Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Bakara Sûresi, 278. Ayet

Daralt
X
 
  • Filtre
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
Yeni Mesajlar
  • Kur’ân-ı Kerîm
    • 2020
    • 6236

    Bakara Sûresi, 278. Ayet

    يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَذَرُوا مَا بَـقِيَ مِنَ الرِّبٰٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ​
  • Türkçe Transkript
    • 2020
    • 6236

    #2
    Yâ eyyuhe-lleżîne âmenû-ttekû(A)llâhe veżerû mâ bakiye mine-rribâ in kuntum mu/minîn(e)

    Yorumu Yorumla

    • Mâtürîdî
      • 2020
      • 6236

      #3
      Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının. Gerçekten inanmış kimseler iseniz faiz alacaklarınızdan vazgeçin.

      Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının. Gerçekten inanmış kimseler iseniz faiz alacaklarınızdan vazgeçin. İki şekilde yorumlanmıştır: Denilmiştir ki, gerçekten inanmış kimseler iseniz, ömrünüzün geri kalan kısmında faizden vazgeçin. Yine gerçekten inanmış kimseler iseniz, henüz almadığınız faizden vazgeçin, diye yorum yapılmıştır.

      Ayet-i kerimede, henüz alınmamış (kabz) faizin üzerinden, alıştan sonra haram kılan bir yasak geldiği takdirde alışveriş akdini bozar. Bundan dolayıdır ki [Hanefi] alimlerimiz satışa konu teşkil eden nesnenin alınma imkanının ortadan kalkması akdin bozulmasını gerektirir, demişlerdir; tıpkı faizli alışverişte faiz alma imkanının haram kılınışının, fiilen alınmamasını gerektirdiği gibi. Bunun delili de, "Tövbe edip vazgeçerseniz sermayeniz size aittir" mealindeki ilahi beyandır. Görüldüğü üzere bu beyan alışveriş akdini bozmuş ve sermayenin iade edilmesini gerekli kılmıştır.

      Ayetin kendisinden, diğer bir bakış açısına göre de delil çıkmaktadır. Şöyle ki, o, malı almaya mani olan haramlılığın ortaya çıkışını, akdin -fasid haline gelmesi sebebiyle- bozulmasına sebep kılmıştır. Buna bağlı olarak malın alınmasından (kabz) önce kesinleştirilen akitte yeni bir durumun ortaya çıkışı, alışverişin bedeli (semen) gerektirmesi açısından akit esnasında ortaya çıkmış gibi kabul edilir.

      Faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Bu beyanın yanı sıra "Tövbe edip vazgeçerseniz sermayeniz size aittir" mealindeki beyanlarda, şunun delili vardır ki, müslümanlarla gayrı müslimler (ehlü'l-harb) arasında borçlanma ve ödünç ilişkileri cereyan ettikten sonra karşı taraf müslüman olduğu takdirde önceki münasebetler icra edilir; karşı taraf önceden güç kullanarak aldığı şeyleri ise iade etmez. Çünkü onların önceden aldıkları faize, iade edilmemek üzere, sahip olmuşlardır, bu sebeple de geri vermeleri emredilmemiştir. Buna bağlı olarak güç kullanarak ele geçirdikleri şeyleri de iade etmemek üzere almışlardır, artık bunun geri verilmesi gerekli olmamıştır. Ana paraya gelince onu iade etmek üzere almışlardı. Benzer şekilde, onların bir kısmı müslümanlardan borç veya ödünç alacak olursa iade etmeleri gerekir. İşte meselenin bu kuruluşunda [Hanefi] alimlerimizin biraz önce zikrettiğimiz görüşlerine ait delil bulunmaktadır. Nihaî gerçeği bilen Allah'tır.

      Yorumu Yorumla

      • Etimolog
        • 2025
        • 6236

        #4
        Âmenû (آمَنُوا)

        İbn Fâris, kelimenin "e-m-n" kökünden geldiğini, temel anlamının korkunun zıddı olarak güven, emniyet ve tasdik etmek olduğunu belirtir. Râgıb el-İsfahânî, imanın kalple onaylama ve bu onay sayesinde ruhsal bir sükûnete kavuşma hali olduğunu ifade eder; ayetteki bağlamında "iman edenler" hitabının, Allah'a duyulan bu güvenin pratik hayattaki en zorlu ekonomik fedakarlıklardan biri olan faizi terk etme eylemiyle test edildiğini açıklar. Toshihiko Izutsu, Kur'an'ın ahlak sisteminde bu kelimenin, kişinin ekonomik ve geleceğe dair güvenliğini faiz sömürüsünde değil, doğrudan doğruya ilahi otoriteye duyduğu mutlak güvende aramasını talep eden varoluşsal bir çağrı olduğunu tahlil eder.

        İttekû (اتَّقُوا)

        İbn Fâris, "v-k-y" kökünden türeyen bu fiilin bir şeyi zararlı ve tehlikeli olan dış etkenlerden korumak, muhafaza etmek ve kalkan edinmek anlamına geldiğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, takva kavramının nefsi ahirette zarara uğratacak günahlardan korumak olduğunu, ayette ise Allah'tan korkmanın (ittakû), faiz gibi ağır bir sömürü aracından uzak durarak ilahi azaba karşı ahlaki bir kalkan edinmek şeklinde somutlaştığını belirtir. Toshihiko Izutsu, takvanın Cahiliye dönemindeki kabilevi savunma refleksinden çıkarılıp, Kur'an tarafından ilahi sınırları ihlal etmemeye yönelik derin bir ahlaki duyarlılığa ve vicdani uyanıklığa dönüştürüldüğünü tahlil eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, bu kelimenin faiz yasağı bağlamında kullanılmasının, takvanın sadece bireysel ve ritüelistik bir ibadet değil, başkasının emeğini gasp etmemeyi ve sosyal adaleti korumayı gerektiren toplumsal bir sorumluluk bilinci olduğunu vurgular.

        Zerû (ذَرُوا)

        İbn Fâris, bu fiilin "v-z-r" kökünden geldiğini, bir şeyi terk etmek, bırakmak, bir kenara atmak ve ondan tamamen vazgeçmek anlamlarını taşıdığını belirtir. Râgıb el-İsfahânî, eylemin sıradan bir bırakma değil, değersiz veya zararlı görülen bir şeyi kalpten söküp atarak terk etmeyi ifade ettiğini; ayette inananların bugüne kadar kazanç kapısı olarak gördükleri faizi artık ruhen tiksinerek arkalarında bırakmalarının emredildiğini açıklar. Prof. Dr. Sadık Kılıç, eylemin emir kipinde ve keskin bir formda gelmesinin, faizin ekonomik cazibesinden kopmanın insan psikolojisi için ne kadar zorlu bir imtihan olduğunu gösterdiğini, kelimenin bu radikal kopuşu ve iradi vazgeçişi simgelediğini tahlil eder.

        Bekiye (بَقِيَ)

        İbn Fâris, "b-k-y" kökünün fena (yok oluş) kavramının zıddı olarak bir şeyin varlığını sürdürmesi, devam etmesi, geriye kalması ve kalıcılığı anlamına geldiğini kaydeder. Râgıb el-İsfahânî, ayetteki kullanımının geçmişte yapılmış olan faiz akitlerinden henüz tahsil edilmemiş ve geleceğe sarkan alacak kısımlarını ifade ettiğini belirtir. Celaleddin el-Suyuti, bu kelimenin ilahi yasanın geriye dönük değil, mevcut an ve gelecek üzerinde mutlak bir kesinti uyguladığını gösterdiğini; önceden tahsil edilen faizlerin bağışlandığını, ancak henüz alınmamış "geriye kalan" kısımlar üzerinde hiçbir hak iddia edilemeyeceğini kesin bir dille hükme bağladığını aktarır.

        Ribâ (الرِّبَا)

        İbn Fâris, "r-b-v" kökünün artmak, çoğalmak, şişmek ve yukarı doğru yükselmek anlamına geldiğini; faiz eyleminin de anaparadaki bu haksız ve suni şişme nedeniyle bu kökten türediğini açıklar. Râgıb el-İsfahânî, ribayı meşru bir emek veya ticaret olmaksızın malda meydana gelen haksız fazlalık olarak tanımlar ve ayette terk edilmesi emredilenin ana para değil, bu zalimce artış kısmı olduğunu vurgular. Arthur Jeffery, kelimenin köken itibarıyla Sami dillerindeki ortak ticari sözdağarına dayandığını, özellikle Aramice ve Süryanicedeki "r-b-y" (büyümek, faiz almak) kavramlarıyla aynı kökten beslendiğini kaydeder. Toshihiko Izutsu, faiz yasağının Kur'an'ın ekonomik ahlak sistemindeki en radikal müdahale olduğunu, karşılıksız sömürüyü temsil etmesi sebebiyle imanın doğrudan bir anti-tezi olarak konumlandırıldığını tahlil eder.

        Mü'minîn (مُؤْمِنِينَ)

        İbn Fâris, "e-m-n" kökünün mutlak güven ve tasdik anlamına geldiğini belirtir. Râgıb el-İsfahânî, ayetin başında iman edenlere seslenildikten sonra, ayetin sonunda tekrar "eğer gerçekten mümin iseniz" şartının getirilmesinin, imanın sadece dille söylenen bir iddia değil, faizi terk etme gibi devasa bir ekonomik fedakarlıkla ispatlanması gereken ontolojik bir durum olduğunu vurguladığını ifade eder. Prof. Dr. Mustafa Öztürk, ayetin kurgusundaki bu tekrara dikkat çekerek; Allah'ın faiz yasağını doğrudan kişilerin iman iddiasıyla sınadığını, faiz sömürüsüne devam etmenin sadece fıkhî bir günah değil, imanın özünü sakatlayan ve onu geçersiz kılan teolojik bir yıkım olarak değerlendirildiğini tahlil eder.

        Yorumu Yorumla

        İşleniyor...
        X