Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Beyyine Sûresi, 6. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Beyyine Sûresi, 6. Ayet

    اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْـكِتَابِ وَالْمُشْرِك۪ينَ ف۪ي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِۜ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    İnne-lleżîne keferû min ehli-lkitâbi vel-muşrikîne fî nâri cehenneme ḣâlidîne fîhâ(c) ulâ-ike hum şerru-lberiyye(ti)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      "Ehl-i Kitap'tan ve müşriklerden hakkı inkâr edenler, içinde ebedî olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en kötüleri onlardır."

      Bu ifadenin zâhirine göre müşriklerin hepsi değil sadece bazısı cehennemde olacaktır. Ama öyle değildir. Çünkü müşriklerden küfür içinde olanlar Ehl-i Kitap inkârcıları gibi cehennem ateşinde olacaklardır. Çünkü küfür şirktir, şirk de küfürdür. Şu İlâhî beyanda olduğu gibi: “Allah kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını dilediği kimse hakkında bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur”’. Bu da gösteriyor ki küfür ve şirk aynıdır. Her kâfir müşriktir. Sanki şöyle buyurmuş gibidir: Ehl-i Kitaptan şirk koşanlar ve müşrikler ebedî olarak cehennem ateşindedirler. Onlar halkın en kötüleridir. Onlar hakkında bütün bu şiddetli üslubun gelmesi şuna sebeptir: Ehl-i Kitap kendilerinin peygamberler neslinden olduğunu iddia etmektedirler. Buna rağmen onlara uymayı terk ettiler. Müşriklerin durumunu ise şu İlâhî beyan en güzel şekilde vermektedir: “Onlar kendilerine bir uyarıcı gelirse herhangi bir ümmetten daha fazla doğru yolu tutacaklarına dair var güçleriyle yemin etmişlerdi. Ama onlara uyarıcı gelince bu sadece (haktan) uzaklaşmalarını arttırdı”. Sonra onlar verdikleri bu ahdi bozdular. Ehl-i Kitap şöyle dedi: “Biz atalarımızı bir inanç üzerinde bulduk ve biz onların izlerinden gitmekteyiz”. Onlar atalarından salih olanları takipten vazgeçtiler. Araplar da aynı şekilde Hz. Peygambere (a.s.) diğerlerinden daha yakın idiler, bu itibarla onun hakkı onlar üzerinde daha gerektirici ve bağlayıcı idi. İşte bu nedenle onlar hakkında da şiddetli üslup kullanıldı.

      Halk. Âyetin metninde geçen “el-beriyye” (الْبَرِيَّة) toprak anlamında olan “el-berâ” (اَلْبَرَا) kelimesinden alınmış ise, onun beşer anlamına alınması sonucu çıkar. Sanki şöyle demiş gibi: Onlar yerden yaratılanların en şerlisidir. Yaratmak anlamına olan “el-ber’” (اَلْبَرْء) kelimesinden alınmışsa o takdirde de sanki şöyle demiş olur: Onlar yaratılanların en şerlisidir. Bunun içine melekler, cinler ve insanlar girer. Birinci yorumda sadece insanlar söz konusu olur. İman ehli hakkında zikredilenlerle ilgili yorumlar da benzer şekildedir: Şöyle buyurdu:​ Beyyine, 7​.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Keferu (كَفَرُوا)

        İbn Fâris, kelimenin kökü olan k-f-r harflerinin temel anlamının "bir şeyi örtmek ve gizlemek" olduğunu belirtir. Bu ayette, kendilerine sunulan hakikati bilinçli bir şekilde gizleyen ve üzerini örtenlerin tutumuna işaret eder. Râgıb el-İsfahânî, ıstılahta bu kelimenin Allah'ın birliğini veya dinin temel esaslarını inkâr etmek olduğunu, hakikatin üzerini batıl ile örtme eylemini temsil ettiğini ifade eder. Arthur Jeffery, kelimenin Semitik kökenlerine değinerek, Süryanice "kpar" ve İbranice "kaphar" kelimeleriyle paralellik kurar; bu dillerde kelimenin "inkâr etmek" veya "temizlemek" anlamlarında kullanıldığını not eder. Toshihiko Izutsu, kavramın bu bağlamda Tanrı'nın ayetlerine karşı sergilenen kibirli bir körlüğü ve ontolojik bir reddi temsil ettiğini detaylandırır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada geçmiş vahiylere muhatap olup da yeni gelen mesajı bilinçli bir şekilde reddeden statükocu zihniyeti kapsadığını ifade eder.

        Ehl (أَهْلِ)

        İbn Fâris, e-h-l kökünün bir şeye alışmak, bir yerin sakini olmak ve yakınlık anlamlarına geldiğini belirtir. Bir evin içinde yaşayanlar veya bir düşünceye en yakın olanlar bu kökle ifade edilir. Râgıb el-İsfahânî, "Ehl-i Kitap" terkibinde kendilerine kutsal bir metin verilen ve o metnin etrafında hukuki bir kimlik kazanan toplulukların kastedildiğini açıklar. Angelika Neuwirth, bu terimi belirli bir kutsal hukuk veya kanonik literatür etrafında kümelenmiş, kurumsallaşmış dini cemaat yapısını (Yahudi ve Hristiyanlar) ifade etmek için kullanılan teknik bir terim olarak ele alır. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin kitabi bir geleneğe sahip olan toplulukları, kitapsız müşriklerden ayıran teolojik bir kimlik vurgusu taşıdığını ifade eder.

        Kitâb (الْكِتَابِ)

        İbn Fâris, k-t-b kökünün temel anlamının "bir şeyi bir araya toplamak ve bitiştirmek" (cem) olduğunu ifade eder. Yazı yazmak da harfleri bir araya getirdiği için bu köktendir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin sadece fiziksel bir birleşimi değil, bu birleşimle ortaya çıkan manevi hükmü ve Allah'ın vahyettiği öğretiler bütününü temsil ettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice ve Süryanice "ktaba" formuyla ilişkili olduğunu, bu dillerde "kutsal metin" anlamını kazandığını aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki "kitap" ifadesinin Allah tarafından vahyedilmiş hukuk ve ilahi kayıtlar manzumesini simgelediğini vurgular.

        Müşrikîn (الْمُشْرِكِينَ)

        İbn Fâris, ş-r-k kökünün "ortaklık" ve "iki şeyin birbirine paydaş olması" anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şirki teolojik düzeyde analiz ederek; Allah'ın zatında veya sıfatlarında başkalarını O'na ortak koşma halini ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, kavramın semantik haritasını çıkarırken, müşrik teriminin Allah'ın mutlak konumuna karşı ontolojik bir rakip yaratma hatasını temsil ettiğini, bunun da Tevhid ilkesinin tam karşıtı olduğunu vurgular. Prof. Dr. Sadık Kılıç, müşrik teriminin burada vahyin getirdiği saf monoteizmden sapmış her türlü inanç biçimini nitelediğini ifade eder.

        Naar (نَارِ)

        İbn Fâris, n-v-r kökünün ışık, aydınlık ve yakıcı sıcaklık anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin hem ışığı hem de yakıcı ateşi ifade ettiğini; ayetteki kullanımın inkârcıların içine atılacağı azabın yakıcılığına ve şiddetine yönelik olduğunu açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ateşin burada inkârcıların dünyevi eylemlerinin karşılığı olan metafizik cezalandırma mekanizmasını simgelediğini ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, günah ve küfrün karşılığı olarak takdir edilen ilahi ceza alanının temel niteliğini bu kelimenin temsil ettiğini belirtir.

        Cehennem (جَهَنَّمَ)

        El-Cevâlîkî, kelimenin Arapçalaşmış (muarreb) bir kelime olduğunu ve aslının İbranice "Ge-Hinnom" (Hinnom Vadisi) olduğunu aktarır. Arthur Jeffery, bu terimin İbranice formundan Süryanice yoluyla Arapçaya geçtiğini, tarihsel süreçte bu vadinin kötü ve korkutucu bir mekan olarak sembolleştiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, kelimenin yabancı kökenli (muarreb) olduğu görüşünü teyit eder. İbn Fâris, kelimenin Arapça kökenli olduğunu savunanlar için c-h-m kökünden "çatık kaşlılık, karanlık ve derinlik" anlamlarına geldiğini aktarır. Râgıb el-İsfahânî, uzaklık ve dibi görünmeyen derin kuyu manasıyla ilişkili bir isimlendirme olduğunu belirtir. Gabriel Said Reynolds, kavramın Yakın Doğu eskatoloji geleneğiyle uyumlu olarak, suçluların cezalandırıldığı derin mekan imgesiyle Kur'an'da yer bulduğunu ifade eder.

        Haalidiin (خَالِدِينَ)

        İbn Fâris, h-l-d kökünün "bir şeyin değişmeden kalması, yerinde sabit durması ve eskimemesi" olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin zamanın kesintisiz devam etmesini ifade ettiğini; cehennem için kullanıldığında "ebediyet" ve süreklilik vurgusu taşıdığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin Habeşçe (Gez: halada) ve Süryanice ile bağlantılı olduğunu, "daimilik" anlamının bu dillerde de mevcut olduğunu belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, cezanın sürekliliğini ve inkârcıların o durumdan bir daha çıkamayacaklarını nitelediğini ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, varlığın bir hal üzerine sabitlenmesini ve değişmez bir kader boyutuna geçişi simgelediğini belirtir.

        Şerr (شَرُّ)

        İbn Fâris, ş-r-r kökünün "yayılmak ve kötülük" demek olduğunu belirtir. İnsanların nefret ettiği her türlü olumsuzluğu kapsar. Râgıb el-İsfahânî, insanın arzu etmediği, ona zarar veren ve iyiliğin (hayr) zıttı olan her türlü halin bu kelimeyle ifade edildiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, ahlaki ve ontolojik bir düşüşü, yaratılış amacından sapmanın getirdiği en alt seviyeyi temsil ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, yaratılanlar arasındaki en aşağılık ve zararlı konumu niteleyen bir kıyas ifadesi olduğunu vurgular.

        Beriyye (الْبَرِيَّةِ)

        İbn Fâris, kelimenin iki köke dayanabileceğini; eğer b-r-e kökündense "yaratmak ve yoktan var etmek"ten geldiğini, eğer b-r-y kökündense "toprak ve yer yüzü" manasındaki "bera" kelimesinden türediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, çoğu dilciye göre Allah'ın yarattığı canlılar topluluğu (halâyık) anlamına geldiğini, kökenindeki "ayırma" manasından hareketle "seçkin yaratıklar" veya genel olarak "yaratılanlar" manasını taşıdığını açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin hem "yaratılış" hem de Aramice kökenlerle bağlantılı olarak "yeryüzü sakinleri" anlamına geldiğini aktarır. Toshihiko Izutsu, varlık sahasına çıkarılan canlılar arasındaki ahlaki derecelendirmede en alt sınırı ifade eden bir topluluk ismi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, Allah'ın yarattığı mahlukatın genel ismi olduğunu, inkârcıların bu mahlukat arasındaki en bedbaht grup olduklarını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X