe sapa gelmez şeyler söylüyormuş."
Demek aramızdaki beyinsiz, Allah hakkında ipe sapa gelmez şeyler söylüyormuş. Bazı müfessirlere göre âyette sözü edilen “sefih” yani beyinsizden maksat, “İblis”tir. Bu açıklama, kendisine işaret edilmek üzere bir kişi ile ilgili değildir, aksine “beyinsizlik” yapan herkes ile ilgilidir. Şu örnek bunu açıklar: “Bizim kötülük işleyenimiz şöyle derdi” veya “Bizim fâsık olanımız böyle söylerdi”. Beyinsizden maksadın “İblis” olduğunu kabul edersek bu, cinlerin de insanlar gibi evlenip ürediklerini ve onların da kendilerine ait İblisleri olduğunu gösterir. En doğrusunu Allah bilir.
Yorumu Yorumla
-
Kâne (كَانَ)
K-v-n kökü üzerine tahliller yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının bir şeyin meydana gelmesi, varlık kazanması ve bir hal üzere bulunması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem mutlak varlığı hem de bir zaman dilimi içinde gerçekleşen sürekliliği ifade ettiğini söyler. Ayetteki kullanımıyla, "sefîh" olarak nitelenen varlığın süregelen tutumunu ve geçmişteki alışkanlığını tasvir ettiğini, bu eylemin bir sefahat ve cehalet ürünü olarak devam ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmişte başlayıp devam eden bir durumu nitelediğini, cinlerin geçmişteki hatalı algılarını bu fiille hikaye ettiklerini ifade eder.
Yekûlu (يَقُولُ)
K-v-l kökünden türeyen bu fiil için İbn Fâris, sesleri bir araya getirerek anlamlı sözler üretmek ve telaffuz etmek manasına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kavl kelimesinin bazen sadece dille söylenen bir sözü, bazen de bir inancı veya iddiayı temsil ettiğini belirtir. Burada fiilin geniş zaman kalıbıyla gelmesi, bu yanlış iddiaların sadece bir kez söylenmediğini, aksine sürekli bir iddia biçimine dönüştüğüne işaret eder. Toshihiko Izutsu, Kur'an bağlamında bu kelimenin sadece bir beyan olmadığını, aynı zamanda bir dünya görüşünün veya teolojik bir iddianın dışa vurumu olduğunu, bu ayette ise Allah hakkında kurgulanan yanlış bir tasavvurun dile getirildiğini vurgular.
Sefîhunâ (سَفِيهُنَا)
S-f-h köküne dayanan bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün asıl anlamının hafiflik, istikrarsızlık ve ağırlığın zıttı olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, sefeh kavramının nefsin veya aklın hafifliği nedeniyle doğru kararlar verememe, cahillik ve ölçüsüzlük anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki "sefîh" ifadesinin hem topluluğun beyinsizlerini hem de özellikle İblis’i niteleyebileceğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, sefeh terimini cahiliye döneminin karakter özellikleri arasında sayılan "hilm" (olgunluk ve ağırbaşlılık) kavramının zıttı olarak analiz eder ve bunun entelektüel bir eksiklikten ziyade ahlaki bir dengesizlik, sınır tanımazlık olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin topluluğun içindeki cahil ve kışkırtıcı unsurları veya doğrudan şeytanı kastettiğini, bunların Allah hakkında asılsız iddialarda bulunduklarını ifade eder.
Allâhi (اللَّهِ)
E-l-h kökü etrafında şekillenen tartışmalarda İbn Fâris, bu ismin ibadet edilen, yüceliği karşısında hayrete düşülen varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Allah isminin sadece gerçek hakikate ve tek ilaha mahsus özel bir isim olduğunu, O’nun dışındaki hiçbir varlık için bu ismin kullanılamayacağını vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin kökenini incelerken Aramice "Elahâ" ve Süryanice "Alahâ" formlarıyla dilsel benzerlikler kurar ancak Kur'an'daki kullanımın mutlak bir tevhidi temsil ettiğini savunur. Toshihiko Izutsu, Allah kelimesinin Kur'an'dan önce de var olduğunu fakat Kur'an ile birlikte semantik bir devrim geçirerek tüm niteliklerin kendisinde toplandığı "Yüce Varlık" anlamını kazandığını detaylandırır.
Şetatâ (شَطَطًا)
Ş-t-t köküne dayanan bu kelime hakkında İbn Fâris, kökün temelinde uzaklık ve adaletten sapma, ölçüyü aşma anlamlarının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şatat kelimesinin hakikatten çok uzaklaşmak, sözde ve eylemde aşırılığa kaçmak ve zulmetmek manasına geldiğini ifade eder. Ayet bağlamında, Allah hakkında söylenen yalanların ve O’na atfedilen ortak veya çocuk iddialarının hakikatle hiçbir bağı olmayan, son derece "uzak" ve "saçma" iddialar olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin "aşırı yalan", "uydurma" ve "insaf sınırlarını zorlayan iftira" anlamlarını taşıdığını, cinlerin bu ifadeyle geçmişteki yanlış inançlarının vahametini itiraf ettiklerini analiz eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, şatat kelimesinin bir nevi "hadsizlik" olduğunu, Allah'ın şanına yakışmayan iddiaların varoluşsal bir sapma teşkil ettiğini vurgular.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla