هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْجُنُودِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Bürûc Sûresi, 17. Ayet
Daralt
X
-
17-18. "Orduların, Firavun ve Semûd'un haberi sana ulaştı mı?"
Daha önce verilen bu kabilden haberlerin ne gibi faydalar içerdiğinden söz etmiş idik. Orada bu kabil kıssalara yer verilmesinin, birçok yerde de geçtiği üzere, risâletinin ispatına medar olacak deliller içerdiğini de belirtmiş idik.
Yorum
-
Atâke (أتاك)
İbn Fâris, e-t-y kökünün temel anlamının bir yöne doğru yönelmek, varmak ve ulaşmak olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin hem cismani bir gelişi hem de haber veya bilgi gibi soyut unsurların bir zihne ulaşmasını ifade ettiğini; ayetteki soru formuyla birleşerek, anlatılacak olan önemli bir hadisenin muhatabın bilgisine sunulma anını nitelediğini açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Sami dillerinin ortak kökenine dayandığını, Akatça "atu" ve İbranice "ata" formlarıyla doğrudan bağlantılı kadim bir fiil olduğunu analiz eder. Angelika Neuwirth, "Hal atâke" (Sana ulaştı mı?) kalıbının erken Mekke surelerinde sıkça kullanılan retorik bir giriş formülü olduğunu, bu yapının dinleyiciyi biraz sonra anlatılacak tarihsel veya eskatolojik habere zihnen hazırlayan bir "uyarı nidası" işlevi gördüğünü belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bu bağlamda sadece bir "ulaşma" değil, muhatabı hayrete düşürecek ve dikkatini teksif edecek bir haberin takdim edilişi anlamına geldiğini, tarihsel bir gerçeğin tebliğ diliyle sunulmasını temsil ettiğini ifade eder.
Hadîs (حديث)
İbn Fâris, h-d-s kökünün bir şeyin önceden yokken sonradan meydana gelmesi ve söze dökülerek aktarılması anlamlarını barındırdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin "kadîm" olanın zıddı olarak zaman içinde vuku bulan her türlü olayı ve bu olayın sözlü anlatımını tanımladığını; ayette ise geçmişte yaşanmış ancak tazeliğini ve ibret verici özelliğini koruyan bir olaylar zinciri (kıssa) anlamında kullanıldığını aktarır. Toshihiko Izutsu, Kuran'ın anlamsal dünyasında "hadis"in salt bir haber olmadığını, insanın varoluşsal durumunu sarsan ve ona yeni bir bilgi ufku açan ilahi veya tarihsel bir "anlatı" olarak işlev gördüğünü analiz eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmişin karanlıklarında kalmış ancak Kuran tarafından gün yüzüne çıkarılan büyük orduların trajik hikayesi olduğunu, bu haberin muhatabı düşünmeye sevk eden bir uyarı niteliği taşıdığını ifade eder.
Cunûd (الجنود)
İbn Fâris, c-n-d kökünün bir araya toplanmış, dayanışma içindeki insan grupları ve ordu anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin özellikle askeri bir disiplin içinde, belli bir otoriteye bağlı olarak hareket eden yardımcı güçleri nitelediğini; bu ayette ise Allah'ın birliğine ve peygamberlerine karşı ordularıyla kibirlenen inkarcı toplulukların ortak gücünü temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni hakkında farklı görüşlere değinerek, Orta Farsçadaki "gund" (ordu, sürü) kelimesinin Aramice kanalıyla Arapçaya geçmiş olabileceğini, ancak çok erken dönemlerden itibaren dile yerleşmiş bir askeri terim olduğunu analiz eder. Celaleddin el-Suyuti, "cunûd" kelimesinin çoğul formda kullanılmasının, inkarcıların sayısal çokluğuna ve askeri donanımlarına yapılan bir atıf olduğunu, ancak bu çokluğun ilahi azap karşısında hiçbir değer ifade etmediğini vurguladığını aktarır. Gabriel Said Reynolds, "cunûd" teriminin Geç Antik Çağ'ın teolojik anlatılarında, peygamberlere karşı duran "tiranların orduları" temasını çağrıştırdığını ve bu kullanımın Kuran'ın tarihsel güçleri tanımlama biçimiyle örtüştüğünü savunur. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Firavun ve Semud gibi tarihin büyük güç odaklarını nitelediğini, bu orduların sahip olduğu devasa gücün bile helak olmalarını engelleyemediği mesajını pekiştirdiğini ifade eder.
Yorum
Yorum