Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 284. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 284. Ayet

    لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَاِنْ تُبْدُوا مَا ف۪ٓي اَنْفُسِكُمْ اَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللّٰهُۜ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    li(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fi-l-ard(i)(k) ve-in tubdû mâ fî enfusikum ev tuḣfûhu yuhâsibkum bihi(A)llâh(u)(s) feyaġfiru limen yeşâu ve yu’ażżibu men yeşâ(u)(k) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. İçinizdeki duygu ve düşünceleri açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onlardan dolayı hesaba çekecektir. Sonra dilediğini affeder, dilediğini de azaba uğratır. Allah her şeye güç yetirendir.

      Göklerde ve Yerde Olan Her Şey Allah'a Aittir

      Göklerde ve yerde olan her şey Allah'a aittir. Bunun anlamı açıktır, çünkü göklerde ve yerde olan herkes Allanın erkek ve kadın kullarıdır; bu beyan yahudilerin, "Uzeyr Allah'ın oğludur", hıristiyanların da, "Mesih Allah'ın oğludur", Arapların ise, "Melekler Allah'ın kızlarıdır" şeklindeki inançlarına cevap mahiyetindedir. Biz bu hususları daha önce birden fazla yerde açıkladık.

      İçinizdeki duygu ve düşünceleri açıklasanız da gizleseniz de Allah sizi onlardan dolayı hesaba çekecektir. Bazı alimler ayetteki bu kısmın hemen onu takip eden sonra dilediğini affeder, dilediğini de azaba uğratır mealindeki kısmıyla istidlal ederek neshedildiğini söylemiştir. Ne var ki aynı ayette hesaba çekilme ve cezalandırmanın haber verilmesi yanında bağışlanmanın vadedilmesi ihtimal dahilinde bulunmamaktadır. Vat nesih ihtimali taşımaz, çünkü bu durum sonradan fark edip vazgeçme özelliği taşır (beda), bu ise sonuçları bilmeyen birinin yapacağı bir iştir. Allah böyle bir durumdan pek ali ve münezzehtir.

      Ayetin bu kısmı hakkında farklı görüşler belirtilmiştir. Hasan-ı Basri bu, zihne kendiliğinden gelen değil, kalbin azmettiği şeydir, biçiminde yorumlamıştır. Hz. Peygamber'in bir hadisi de bu anlama gelmektedir. Ayetin kuruluşunda takdim ve tehir bulunma ihtimali ve 'ev' (او) edatının vav (و) yerine kullanılması da söz konusudur, yani içinizdeki duygu ve düşünceleri gizleyip ardından açıklarsanız Allah sizi bundan dolayı hesaba çeker. Diğer bir ihtimal de şöyledir: İçinizdeki duygu ve düşünceleri açıklasanız da gizleseniz de, sadece zihinde doğması ve içten söylenmesi ile yetinmeyip ona azmeder ve inanç çerçevesinde karar verirseniz ... tıpkı, "Güzel bir davranış düşünene şu kadar sevap, kötü bir davranış düşünene şu şu verilir" tarzında rivayet edilen hadiste olduğu gibi. Tasvir edilen bu durum zihinde doğan veya içinin söylediği seviyede olmayıp azim ve kararlılık konumundadır. Şu ayet-i kerimede olduğu gibi, "Andolsun ki kadın ona meyletti, [eğer Rabb'inin işaret ve ikazını görmeseydi] o da kadına meyletmişti" mealindeki beyanda olduğu gibi, Kadın (Züleyha) ona (Yusuf'a) kararlı bir şekilde meyletmiş, onun içinde ise kadına meyletme düşüncesi iradesiz bir şekilde doğmuştu. Kişi kalbinde doğan ve içinin söylediği şeylerden ötürü değil, kararlılık ve kesin bir inançla azmettiği hususlar sebebiyle sorguya çekilir. Nihai gerçeği bilen Allah'tır.

      Sonra dilediğini affeder, dilediğini de azaba uğratır. Bu beyanda, sorguya çekilecek hususun azim ve kararlılık olduğu biçimindeki görüşümüzün delili bulunmaktadır, çünkü biz kendiliğinden doğuşun affedileceğini, azim ve kararlılığın ise cezaya uğratılacağını daha önce zikretmiştik.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün kulluk edilen, yönelinen mutlak varlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu ismin yaratıcıya has özel isim olduğunu, ayetin bağlamında göklerdeki ve yerdeki her şeyin yegâne maliki ve mutlak otorite sahibi olarak zikredildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın Tanrı tasavvurunda mülkiyetin sadece fiziksel bir aidiyet değil, aynı zamanda insanın gizli niyetlerini de yargılama hakkını meşrulaştıran ontolojik bir zemin olduğunu analiz eder.

        Semâvât (السَّمَاوَاتِ)

        İbn Fâris, s-m-v kökünün yükseklik, yücelik ve bir şeyin üst kısmı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, yeryüzünün üstünde yer alan, insana göre yüksekte bulunan kozmik alemi ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Kur'an'ın bu kavramı arz ile birlikte zikrederek evrenin tamamını kastettiğini ve ilahi otoritenin mekânsal bir sınırı olmadığını vurguladığını ifade eder.

        Ard (الْأَرْضِ)

        İbn Fâris, e-r-d kökünün aşağıda olan, üzerinde yürünen ve sabit zemin anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, göğün zıddı olarak arzın insanın varoluş ve imtihan sahnesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, semâvât ve arz ikilemesinin Kur'an'da bütün varlık alemini kapsayan evrensel bir edebi formül olduğunu, ilahi mutlak hakimiyetin yatay ve dikey tüm alanları kuşattığını analiz eder.

        Tubdû (تُبْدُوا)

        İbn Fâris, b-d-v kökünün bir şeyin gizliliğinden sıyrılıp açığa çıkması, görünür hale gelmesi anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, insanın iç dünyasındaki niyetleri veya düşünceleri dışarı vurması, eyleme veya söze dökerek alenileştirmesi eylemi olduğunu ifade eder. Prof. Dr. Hidayet Aydar, hukuki ve ahlaki sorumluluk bağlamında fiilin, içsel bir düşüncenin iradi bir seçimle pratik hayata yansıtılmasını anlattığını belirtir.

        Enfusikum (أَنْفُسِكُمْ)

        İbn Fâris, n-f-s kökünün can, kan, bir şeyin bizzat kendisi ve insanın içsel hakikati anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, nefsin insanın akli, ruhi ve duygusal merkezi olduğunu, burada gizli niyetlerin ve kurguların yatağı olarak kullanıldığını açıklar. Aisha Abdurrahman (Bintü'ş-Şâtı), Kur'an'ın edebi dilinde nefsin insanın en mahrem ahlaki çatışma alanı olduğunu, eyleme dönüşsün veya dönüşmesin bireyin tüm psikolojik ve manevi dünyasını temsil ettiğini analiz eder.

        Tuhfûhu (تُخْفُوهُ)

        İbn Fâris, h-f-y kökünün bir şeyi örtmek, görünmez kılmak ve saklamak anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, tubdû fiilinin tam zıddı olarak, niyetlerin dış dünyadan gizlenmesi eylemi olduğunu kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu eylemin İslam ahlakındaki sorumluluk bilincinin derinliğini gösterdiğini; zahiri hukuktan kaçırılabilen niyetlerin, ilahi ilmin kuşatıcılığından asla saklanamayacağını vurgular.

        Yuhâsibkum (يُحَاسِبْكُمْ)

        İbn Fâris, h-s-b kökünün saymak, hesaplamak ve bir şeyin miktarını bilmek anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, insanın eylemlerinin ve niyetlerinin ilahi bir tartıda karşılığını bulmak üzere ince bir değerlendirmeye tabi tutulması demek olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın eskatolojik lügatinde bu kavramın, insanın yeryüzündeki açık ve gizli her bir anının ahirette şaşmaz bir adaletle yüzüne vurulacağı mutlak ilahi yargılamanın özü olduğunu analiz eder.

        Yagfiru (يَغْفِرُ)

        İbn Fâris, g-f-r kökünün bir şeyi örtmek, korumak ve gizlemek anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ilahi bağışlamanın, insanın günahlarının üzerini rahmetle örtüp onu ilahi cezadan koruması eylemi olduğunu söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, magfiretin salt bir af değil, mutlak adalet mekanizması içinde Allah'ın lütfunu ve dilediği kulu azaptan kurtaran rahmet inisiyatifini ifade ettiğini vurgular.

        Yeşâu (يَشَاءُ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün var olmak, bir şeyi istemek ve kastetmek anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, irade kavramıyla bağlantılı olarak, Allah'ın mutlak seçimi ve ilmi doğrultusunda bir eylemi dileyip meydana getirmesi olduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, meşietin ilahi otoritenin sınırlandırılamaz mutlak özgürlüğü olduğunu, kurtuluşun ve cezanın nihai kararının insan aklının öngörülerine değil, doğrudan ilahi hikmet ve iradeye bağlı kaldığını analiz eder.

        Yuazzibu (يُعَذِّبُ)

        İbn Fâris, a-z-b kökünün bir şeyi engellemek, alıkoymak anlamına geldiğini, azap kelimesinin insanı rahata ve lezzete ulaşmaktan alıkoyduğu için bu kökten türediğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, işlenen suça mukabil acı ve ıstırapla karşılık vermek olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, kelimenin ayette magfiretin mukabili olarak yer aldığını, ahlaki sınırı aşanlar için ilahi adaletin gerektirdiği cezalandırıcı iradeyi temsil ettiğini açıklar.

        Şey (شَيْءٍ)

        İbn Fâris, ş-y-e kökünün var olan, hakkında haber verilebilen ve mevcut her şey anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, şey kelimesinin varlık hiyerarşisindeki her nesneyi kapsayan en genel kavram olduğunu söyler. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kelimenin ayetteki genel kullanımıyla, göklerdeki, yerdeki ve insan içindeki her detayın istisnasız bir şekilde ilahi kudretin nesnesi kılındığını vurgular.

        Kadîr (قَدِيرٌ)

        İbn Fâris, k-d-r kökünün gücü yetmek, bir şeyin miktarını ve sınırını tayin etmek anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, kudret sahibi olan Allah'ın, hiçbir eylemde aciz kalmayıp mutlak hakimiyetiyle varlık alemine ölçü koyduğunu açıklar. Toshihiko Izutsu, bu kavramın Kur'an'ın Tanrı tasavvurundaki her şeye gücü yetme sıfatının zirvesini oluşturduğunu; bağışlama, cezalandırma, hesaba çekme ve varlığa hükmetme fiillerinin arkasındaki yegâne dayanağın bu sınırlandırılamaz kudret olduğunu analiz eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X