اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Beled Sûresi, 18. Ayet
Daralt
X
-
Etiketler: beled 18, beled suresi 18. ayet, ashab-ı meymene, sağdakiler, kurtuluşa erenler, beled suresi
-
Ashâb (أَصْحَابُ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "s-h-b" kökünün, bir şeye mülazemet etmek (ayrılmamak), onunla birlikte olmak ve bir varlığa eşlik etmek anlamına gelen tek bir asıl olduğunu belirtir. Bu kökün, sadece fiziksel bir beraberliği değil, iki şey arasındaki kopmaz bağı ve manevi kaynaşmayı ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ashâb" kelimesinin "sâhib"in çoğulu olduğunu ve Kur'an'da genellikle bir vasıf, bir inanç veya bir mekânla bütünleşmiş, ondan ayrılması mümkün olmayan kitleler için kullanıldığını açıklar. Buradaki sahipliğin geçici bir yoldaşlık değil, kişinin karakterinin veya akıbetinin bir parçası haline gelmiş köklü bir aidiyet olduğunu vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın "sosyal semantik" yapısında, kişilerin dünya hayatındaki eylemleri sonucunda dahil oldukları "metafizik grupları" nitelediğini belirtir. "Ashâb" vurgusunun, bu bireylerin artık o grubun (bu ayette uğur ve bereket grubunun) değişmez ve karakteristik üyeleri haline geldiklerini tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bir aidiyet bildirdiğini; kişinin hayatındaki tercihlerinin onu ahirette ayrılmaz bir parçası olacağı bir topluluğun üyesi yaptığını, "ashâb" tabirinin bu kaçınılmaz ve kalıcı birlikteliği ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu yoldaşlığı ontolojik bir "haldaşlık" olarak tanımlar; ona göre bu kelime, insanın özüyle eylemi arasındaki uyumun bir sonucu olarak ulaşılan sarsılmaz bir varoluş zeminini temsil eder.
el-Meymene (الْمَيْمَنَةِ)
İbn Fâris, "y-m-n" kökünün iki temel manayı barındırdığını ifade eder: İlki "sağ taraf", ikincisi ise "bereket ve güç"tür. Sağ tarafın Arap dil mantığında güç, yetenek ve hayırla ilişkilendirilmesinden dolayı bu ismin verildiğini, kökün özünde kutluluk ve uğur manasının bulunduğunu açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "yemin" (sağ el) ile olan bağına dikkat çekerek, bunun "meş'eme" (sol taraf/uğursuzluk) kavramının zıttı olduğunu söyler. "Meymene"nin, amel defterleri sağından verilen, ilahi lütufla kutsanmış ve ebedi mutluluğa ermiş kişilerin konumunu simgelediğini vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin Sâmi dilleri geleneğindeki (özellikle Habeşçe "yamana" ve Aramca "yemînâ") köklerine atıf yaparak, sağ tarafın kadim kültürlerde her zaman "onur mevkii" ve "baht açıklığı" olarak görüldüğünü, Kur'an'ın bu köklü sembolizmi kullanarak cennet ehlini nitelediğini belirtir. Toshihiko Izutsu, kelimenin Kur'an'ın değerler sistemindeki "sağ-sol" ikiliğine dayanan etik coğrafyasında, mutlak başarıyı ve ilahi rızayı temsil eden semantik bir kutup olduğunu tahlil eder. Gabriel Said Reynolds, "meymene" kavramının Yakın Doğu monoteist geleneklerindeki "sağ tarafta duranlar" (kutsanmışlar) imgesiyle tam bir uyum içinde olduğunu, bunun ilahi mahkemede aklanmış ve şereflendirilmiş olmayı ifade eden teknik bir terim olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin sadece bir yön bildirmekle kalmayıp, önceki ayetlerde zikredilen zorlu ahlaki eylemleri (sarp yokuşu aşanları) gerçekleştirenlerin ulaştığı "mutluluk ve esenlik yurdu" anlamına gelen bir isim olduğunu ifade eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), kelime seçimindeki letafetin, bu kişilerin artık bizzat "bereketin ve hayrın kendisiyle" kuşatıldığını hissettirdiğini, "meymene" tabirinin onlara bahşedilen yüce rütbeyi edebî bir vurguyla perçinlediğini tahlil eder.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla