وَمَا تَفَرَّقَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْـكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Beyyine Sûresi, 4. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: apaçık delil gelmesi, beyyine 4, beyyine suresi, ayrılığa düşme, kitap ehli, beyyine suresi 4. ayet, kitap, beyyine, açık delil, kanıt
-
"Ehl-i Kitap ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler."
Müfessirler şöyle der: Onlar ancak kendilerine “beyyine” geldikten sonra ihtilaf ettiler. “Beyyine” de Hz. Muhammed (a.s.) idi. Ebû Bekir el-Esam şöyle dedi: Bu yorum hatalıdır. Çünkü onlar Hz. Peygamber (a.s.) gelmeden önce fırkalara ayrılmış halde idiler. Bu itibarla böyle bir yorumun yeri yoktur. Bize göre ise iş onun vehmettiği gibi değildir. Bu iki şekilde izah edilebilir: Birincisi: Onlar Hz. Muhammed (a.s.) hakkında, ancak ona dair ilim kendilerine geldikten sonra fırkalara bölündüler. Bilgi sahibi oldukları anda ihtilafa düştüler. Ondan önce ise hepsi bir görüşte olan bir zümre idiler, fırkalar halinde değildiler. Yahut din ve mezhepte ancak kendilerine beyyine geldikten sonra bölündüler. Yani beyan ve bilgiye rağmen dinde fırkalara ayrıldılar. Fırkalara bölündükleri alanda herkesin yaratılışta özüne konulmuş olan tevhit ve rubûbiyete işaret eden fıtrî özelliklerdir. Eğer onlar üzerinde düşünselerdi Allah Teâlâ’nın bir olduğunu elbette anlarlardı. “Beyyine”nin bu yerde Hz. Peygamber (a.s.), Kur’ân ve sözünü ettiğimiz şekilde fıtrî donanımlar olması da muhtemel gözükmektedir.
Ehl-i Kitap ancak kendilerine o açık kanıt geldikten sonra ayrılığa düştüler. Burada iki izah şekli vardır: Birincisi bu ümmetin uyarılması söz konusudur. Onlara Ehl-i Kitab’ın Hz. Peygamber (a.s.) ve getirdikleri hakkında fırkalara bölündüğü gibi siz de ey ümmet tefrikaya düşmeyin. İkincisi: Her an daima Allah’a iltica edenler, O’ndan korkanlar olurlar, kendilerine gelen beyana güvenmeyip, öncekilerin fırkalara bölündüğü gibi fırkalara ayrılmazlar.
Yorumu Yorumla
-
Teferreka (تَفَرَّقَ)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan f-r-k harflerinin temel anlamının "bir şeyi diğerinden ayırmak, parçalara bölmek ve aradaki farkı belirlemek" (fasl) olduğunu ifade eder. Bir bütünün parçalanması veya yolun ikiye ayrılması bu kökle tarif edilir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin fiziksel ayrılıktan ziyade bu ayette "inanç ve fikir birliğinin bozulması, tefrikaya düşmek ve gruplara bölünmek" anlamında kullanıldığını belirtir. Özellikle hakikat karşısında insanların farklı çıkar ve tutkularla birbirine zıt fırkalara ayrılmasını nitelediğini söyler. Toshihiko Izutsu, kavramı Kur'an'ın sosyal-teolojik yapısı içinde analiz ederek, teferrekanın "ümmet" bilincinin ve ilahi birliğin (tevhid) zıttı bir "parçalanmışlık" hali olduğunu, bunun da genellikle hidayetten sonra gelen bir sapma biçimi olduğunu vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada Ehl-i Kitabın kendi içindeki mezhebi ve teolojik bölünmelerine, özellikle de son elçi ve gelen beyyine konusundaki ihtilaflarına işaret ettiğini belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ayrışmanın bir bilgisizlikten değil, tam aksine bilgi geldikten sonra dünyevi kaygılarla yapıldığını ifade eder.
Ûtû (أُوتُوا)
İbn Fâris, kelimenin kökü olan e-t-y harflerinin "bir şeyin gelmesi veya getirilmesi" (meci) anlamına geldiğini belirtir. Kelime edilgen formda (ûtû) kullanıldığında "kendilerine bir şey verilenler" manasını kazanır. Râgıb el-İsfahânî, bu fiilin sıradan bir verme eylemi olmadığını, daha çok değerli bir metaın veya ilahi bir sorumluluğun devredilmesi anlamına geldiğini vurgular. Ayetteki bağlamda, kendilerine ilahi mesaj ve sorumluluk emanet edilenleri temsil ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin "verilme" vurgusunun, muhatapların sahip oldukları bilgiyi kendi çabalarıyla değil, ilahi bir lütuf ve vahiy yoluyla elde ettiklerini hatırlattığını belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, bu ifadenin Ehl-i Kitaba yönelik bir tanımlama olduğunu ve onlara yüklenen tarihsel misyona işaret ettiğini ifade eder.
Kitâb (الْكِتَابَ)
İbn Fâris, k-t-b kökünün temel anlamının "harflerin veya nesnelerin birbirine eklenerek bir bütün oluşturması" (cem ve ضم) olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ayetteki "kitap" kelimesinin özel olarak Yahudi ve Hristiyanlara verilen Tevrat ve İncil'i, genel olarak ise ilahi yasaları içeren vahiyler bütününü kastettiğini açıklar. Kelimenin "ehl" ve "ûtû" kelimeleriyle kurduğu bağlamda, yazılı bir geleneğe ve kutsal bir metne sahip olmanın getirdiği dini kimliği temsil ettiğini söyler. Arthur Jeffery, kelimenin Aramice "kethaba" ve Süryanice formlarıyla olan tarihsel bağını hatırlatarak, Kur'an'da bu terimin "resmi ilahi otorite" ve "bağlayıcı yasa" anlamını pekiştirdiğini aktarır. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki kitap vurgusunun, muhatapların aslında gerçeği bilebilecek kaynaklara sahip olduklarını, dolayısıyla düştükleri ihtilafın mazereti olmadığını nitelediğini savunur.
Câet (جَاءَتْ)
İbn Fâris, c-y-e kökünün "varmak, ulaşmak ve bir şeyin ortaya çıkması" anlamlarına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu gelişin sıradan bir yer değiştirme değil, bir hükmün, bir mucizenin veya bir elçinin zuhur etmesi gibi "önemli bir olayın vuku bulması" anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayette, beklenen delilin (beyyine) muhatapların idrakine ve tarihsel alanına girmesini temsil ettiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "câet" fiilinin burada kesinlik ifade ettiğini ve hakikatin kaçınılmaz olarak ortaya çıkışını, muhatapların ise bu çıplak gerçekle yüzleşmek zorunda kaldıklarını vurgular. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelimenin müennes (dişil) formda gelmesinin, fail olan "beyyine"nin gücüne ve onun gelişiyle değişen duruma dikkat çektiğini belirtir.
Beyyine (الْبَيِّنَةُ)
İbn Fâris, b-y-n kökünün "açıklık, netlik ve bir şeyi diğerinden ayıran kesin sınır" (fasl) anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, beyyinenin hem akli hem de nakli olarak gerçeği ispat eden, şüpheyi ortadan kaldıran sarsıcı kanıt olduğunu ifade eder. Toshihiko Izutsu, beyyine kavramının bu ayetteki konumunun, insanların tutumlarını belirleyen bir "mihenk taşı" işlevi gördüğünü; onun gelişiyle insanların ya tam teslimiyet ya da tam bir inatla ayrışmaya gittiklerini açıklar. Angelika Neuwirth, kavramı ilahi tasdik ve peygamberlik kanıtı olarak ele alarak, bunun muhatapların tüm tarihsel ve teolojik bahanelerini tüketen bir "son uyarı" niteliği taşıdığını belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki beyyinenin doğrudan Hz. Peygamber ve onun tebliğ ettiği Kur'an olduğunu, Ehl-i Kitabın bu somut gerçek karşısında daha önce bekledikleri halde sırf kıskançlık ve makam hırsı gibi sebeplerle ayrılığa düştüklerini ifade eder. Gabriel Said Reynolds, terimin "aydınlatıcı güç" ve "karanlığı dağıtan kanıt" anlamlarının, kelimenin kökündeki "beyan" (açıklama) özelliğiyle bütünleştiğini kaydeder.
Yorumu Yorumla
📱
Mobil Uygulamamız
Kuran Yorum android uygulaması
İndir ⬇️
Çveneburi Sözlüğü
Türkiye Gürcülerinin sözlüğü
Siteye Git →
Dijital Kütüphane
Özgün içerikli YouTube genel kültür kanalı
Kanala Git ▶
Türkçe Satranç
Bilgisayara ve yapay zekaya karşı Türkçe satranç oyunu
İndir ⬇️
Deribond
Hakiki ve suni deri kemer online satış mağazası
İndir ⬇️
Yorumu Yorumla