اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Beled Sûresi, 8. Ayet
Daralt
X
-
8-9. "Ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi?"
İnsana Verilen Göz, Dil ve Dudak Nimetleri
Eğer O, hiçbir kimsenin ona güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? sözü, zannınca yeniden diriltmeye kudretin olmadığı anlamına gelirse o takdirde gözün belirtilmesinde bu şüphenin izalesi vardır. Şöyle ki Allah Teâlâ kendisine bir göz yaratmış ve tek bir delikten gök ile yeryüzü arasında olan her şeyi görebilir kılmıştır. Kudreti bu denli büyük olan bir zatta (yeniden diriltme konusunda) acizlik mi olurmuş, ya da O'na bir şey gizli mi kalırmış. Ona iki göz vermedik mi? Yani biz ona duyularla algılanabilen her şeyi görebileceği iki göz yaratmadık mı, gözüne çer çöp girmesin, onları korusun diye, kendisini ilgilendirmeyen nesnelerden gözlerini kapatabilsin diye onlar için gözkapakları, kirpikler yapmadık mı?
Bir dil. Onun için bir dil yarattık; onunla içinde gizli olanı dışa vurur. Ve iki dudak. Dudakların yaratılmasında iki çeşit hikmet vardır. Birincisi onlar, birer kapak olarak ağızda bulunan çirkin görüntüyü örterler. Eğer onlar olmasaydı insan yemek ya da başka bir gıdayı çiğnerken birisi kendisine bakacak olsa tiksinti duyardı. Ya da dudakları dil için bir kapak yaptı ki öyle olur olmaz, lüzumsuz şeylere dilini uzatmasın, onu kullanmasın. Allah Teâlâ onlara gözlerin, dilin ve dudakların yaratılmasındaki nimetinin büyüklüğünü hatırlattı da karşılığında kendisine şükretmelerini istedi. Ve bunlara gücü yeten zatın hiçbir şey karşısında acze düşmesinin asla söz konusu olamayacağını bilmelerini istedi.
Yorumu Yorumla
-
Nec'al (نَجْعَلْ)
İbn Fâris, kelimenin dayandığı "c-a-l" kökünün; bir şeyi bir halden başka bir hale sokmak, yaratmak, isimlendirmek ve bir şeyi bir yere yerleştirmek gibi anlamlara geldiğini ifade eder. Bu kökün, bir eylemin sonucunda ortaya çıkan yeni bir durumu veya düzeni temsil eden bir asıl olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "ceal" fiilinin "halk" (yaratma) kelimesinden daha kapsamlı bir anlam içeriğine sahip olduğunu, bazen bir şeyi yoktan var etmeyi, bazen bir şeyi başka bir şeye dönüştürmeyi, bazen de bir şeyi bir sıfatla nitelemeyi ifade ettiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, bu fiilin insanın fiziksel yapısındaki organların hikmetli bir ölçü ve düzenle "inşa edilmesi" ve "konumlandırılması" anlamına geldiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, buradaki fiilin sadece biyolojik bir varoluşu değil, aynı zamanda bu organın insanın varlık yapısına bilinçli bir lütuf olarak "tahsis edilmesini" ve "işlevsel kılınmasını" ifade eden teolojik bir vurgu taşıdığını tahlil eder.
Ayneyn (عَيْنَيْنِ)
İbn Fâris, kelimenin kökeni olan "a-y-n" harflerinin; görme organı (göz) ve bir yerden fışkıran su (pınar) olmak üzere iki temel eksende birleştiğini belirtir. Gözün de pınarın da bir "kaynak" niteliği taşıması ve dışarıya bir sıvı (gözyaşı/su) akıtması sebebiyle bu semantik bağın kurulduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "ayn" kelimesinin aslen duyuların en değerlisi olan görme organı için kullanıldığını, ancak Kur'an semantiğinde bu kelimenin bazen "eşyanın hakikati" veya "bir topluluğun ileri geleni" gibi mecazi anlamlara da kapı açtığını söyler. Ayetteki tesniye (ikil) kullanımın, insanın dış dünyayı üç boyutlu ve kusursuz bir derinlikle algılamasını sağlayan simetrik bir donanımı ve bu donanımın sağladığı tamlığı temsil ettiğini açıklar. Theodor Nöldeke, kelimenin kökenini arkaik Sâmi dilleriyle ilişkilendirerek; Aramca, Süryanice ve İbranice gibi dillerdeki ortak "ayn" formunun, dilin en eski ve temel kelime grubuna dahil olduğunu ve değişmeyen bir biyolojik gerçeği karşıladığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın bu kelimeyi insanın idrak ve bilişsel süreçlerinin başlangıç noktası olarak konumlandırdığını; gözün sadece bir organ değil, aynı zamanda dış dünyaya açılan epistemolojik bir kapı olduğunu tahlil eder. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'daki üslup mükemmelliği açısından "ayneyn" (iki göz) vurgusunun, insanın sahip olduğu mucizevi yetenekleri küçümseyen kibirli tavrına karşı, en yakın ve en açık şahitler olarak bizzat kendi bedenindeki delilleri muhataba sunduğunu ifade eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik derinliğine dikkat çekerek; gözün insanın varlık sahasındaki "tanıklık" kapasitesini temsil ettiğini, iki gözün ise hem zahiri alemi hem de batıni hakikatleri görme potansiyeline yönelik sembolik bir işaret taşıyabileceğini tahlil eder. Angelika Neuwirth, "A-lam naj'al" (Biz kılmadık mı?) retorik sorusuyla başlayan bu ayette "ayn" kelimesinin seçilmesinin, Mekke dönemindeki "delil" (ayet) odaklı tebliğ dilinin merkezinde yer aldığını ve muhatabı kendi yaratılışındaki sanatı temaşa etmeye çağırdığını belirtir.
Yorumu Yorumla
Yorumu Yorumla