يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ
Duyuru
Daralt
Henüz duyuru yok.
Beled Sûresi, 6. Ayet
Daralt
X
-
5. "O, hiçbir kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?"
6. "‘Pek çok mal harcadım’ diyor."
7. "Onu kimsenin görmediğini mi sanıyor?"
Bu İlâhî beyanın iki mânaya gelmesi muhtemeldir. Birincisi: Onun, Allah Teâlâ’nın kendisini yeniden diriltmeye kadir olmadığını sanıyor olmasıdır. “Ehad” (أَحَدٌ) kelimesinden maksat Allah Teâlâ’dır. Pek çok mal harcadım. “Lübed” (لُبَد) çok anlamındadır. Onu kimsenin görmediğini mi sanıyor? Yani sayılamayacak kadar çok mal harcadım. Onu hiç kimse görmedi. Yani harcadığı miktarı kimse bilmedi. Ya da Onu hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor? cümlesi şu anlama gelir: Kendilerine harcama yaptığı tâbilerinden hiç kimse kendilerine infak edilen miktarı bilmediler. Bu durumda Pek çok mal harcadım kavl-i celîli onun tâbilerine övünmek üzere cömertliğini, mal verişini ve onlardan minnet bekleyişini ortaya çıkarmış olur. Eğer yorum bu şekilde ise o takdirde âyet bu dünya hayatı hakkında olur. Allah Teâlâ elbette onlara infak ettiği miktarı bilir, halkın cömertliğini de -söylemesine bağlı olarak değil- bilir. Bu durumda cömertliğin ve minnet beklentisinin ortaya çıkarılması ile iştigal etmek sadece bir tür sefihliktir. Oysa kişinin yapması gerekli olan, Allah Teâlâ'ya şükür ile meşgul olmak, O'na hamd ile yönelmek olmalıydı. Çünkü kendisine nimet olarak verilen çok mal Allah’tandı ve övgüye değer olan o meziyet, yani cömertlik, Allah’ın bir lütfu olarak kendisine bahşedilmişti. Allah Teâlâ’nın şu beyanı da böyledir: “Hacca mahsus ibadetlerinizi bitirdiğinizde de atalarınızı andığınız gibi, hatta daha canlı bir şekilde Allah’ı anın”’. Yani atalarınız, andığınız şeref ve güzel hasletlere sadece Allah’ın bir lütfu olarak nail oldular. O itibarla atalarınızı andığınız gibi Allah’ı da anın. Bu tür bir öğünme kavmin tümüne yönelik olmayıp özel kimselere aittir. Zira zaten her bir kimse bunun gibi “Çok mal harcadığını” ve “Şöyle şöyle yaptığını” söyler.
Yorum
-
Yekûlü (يَقُولُ)
İbn Fâris, bu kelimenin kökü olan "k-v-l" harflerinin sesin harflere dönüşerek ortaya çıkması ve bir mana ifade etmesi anlamına geldiğini belirtir. Temelinde hareket ve telaffuz bulunduğunu ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kavl" kelimesinin sadece dilden dökülen söz değil, aynı zamanda bir inancın, bir iddianın ve zihinsel bir tasavvurun dışa vurumu olduğunu açıklar. Ayette bu fiilin geniş zaman kipiyle gelmesinin, kibirli insanın bu tür iddiaları sürekli ve fütursuzca dile getirmesini simgelediğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin burada bir "meydan okuma" ve "övünme" bağlamında kullanıldığını, insanın kendi harcamalarını bir güç gösterisi olarak topluma ilan etme psikolojisini yansıttığını tahlil eder. Toshihiko Izutsu, "kavl" eyleminin Kur'an'ın etik yapısında insanın iç dünyasındaki niyetlerin dile dökülmüş hali olduğunu, bu ayetteki söylemin ise insanın "müstağni" (kendine yeten/kendini üstün gören) tavrının sözel bir kanıtı olduğunu belirtir.
Ehlektü (أَهْلَكْتُ)
İbn Fâris, "h-l-k" kökünün bir şeyin tükenmesi, yok olması ve bir nesnenin varlık sahasından çekilmesi anlamına geldiğini ifade eder. Bu kökten gelen kelimelerin genellikle olumsuz bir sonu betimlediğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, "helak" eyleminin bir nesnenin işlevini yitirmesi veya tamamen ortadan kalkması olduğunu söyler. Servetin "helak edilmesi" ifadesinin, onun hayırlı bir yolda sarf edilmesi değil, beyhude yere, bir fayda üretmeksizin ve sanki o malı "öldürürcesine" savurganlıkla harcanması anlamına geldiğini açıklar. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetteki bu kullanımın cahiliye dönemindeki "cömertlik yarışı" ve "saçıp savurma" kültürüyle ilişkili olduğunu, malın gerçek amacından saptırılarak sadece gösteriş için tüketilmesini ifade eden ironik bir üslup taşıdığını belirtir. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın "helak" kelimesini kullanarak, insanın kendi eliyle yaptığı bu harcamanın aslında bir yatırım değil, kendi varlığına ve servetine yönelik sembolik bir "yok ediş" olduğunu vurguladığını tahlil eder.
Mâlen (مَالًا)
İbn Fâris, "m-v-l" kökünden türeyen bu kelimenin "meyl" (meyil) köküyle olan semantik bağına dikkat çeker. İnsan kalbinin ona karşı doğal bir eğilim duyması ve yönelmesi sebebiyle bu ismin verildiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "mal" kelimesinin insanın mülkiyetine giren her türlü dünyalık, altın, gümüş ve ticaret metaını kapsadığını belirtir. Ayetteki "mal" vurgusunun, insanın dünyaya olan bağlılığının ve kendini müstağni görmesine neden olan maddi gücün temel taşı olduğunu açıklar. Arthur Jeffery, kelimenin kökeni üzerine yaptığı araştırmalarda, Sâmi dillerindeki genel "m-v-l" formunun mülkiyet ve zenginlik anlamlarını karşıladığını, Kur'an'ın bu terimi yerleşik Arapça kullanımıyla muhatap aldığı servet algısını betimlemek için seçtiğini belirtir. Prof. Dr. Sadık Kılıç, "mal" kavramının insan için bir "fitne" ve imtihan aracı olduğunu, ayetteki bağlamın insanın bu maddi güçle olan sağlıksız ilişkisini ve onu bir ego tatmin aracı haline getirmesini eleştirdiğini ifade eder.
Lübedâ (لُبَدًا)
İbn Fâris, "l-b-d" kökünün bir şeyin birbirine geçmesi, kalınlaşması ve üst üste binerek yoğunlaşması anlamına geldiğini belirtir. Aslanın yelesine (libde) bu ismin verilmesinin sebebinin kılların birbirine yapışık ve yoğun olmasıyla açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin "yığılmış, birbiri üstüne binmiş çokluk" anlamına geldiğini söyler. Ayetteki kullanımının, harcanan malın miktarının çokluğunu ve bu çokluğun bir yığın teşkil edecek kadar büyük olduğunu anlattığını ifade eder. Angelika Neuwirth, kelimenin fonetik yapısındaki ağırlığın, betimlenen "yığın" imgesiyle uyumlu olduğunu ve bu kelimenin Mekke dönemindeki servet yığma ve harcama tutkusunu resmeden güçlü bir edebî tasvir sunduğunu tahlil eder. Christoph Luxenberg, kelimenin Süryanice/Aramca "l-b-d" köküyle bağına değinerek, buradaki anlamın "sıkıca birleştirilmiş" veya "aşırı miktarda" anlamlarına gelen teknik bir terim olabileceğini ifade eder. Toshihiko Izutsu, "lübedâ" kelimesinin insanın servet karşısındaki doyumsuzluğunu ve bu serveti bir güç kalesi gibi üst üste yığma arzusunu yansıtan semantik bir yoğunluğa sahip olduğunu belirtir.
Yorum
Yorum