Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 279. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 279. Ayet

    فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللّٰهِ وَرَسُولِه۪ۚ وَاِنْ تُبْتُمْ فَلَكُمْ رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْۚ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Fe-in lem tef’alû fe/żenû biharbin mina(A)llâhi verasûlih(i)(s) ve-in tubtum felekum ruûsu emvâlikum lâ tazlimûne velâ tuzlemûn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulü'nün size açacağı savaştan haberiniz olsun. Tövbe edip vazgeçerseniz sermayeleriniz size aittir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz.

      Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulü'nün size açacağı savaştan haberiniz olsun. İbn Abbas'tan nakledildiğine göre o, şöyle demiştir: Faiz işlemi üzerinde ısrar eden, onu helal telakki edip sürdüren kimseyi müslüman devlet başkanının tövbe etmeye çağırması gerekir, vazgeçerse ne ala, geçmezse ölümüne hükmeder.

      Ayetin baş tarafında yer alan "fe'zenu" kelimesindeki elif harfi katı' ve vasıl şeklinde okunmuştur. Katı' şeklinde "fe-azinu" diye okuyana göre ayet, faizi helal telakki edenlere yönelik bir ilan olup onların Allah ve Resulü'nün kendilerine karşı savaş açacağı kişiler olduklarını bildirir. Vasıl şeklinde "fe'zenu" okuyana göre ise ayet bilgi verme konumunda bulunur ve "Böyleleri savaş açacağımız kimseler konumundadır" anlamında olup müminlere hitab eder.

      Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz. Tövbe edip vazgeçerseniz sermayeleriniz size aittir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz. mealindeki ayet hakkında İbn Mabbas'tan şöyle rivayet gelmiştir: Yani ne haksızlık edip faiz yersiniz, ne de haksızlığa uğratılıp mali zayiata maruz kalırsınız. Katade de şöyle demektedir: Faiz ortadan kalkmış, sermayeler ise devam etmektedir.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Tef'alû (تَفْعَلُوا)

        İbn Fâris, f-e-l kökünün genel olarak kastedilerek yapılan bir işe, eyleme işaret ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, fiilin niyetli veya niyetsiz her türlü eylem olduğunu, ancak bu bağlamda bilinçli bir terk etme eylemini (faizin bırakılması) ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin ayetin siyak ve sibakı içinde, faizden vazgeçme eyleminin gerçekleşmemesi durumuna atıf yaptığını vurgular.

        Fe'zenû (فَأْذَنُوا)

        İbn Fâris, e-z-n kökünün bilmek, işitmek ve bir şeyi öğrenmek anlamlarına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin bir şeyi güçlü bir şekilde bildirmek, haberdar olmak anlamına geldiğini, ayette ise Allah'ın ve Resulünün açtığı savaştan "haberdar olun" şeklinde bir ültimatom ifade ettiğini belirtir.

        Harb (حَرْبٍ)

        İbn Fâris, h-r-b kökünün soymak, yağmalamak ve şiddetli çatışma, savaş durumu anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, harbin barışın zıttı olduğunu, bu ayette Allah'tan gelen mutlak bir ekonomik ve manevi yıkım ile düşmanlık durumunu sembolize ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, Kur'an'daki anlamsal alanında kelimenin, ilahi ahdin bozulmasının nihai sonucu olarak ilahi gazaba uğramak ve mutlak bir yabancılaşma durumunu temsil ettiğine dikkat çeker. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, faizin ne kadar büyük bir cürüm olduğunu, Kur'an'da başka hiçbir günahın doğrudan "Allah ve Resulü tarafından açılan bir savaş" ile tehdit edilmediğini belirterek kelimenin bağlamsal ağırlığını vurgular.

        Allah (اللَّهِ)

        İbn Fâris, e-l-h kökünün ibadet ve kulluk etme anlamına geldiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin Süryanice ve Aramice kökenlerine işaret ederek İslam öncesi kullanımına dikkat çeker, ancak Kur'an'ın bu kelimeyi mutlak monoteistik bir kavram olarak nasıl yeniden şekillendirdiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, kelimenin tüm Kur'an anlamsal ağının merkezi odak kelimesi olduğunu ve İslam öncesi kabilevi ilah tasavvurlarını tamamen yıkarak yeniden inşa ettiğini ifade eder.

        Resûl (رَسُولِهِ)

        İbn Fâris, r-s-l kökünün bir şeyi sakince ve kararlılıkla göndermek anlamına geldiğini söyler. Râgıb el-İsfahânî, risaletin gönderilen mesaj, resulün ise ilahi otorite ile donatılmış olarak bu mesajı taşıyan kişi olduğunu belirtir. Prof. Dr. Hidayet Aydar, terimin ilahi emirlerin iletilmesi bağlamında, Resul'ün yasama konularında Allah'ın yanındaki kurumsal otoritesini temsil ettiğini ifade eder.

        Tubtum (تُبْتُمْ)

        İbn Fâris, t-v-b kökünün geri dönmek anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, tövbenin şer'i anlamda günahtan itaate dönmek olduğunu, bu ayetin bağlamında ise faizin aşırı kazançlarından vazgeçip helal ticarete geri dönüşü ifade ettiğini söyler. Toshihiko Izutsu, tövbeyi temel bir ahlaki dönüş olarak analiz eder; insanın pişmanlık duyarak yönelmesinin, ilahi kabul ile karşılandığı iki taraflı bir kavram olduğunu vurgular.

        Ruûs (رُءُوسُ)

        İbn Fâris, r-e-s kökünün bir şeyin en üst kısmı, başı anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, kelimenin mecazi olarak malın aslı (ana para) için kullanıldığını, yani üzerine faiz eklenmemiş orijinal meblağı ifade ettiğini kaydeder. Prof. Dr. Sadık Kılıç, bu kavramın meşru ticaretin ekonomik temelini oluşturduğunu, ahlaki olarak izin verilen ana parayı, sömürücü faiz fazlalığından ayırdığını analiz eder.

        Emvâl (أَمْوَالِكُمْ)

        İbn Fâris, m-v-l kökünün toplanabilen ve sahip olunabilen mülkler, varlıklar anlamına geldiğini ifade eder. Râgıb el-İsfahânî, malın başlangıçta elde edilen şey anlamına geldiğini, bu ayette spesifik olarak sermayeyi kastettiğini belirtir. Arthur Jeffery, kelimenin daha geniş Sami dilleri havzasındaki ticaretle bağlantılı potansiyel alıntı kökenlerine değinir ve Kur'an'ın ekonomik sözdağarcığına nasıl uyarlandığını not eder.

        Tazlimûn (تَظْلِمُونَ)

        İbn Fâris, z-l-m kökünün temel olarak bir şeyi kendi yeri dışında bir yere koymak veya karanlık anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, zulmün sınırları aşmak olduğunu; bu bağlamda ifade edilen "zulmetmeme" fiilinin, ana paradan fazlasını alarak borçluyu mağdur etmemek anlamına geldiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, zulmün Kur'an'daki en büyük negatif değer kelimelerinden biri olduğunu, bu sosyo-ekonomik bağlamda ekonomik sömürü yoluyla adaletin ihlal edilmesini temsil ettiğini vurgular. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu fiilin İslam ekonomik adaletinin temel prensiplerinden birini oluşturduğunu, borçlunun sömürülmesini kesin bir dille yasakladığını analiz eder.

        Tuzlemûn (تُظْلَمُونَ)

        İbn Fâris, aynı şekilde z-l-m köküne dayanarak haksızlığa maruz kalmayı ifade ettiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, bu edilgen fiilin "zulme uğramamak" şeklinde, alacaklının verdiği ana paradan daha azını alarak zarara girmemesi gerektiğini ifade ettiğini söyler. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, kelimenin bir önceki fiil ile birlikte değerlendirildiğinde, karşılıklı rızaya dayalı ve ne alacaklının ne de borçlunun zarar gördüğü mutlak bir ekonomik denge ve adalet unsuru olarak kullanıldığını vurgular.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X