Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Beled Sûresi, 5. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Beled Sûresi, 5. Ayet

    اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Eyahsebu en len yakdira ‘aleyhi ehad(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      5. "O, hiçbir kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?"

      6. "‘Pek çok mal harcadım’ diyor."


      7. "Onu kimsenin görmediğini mi sanıyor?"

      Bu İlâhî beyanın iki mânaya gelmesi muhtemeldir. Birincisi: Onun, Allah Teâlâ’nın kendisini yeniden diriltmeye kadir olmadığını sanıyor olmasıdır. “Ehad” (أَحَدٌ) kelimesinden maksat Allah Teâlâ’dır. Pek çok mal harcadım. “Lübed” (لُبَد) çok anlamındadır. Onu kimsenin görmediğini mi sanıyor? Yani sayılamayacak kadar çok mal harcadım. Onu hiç kimse görmedi. Yani harcadığı miktarı kimse bilmedi. Ya da Onu hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor? cümlesi şu anlama gelir: Kendilerine harcama yaptığı tâbilerinden hiç kimse kendilerine infak edilen miktarı bilmediler. Bu durumda Pek çok mal harcadım kavl-i celîli onun tâbilerine övünmek üzere cömertliğini, mal verişini ve onlardan minnet bekleyişini ortaya çıkarmış olur. Eğer yorum bu şekilde ise o takdirde âyet bu dünya hayatı hakkında olur. Allah Teâlâ elbette onlara infak ettiği miktarı bilir, halkın cömertliğini de -söylemesine bağlı olarak değil- bilir. Bu durumda cömertliğin ve minnet beklentisinin ortaya çıkarılması ile iştigal etmek sadece bir tür sefihliktir. Oysa kişinin yapması gerekli olan, Allah Telaya şükür ile meşgul olmak, O'na hamd ile yönelmek olmalıydı. Çünkü kendisine nimet olarak verilen çok mal Allah’tandı ve övgüye değer olan o meziyet, yani cömertlik, Allah’ın bir lütfu olarak kendisine bahşedilmişti. Allah Teâlâ’nın şu beyanı da böyledir: “Hacca mahsus ibadetlerinizi bitirdiğinizde de atalarınızı andığınız gibi, hatta daha canlı bir şekilde Allah’ı anın”’. Yani atalarınız, andığınız şeref ve güzel hasletlere sadece Allah’ın bir lütfu olarak nail oldular. O itibarla atalarınızı andığınız gibi Allah’ı da anın. Bu tür bir öğünme kavmin tümüne yönelik olmayıp özel kimselere aittir. Zira zaten her bir kimse bunun gibi “Çok mal harcadığını” ve “Şöyle şöyle yaptığını” söyler.​

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Yahsebu (يَحْسَبُ)

        İbn Fâris, "h-s-b" kökünün iki temel anlam ekseni olduğunu belirtir; bunlardan ilki saymak ve miktar belirlemek (hesap), ikincisi ise bir şeyin yeterli gelmesidir. Fiilin buradaki kullanımının zihinsel bir ölçümleme ve bir sonuca varma sürecini ifade ettiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, bu kelimenin bir şeyi sayıp dökerek ulaşılan "zann" ve "kanaat" anlamına geldiğini, ancak buradaki düşüncenin kesin bir bilgiye (yakîn) değil, kişinin kendi kuruntusuna ve yanlış değerlendirmesine dayandığını açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an semantiğinde bu kelimenin genellikle insanın kendi gücü, serveti veya konumu hakkındaki epistemolojik yanılgılarını ifade etmek için kullanıldığını, burada da kişinin ilahi denetimden azade olduğuna dair taşıdığı sahte eminlik halini betimlediğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin psikolojik bir yanılsamaya işaret ettiğini, kibirli insanın kendi gücüne olan aşırı güveninin onu hakikatten saptıran bir "hesap hatası" olduğunu ve bu durumun ayette bir kınama üslubuyla verildiğini vurgular.

        Yakdira (يَقْدِرَ)

        İbn Fâris, "k-d-r" kökünün bir şeyin sonu, sınırı, ölçüsü ve bir şeyi başka bir şeye denk kılmak anlamına geldiğini belirtir. Güç yetirme anlamının da (kudret) esasen bir şeyin sınırlarını belirleme ve ona hakim olma yeteneğinden kaynaklandığını ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, "kudret" kavramının bir işi tam bir irade ve belirli bir ölçü (takdir) üzere gerçekleştirmek olduğunu söyler. Bu ayetteki kullanımın, insanın üzerinde mutlak bir otoriteye sahip olan Allah'ın, onun her eylemini bir ölçüye bağladığını ve her an ona güç yetirebileceğini hatırlattığını açıklar. Angelika Neuwirth, kelimenin burada retorik bir meydan okuma diliyle kullanıldığını, insanın kendi üzerindeki ilahi ölçüyü ve kontrolü hiçe sayan "özerklik" iddiasına karşı, kudretin gerçek ve mutlak sahibine atıf yapıldığını tahlil eder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, kelimenin ontolojik bir sınır bildirdiğini; insanın "Kadîr-i Mutlak" bir gücün denetimi altında olduğu gerçeğini, kendi sınırlılığını fark etmesi gereken bir varlık olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, buradaki kudret vurgusunun sadece fiziksel bir güç değil, aynı zamanda insanın her eyleminin ilahi bir mizan ve hesapla ölçüldüğü, hiçbir şeyin başıboş bırakılmadığı gerçeğini yansıttığını belirtir.

        Ahad (أَحَدٌ)

        İbn Fâris, "e-h-d" kökünün teklik ve birlik anlamına geldiğini belirtir. Bu kelimenin parçalanamaz bir bütünlüğü ve eşsizliği temsil eden bir asıl olduğunu söyler. Râgıb el-İsfahânî, "ahad" kelimesinin olumsuz cümlelerde kullanıldığında (buradaki olumsuzluk yapısıyla birlikte), istisnasız "hiç kimse" anlamını verdiğini ve mutlak bir genellik ifade ettiğini açıklar. "Vâhid" kelimesinden farkının, bu "hiçlik" veya "mutlak kapsayıcılık" olduğunu, yani ilahi güç karşısında hiçbir ferdin veya gücün istisna tutulamayacağını vurgular. Toshihiko Izutsu, kelimenin burada "hiç kimse" anlamında kullanılmasının, insanın kendisini sorgulayacak hiçbir otoritenin bulunmadığına dair taşıdığı derin ontolojik yanılgıyı ve bu yanılgının ilahi kelam tarafından kökten reddedildiğini ifade ettiğini belirtir. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin kullanımının ilahi denetimin kaçınılmazlığını pekiştirdiğini, hiçbir gücün veya şahsın bu kuşatıcı kudretin dışında kalamayacağını ifade eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X