وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Cin Sûresi, 3. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: cin 3, cin suresi 3. ayet, eş edinmeme, cin suresi, allah'ın yüceliği, çocuk edinmeme, rab
-
"Şu muhakkak ki Rahb'imizin şanı çok yücedir; O, ne bir eş edinmiştir ne de çocuk."
Şu muhakkak ki Rabb’imizin şanı çok yücedir; O, ne bir eş edinmiştir ne de çocuk. Âlimler âyette geçen “el-ced” (الْجَدُّ) kelimesinin yorumu üzerinde ihtilaf etmişlerdir. Bazıları bu kelimenin bütün istediğini elde eden kimse için söylendiğini belirtmişler vc böyle bir kimsenin “zû ced” (ذُو جَدّ) şeklinde nitelendiğini belirtmişlerdir. Bu açıklama ile Rabb’imizin istediği her şeyi elde edebileceğini, karşısında hiçbir itirazın söz konusu olmayacağını ve herhangi bir şeye ihtiyaç duymayacağını söylemek istemiş olabilirler. Resûlullah’ın (a.s.) “hiçbir kuvvet sahibine kuvveti fayda vermez” sözü bu doğrultuda yorumlanır. Kuvvet sahibinden maksat, dünyada kuvvet sahibi demektir. Allah Teâlâ’nm takdirinde bunun aksi varsa söz konusu kuvvet ona Allah’ın azabı karşısında hiçbir fayda vermez. Eğer söylenmek istenen bu ise âyetin mânası şöyle olur: Vasfı bu olan bir varlık, bir ortağa ya da bir eşe veya bir çocuğa muhtaç olmayacak kadar yücedir. Çünkü bütün bunlar, ihtiyaç içinde olma belirtileridir. Dilediği her şeyi elde eden bir varlığın hiçbir şeye ihtiyacı olmaz. Âyette geçen “el-ced” kelimesinin zait olması da mümkündür. Bu takdirde mâna “Rabb’imiz yücedir” şeklinde olur. “Ced” kelimesinin “azamet” ve “yücelik”ten ibaret olması da mümkündür. Arapça’da bir kimse kavmi içinde büyük ve şerefli olduğu zaman bunu ifade etmek için “fulânun cedde fî kavmihî” (فُلانٌ جَدَّ فِي قَوْمِهِ) denir. Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: “Teâlâ ceddü Rabbinâ”, “Rabb’imiz hiçbir şeye muhtaç değildir” demektir. Yüce Allah’ın zatını çocuk edinmekten tenzih ederken kullandığı ifade yeterlidir. “Onlar Allah çocuk edindi’ dediler. Hâşâ! O hiçbir şeye muhtaç değildir”. Yüce Allah burada “çocuk edinme’yi “ceddü Rabbinâ” “şanı çok yücedir” ifadesinden sonra belirtmiştir. Bazı âlimlere göre bu cümlenin yorumu şöyledir: “Rabb’imizin mülkü”. Bu cümle ile “Rabb’imizin gücü” mânasının kastedilmiş olması da mümkündür. Netice olarak Rabb’imiz, kendisine nispet edilse rezalet ve alçaklık fiilinin kullanılabileceği her şeyden yücedir. Öte yandan burada doğru olan, “ceddü Rabbinâ” cümlesinin tefsiri hakkında bir şey söylememektir. Çünkü bu cümle, cinlerin sözlerinin naklinden ibarettir. Bu kelimenin ne anlama geldiği ancak cinlerin vereceği haberle öğrenilebilir.
Şirke Düşülen Noktalar
Kuranın ifadesinde dört çeşit şirkten söz edilmektedir: Şirk, bazan “ibadef’te olur: “Artık her kim Rabb’ine kavuşmayı bekliyorsa dünya ve âhirete yararlı iş yapsın ve Rabb’ine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasm”. Bazan “yaratmada” şirk söz konusudur: “Yoksa Allah’ın yarattığı gibi yaralan ortaklar buldular da bu iki yaratma arasındaki benzerlikten dolayı mı şaşırdılar?”. Bazan “Allah Teâlâ’nın hükümranlığı”nda meydana gelir. “O kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez”. Bir şirk çeşidi de “O’nun hâkimiyetinde’dir: “Hâkimiyette ortağı bulunmayan” meâlindeki beyan buna şahittir. Buradan ortaya çıkan sonuç, şirkin bazan ibadette, bazan yaratmada, bazan hâkimiyette ve bazan da hükümranlıkta olduğudur. Cinler “Artık kesinlikle Rabb’imize kimseyi ortak koşmayacağız” derken bu dört çeşit şirkten uzak olduklarını ifade etmiş oldular.
Fiillerin Allah’a ve Kullara Nispeti
Öte yandan “ced” kelimesi, insanın dilediği her şeyi elde etmesinden ibaret olduğuna göre bu yaklaşım, Mûtezile mezhebinin görüşünü geçersiz kılar. Çünkü onlar Allah Teâlâ’nın bütün kâfirlerin iman etmesini istediğini iddia ederler. Kâfirlerin tümü iman etmediğine göre yüce Allah onların görüşüne göre dilediği her şeyi elde edememiş olur. Mûtezile mezhebinin görüşü bir başka açıdan daha geçerliliğini yitirir. Şöyle ki: Biz daha önce şirkin “yaratma’da söz konusu olduğunu belirtmiştik. Mûtezile, kula ait fiilleri Allah’ın yaratmadığını söyler. Bunu söyleyince de yaratma konusunda Allah Teâlâ’ya ortak koşmuş olmaktadırlar. Oysa yüce Allah, mahlûkatı yaratmada tek olduğunu haber vermiştir. Bu haberden çıkan sonuç, fiillerin yaratma ve inşa etme açısından Allah Teâlâ’ya, onları kesbetme ve yapma açısından mahlûkata ait olduğudur. Bize göre bir fiilin Allah’a izafe edilmesi açısından kullara nispet edilmesi caiz değildir. Dolayısıyla yaratmada benzerlik meydana gelmez. Çünkü bir fiil, Allah’ın gerçekleştirdiği yönden kullar tarafından gerçekleştirilemez. Görmez misin ki “mülk” (hükümranlık) Allah Teâlâ ve insanlara izafe edilir. Ama burada Allaha ortak koşma gerçekleşmez. Zira bu fiil, Allaha izafe edildiği açıdan insanlara izafe edilmez. Sebebine gelince hükümranlık, kullara mecazî açıdan nispet edilirken Allaha gerçek açıdan izafe edilir. İnsanlara ait fiiller de böyledir. Fiillerin Allaha ve kullara izafe edilmesi farklı yönlerden olduğu için şirk doğurmaz. Başarıya ulaştıran sadece Allah'tır.
O, ne bir eş edinmiştir. İnsanların eş edinmeleri, şehvetin baskın gelmesinden dolayıdır. Oysa şehvetleri yaratan Allah’tır. Yarattığı bir şeyin kendisine baskın gelmesi ve eş edinmeye sevk etmesi mümkün değildir. Bu yaklaşımla meleklerin Allah’ın kızları olduğunu iddia edenlerin görüşlerini de reddetmiş oluyoruz. Kızlar eşten meydana gelir. Allah bir eş edinmekten münezzehtir. O zaman kızları nasıl olur! Ne dc çocuk. Aslında çocuk şu sebeplerden birisinden dolayı istenir. Ya kişi yalnızdır ve yalnızlığını gidermek için çoluk çocuk ister. Ya da ileride zayıf düşeceğini ve onların kendisine bakacaklarını düşünür dc bu yüzden ister. Veya mülkünün elinden gideceğinden korkar ve bu zevalden kendisini güvence altına almak için çocuk ister. Allah Teâlâ, yalnızlığa düşmekten, zayıf hale düşmekten ya da mülkünün elinden gideceği korkusunu duymaktan münezzehtir. Kişiyi çocuk yapmaya sevk eden sebepler, Allah açısından geçersiz olduğuna göre onun çocuk edinmekten tenzih edilmesi gerekir. “Hâşâ... O hiçbir şeye muhtaç değildir” meâlindeki âyetle onun hiçbir şeye muhtaç olmadığının ifade edilmesi, mülhitlerin kendisine çocuk edinmeyi isnat etmelerine verilen bir cevap olmuştur. “O hiçbir şeye muhtaç değildir” demek, kişiyi çocuk yapmaya sevk eden sebeplerin hiçbirine muhtaç değildir demektir. Başarıya ulaşmak ancak Allah'ın yardımıyla mümkündür.
Yorumu Yorumla
-
Teâlâ (تَعَالَىٰ)
A-l-y kökünden gelen bu kelime üzerine değerlendirmeler yapan İbn Fâris, bu kökün temel anlamının yükseklik, bir şeyin diğerinin üzerinde olması ve yücelik olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "teâlâ" formunun Allah için kullanılmasının O’nun mahlukata dair her türlü eksiklikten, nitelikten ve beşeri tasavvurdan mutlak manada yüce ve münezzeh olduğunu ifade ettiğini vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'daki fonksiyonunun Allah’ın mutlak aşkınlığını (transcendence) pekiştirmek olduğunu, özellikle şirk koşulan varlıklarla kıyaslanamayacak bir ulviyeti temsil ettiğini analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu ifadenin cinlerin dilinden aktarılmasının, onların Allah’ın şanına yakışmayan iddialardan (eş ve çocuk edinme gibi) O’nu tenzih ettiklerini gösteren tevhidi bir duruşu simgelediğini ifade eder.
Ceddu (جَدُّ)
C-d-d köküne dayanan bu kelimeyi analiz eden İbn Fâris, kökün asıl anlamının büyüklük, zenginlik, azamet ve bir şeyin yeni olması manalarına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, ayette geçen "ceddu rabbinâ" ifadesindeki "cedd" kelimesinin Allah’ın azameti, celali ve zenginliği anlamına geldiğini, O’nun her türlü ihtiyaçtan beri olan mutlak büyüklüğünü nitelediğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin arka planında Aramice ve Süryanicedeki "gad" (şans, talih, büyüklük) kelimeleriyle bir semantik bağ olabileceğine işaret eder. Theodor Nöldeke, kelimenin buradaki kullanımının klasik Arap şiirindeki "nasip" veya "şan" anlamlarından ziyade, ilahi bir vasıf olarak "yücelik" anlamında teknikleştiğini savunur. Gabriel Said Reynolds, "cedd" kelimesinin bu bağlamda Allah’ın otoritesinin ve hükümranlığının benzersizliğini ifade etmek için seçildiğini kaydeder.
Rabbinâ (رَبِّنَا)
R-b-b kökünden türeyen bu isim için İbn Fâris, kökün sahiplik, bir şeyi düzeltme, terbiye etme ve kemale erdirme anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, Rab isminin varlıkları yaratıp onları ihtiyaç duydukları her şeyle donatarak geliştiren "el-Mürebbi" vasfını öne çıkardığını ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice (Rabbā) ve Aramice formlarının "efendi" veya "hoca/usta" anlamlarıyla yakınlığına dikkat çekerken, Kur'an'da bu terimin tüm evrenin mutlak maliki ve yöneticisi olarak özelleştiğini vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ayetteki "Rab" vurgusunun cinlerin Allah’ın yaratıcı ve düzenleyici otoritesini bizzat tanıdıklarını ve O’na olan bağlılıklarını ilan ettiklerini analiz eder.
İttehaze (اتَّخَذَ)
E-h-z kökünden türeyen bu fiil hakkında İbn Fâris, kökün temelinde bir şeyi yakalamak, almak ve elde etmek anlamının yattığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ittehaze" formunun (iftial babı) bir şeyi kendine mal etmek, edinmek veya bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek anlamlarını taşıdığını ifade eder. Ayet bağlamında, Allah’ın bir şeyi "edinmesi" (eş veya çocuk) fikrinin reddedildiğini, çünkü "edinme" eyleminin bir ihtiyaç veya sonradan olma durumu barındırdığını, bunun ise ilahi doğa ile çeliştiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kullanımının Hristiyanlık veya müşrik Arap inançlarındaki "evlat edinme" veya "soy bağı" iddialarına yönelik linguistik bir reddiye niteliği taşıdığını vurgular.
Sâhibeten (صَاحِبَةً)
S-h-b kökünden gelen bu kelime için İbn Fâris, kökün asıl manasının bir şeyle beraber olmak, mülazemet ve arkadaşlık olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "sâhibe" kelimesinin burada özellikle "eş/zövce" anlamında kullanıldığını, çünkü eşlerin birbirlerinin en yakın arkadaşı ve yoldaşı olduğunu belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi kullanarak Allah’ın beşeri bir ilişki biçimi olan evlilikten münezzeh olduğunu vurguladığını analiz eder. Angelika Neuwirth, kelimenin seçilme sebebinin sadece biyolojik bir bağı değil, aynı zamanda ontolojik bir denkliği de reddetmek olduğunu, zira "sâhibe"nin bir "sâhib" ile aynı türden olmayı gerektirdiğini, Allah’ın ise benzeri olmadığını ifade eder.
Veledâ (وَلَدًا)
V-l-d kökü üzerine değerlendirme yapan İbn Fâris, kökün temel anlamının doğum, üreme ve bir şeyin bir parçası olarak ortaya çıkması olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "veled" kelimesinin doğan her türlü canlıyı (insan veya hayvan) kapsadığını, ayette ise Allah’ın zatından kopan veya O’nun soyundan gelen herhangi bir varlık (çocuk) fikrinin mutlak olarak dışlandığını kaydeder. Gabriel Said Reynolds, bu kavramın reddedilmesinin Kur'an'ın kristolojik tartışmalara (Tanrı'nın oğlu iddiası) ve müşriklerin melekleri Allah'ın kızları sayma inancına karşı merkezi bir duruşu olduğunu savunur. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "veled" kelimesinin maddi ve cismâni bir sürece işaret ettiğini, cinlerin "O çocuk edinmemiştir" diyerek Allah’ın cismâniyetten ve zamansallıktan uzak olduğunu ikrar ettiklerini analiz eder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla